Osb’lerin İç Analizi, Döviz Kuru Analizlerinden Önemlidir
Yazarlar // 12 Ocak 2017 Perşembe 07:56

Rüştü BOZKURT

Bir kuruluş ya da kurumun, piyasa değişiklikleri karşısında “dayanıklılığını” artırmanın beş ögesi vardır:

Birincisi, yaşadığımız dönemin temel eğilimlerin yarattığı fırsat ve tehlikelerin farkında olma düzeyidir. Fırsatları değerlendirme ve tehlikeleri de düşük maliyetle savuşturabilmemiz, olanak ve kısıtlarımızı da iyi bilmeyi gerekir. Ayırca, işyeri dayanıklılığını artırmak “başlangıç noktasına hassas bağlılık ilkesine” de sadakat ister. Bütün bunlar, “öngörme sürecinin” gerekleridir.

İkincisi, “önlem alma” adımıdır. Önlemler ağırlıklı olarak potansiyel müşteriyi kazanma çabalarını ve rakiplerin stratejilerine karşı alternatif tepkiler geliştirme alanlarını kapsar. Önlemlerin etki derecesi, sağlıklı düşünme, ayrıntı bilgisi ile genel eğilimilerin dengesin kurabilmeye bağlıdır. Önlemler proaktif ya da tepkisel olabilir. Doğru olanı proaktif olmaktır; tehlikeler büyümeden yalıtılır ve önlenirse daha düşük bedeller ödenir.

Üçüncüsü, “yapı sağlamlığılığı, işlev tutarlılığıdır ve kültürel kavrayıştır”. Kuruluş ya da kurumun uzun dönemli geleceğini güven altına almak istiyorsak; kuruluş ve kurumların yapı eksikliklerini ve işlev yetersizliklerini sürekli sorgulamalıyız; onları tanımlayabilmeliyiz. 
Dördüncüsü “geri bildirim döngüsü ve ince ayarlarla ilerleyebilme” ögesidir; buna “yeniden yapılandırma süreci” de diyoruz.Yapı eksiklikleri ve işlevlerin gözden geçirilmesi sorgulayıcı ve eleştirel akılla desteklenen modeller ve simülasyonlarla-benzetimler- değerlendirildiğinde, doğru çıkış kanalları bulunabilir.

Beşincisi,” konsolidasyon sürecidir”. Piyasada bu süreç “yeni normal” olarak da adlandırılır. Daron Acemoğlu’nun anlatımıyla konsolidasyon, bileşen ve bağlamların güçlendirilmesi, engelleyici olanlarının tasfiyesidir. Kuruluş ve kurumların bir dizi misyon, operasyon ve acil durum için “yetenek ve kapasite” kullanarak yeni koşullara uyum sağlayabilmesidir. Klasik anlatımımıza dönersek, birikim yeteneklerini koruyan, geliştiren ve uzun dönemli geleceği güven altına alan önemlemlerdir.

Aşırı övünme ve yerinme

John Harrison Sims ‘in Roma tarihi’nden verdiği örneklerinden biliyoruz ki, Roma’nın çöküşünü hızlandıran olgulardan biri de dönemin yazırlarının, kendi halklarını hem ahlaki hem de fiziksel olarak dejenere olduklarını sürekli dile getirmeleridir. Tacitus, Romalıların kuzeyli güç ve safl ığı yitirmelerinden yakınır. Galyalıları ve Almanları Romalılardan üstün görür. Kendi insanından, kendi yaptığı işten utanma, kendi ayağına kurşun sıkan aşırı değerlendirilmiş karamsarlık içten çürüme yaratır.

Yaptıklarımızı aşırı abartan bir tutumdan uzak durmalıyız. Her şeyi yeren anlayışları da benimsememeliyiz. Aşırı övünme de aşırı yerinme de “yapıda, işlevde, kültürde geçerliliğini yitiren bileşenleri” farketmemizi engeller. Aşırı övmenin de aşırı yermenin de sonunda aynı sonucu yarattığını bilmeliyiz.Her iki tutumun da nesnel düşünceyi engellediğini; öngörme ve önlem alma disiplininden uzaklaştırdığını; kuruluş ve kurumların dayanıklılığını azalttığını kavramalıyız.

OSB’lerin gündemi

Ülkemizde 295 OSB var.Yakın zamanda bu sayının 300’ü aşacağını biliyoruz.Ülkemizdeki bütün OSB yönetimlerinin, özellikle de büyük ölçekli OSB’lerin bizim bakış açımıza göre gündemi aşağıda aktarılan hususlar üzerine odaklanmalıdır:

1. OSB’ lerin fiziksel alanlanlarının büyütülmesi elbet ki önemsenmeli, izlenmeli ve değerlendirilmeli. Ama asıl önemsenecek husus, OSB’lerde mah ve hizmet üreten işyerlerinde “niteliksel gelişme” olmalıdır.

2. OSB’ de faaliyetlerini sürdüren sektörlerin analizi yapılmalı; rekabet güçlerini olumsuz yönde etkileyen faktörler belirlenmelidir. Söz konusu analizlerde, işletmelerin yönetişimden kaynaklanan iç süreçler kadar, kamu yönetiminden ve küresel süreçlerden kaynaklananlar da netleştirilimelidir. İşletmelerin iş süreçler analiz edilirken çalışanların birikimlerinin, dış süreçler analiz edilirken müşterilerin birikiminin analizi hayati önemdedir.

3. Dış süreçler analiz edilirken, Trump’ın ABD sermayesinin yurtdışı yatırımlar üzerine kurduğu ve kurmak istediği baskının olası baskıları, ADİDAS’ın Vietnam’daki ayakkabı fabrikasını Almanya’ya taşıması gibi somut göstergelerin here geçen gün arttığı “merkeze dönme eğiliminin etkileri” mutlaka analiz edilmelidir.

4. Dijital teknolojinin yarattığı “akıllı ve bağlantılı ürünler, akıllı kentler, akıllı fabrikalar” olgusunun olası etkileri üzerinde durulmalı; bu gelişmeler karşısında hangi “alternatif tepki biçimlerine” ihtiyaç olduğu da tanımlanmalıdır. Özellikle “ürün hattı yapılar” ile “platform yapıları” arasındaki farklılıklar,yarattıkları yeni rekabet koşulları üzerinde düşünmeden, net bilgiye ulaşmadan ve ciddi öngörüler yapmadan gelişmeyi sürdüremeyiz.

5. “Bizim kültürümüzde ortak çalışma yok” diyen kestirmeci ve toptancı yargılar değiştirilmelidir. “Zaruretler maharetlerin anasıdır”; sektörler bağlamında “konsolidasyon süreçlerinin yarattığı ihtiyacı” dikkate alan yeni algı, anlayış, davranış ve kültürü yaratmak da iş yeri yönetimlerinin, siyasi iradenin, bürokrasinin, sivil inisiyatiflerin ve medyanın ortak sorumluluğudur.

Her zaman özenle vurguluyoruz: Önerdiklerimizi anlatırken kullandığımız her sözcük tartışılabilir; eksikleri tamlanabilir; yanlışları düzeltilebilir ama bir şey asla yapılmamalıdır. “Bizim ülkemizde bu söylenenler yapılamaz” diyen, Romalı yazarların düştükleri iç çürütücü tuzaklar götüren dil kullanılmamalıdır.