Nimete, Külfet Muamelesi…
Yazarlar // 10 Şubat 2014 Pazartesi 00:00

Suat BAŞARAN

Aziz Yıldırım’a muhalif olan bir FB’liye, “Aziz Yıldırım’ın gitmesi için FB’nin küme düşmesini sağlamamız lâzım” tarzında bir teklifte bulunan en iyi ihtimalle geri zekâlı muamelesi görür.

Bu duruma râzı olacak taraftar var mıdır; varsa ne derece ciddiye alınır bilmiyorum.

Ancak, “Genel Başkan’ın gitmesi için partiyi baraj altında bırakmak” fikrini ciddi ciddi tartışan epeyce MHP’linin (!) olduğu kesin.

*****

“Bunlar bir yerlerden para aldıkları için ya da şahsi kinleri sebebiyle böyle bir söylem tutturuyorlar” demek işin kolayı.

Yüzde yüz gerçek ve delillerle desteklense bile böyle bir yaklaşımı bir genelleme içerisine hapsetmek doğru değil.

Doğru değil, çünkü bunları söyleyenler arasında samimiyetinden şüphe edilemeyecek insanlar da var ne yazık ki!

Gördüğüm kadarıyla zekâlarıyla da bir sorunları yok.

Öyleyse neden?

*****

Sebeplerden en önemlisi; kendilerini aşırı önemseyip kitle davranışlarını ve hayatın gerçeklerini yeterince analiz etmemeleri.

Oysa sadece 80’li yılları analiz edebilseler, baraj altının ne büyük belâ olduğunu görürlerdi.

Biz bu belâdan Başbuğ başımızdayken bile kurtulamadık.

Bir kere Meclis’e girebildik o da ittifak sayesinde.

*****

Bugün ülkenin oy açısından üçüncü partisiyiz.

Bu yeterli değil elbette.

Ancak kimsenin bize “oyum boşa gitmesin” diye kapısını kapamadığı da bir gerçek.

Bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu çeken bilir.

*****

Evet! MHP’nin oy oranı ve sahip olduğu imkânlar bizler için bir nimettir.

Bazılarımızın bu imkânları kullanamıyor olması söz konusu gerçeği değiştirmez.

Bu nimete külfet muamelesi çekmek, bir aymazlık sonucu değilse “Ben neden o koltuklarda oturamıyorum?” kıskançlığıyla izah edilebilinir ancak.

Hasis, kendinin sahip olmadığı nimetlerden başkası da faydalanmasın ister.

*****

Bu sebeple, samimi olanların söz konusu yaklaşımlarını tekrar gözden geçirmeleri şarttır.

Çünkü bu yaklaşımları müzmin muhaliflere ve bozgunculara geniş bir hareket alanı sağlaması bir yana, kendilerini de onlarla aynı konuma sokuyor.

Bu durum onların hak ettikleri bir konum olmasa da, sözü edilen algının oluşmasında kendilerinin katkısı inkâr edilemez.

İmajlarımızın büyük ölçüde sorumlusu bizleriz ne de olsa.

Ayrıca, sadece yeteneksizler ve mücadele ruhunu kaybedenler, tırmanıp rakibine yetişmek yerine, rakibinin yere düşmesini yeğler.

Böylesi bir miskinliği ülkücülüklerine yakıştırabiliyorlarsa, söyleyecek bir şey yok.