Nasıl Bir İnsanız
Yazarlar // 08 Ekim 2015 Perşembe 00:00

Yavuz BAŞAR

Yazı yazarken bile her satır arasında bencillik vardı..
Veya biz mi böyleydik?
Ben derdi, gayrısını bilmezdi.
Kendinden başkası önemli miydi ki ? 

İşte bu, insanı duygusuz ve acımasız yapıyordu…
Vicdanı, merhameti devre dışı bırakıyordu çoğu zaman...
Her insanda, belki çok, belki az vardı... 
Korku dizelerde gizlenmişti.
Bazen bir köpek sesiydi korku, bazen ölüm…
Ama her bedende,  ebedi olarak yaşayacaktı…
Korku, yanında gururu getirirdi...
Zira korktuğumuz şeyi sevemez ve ondan uzaklaşırdık...
Öfke her bir harfti…
Deriye kazınmıştı ve kalbe prangalanmıştı... 
Beyne, bıçakla çizilmişti..
Öfke arttıkça, masum duygular birer birer can veriyordu...

Sonra tüm güzellikler yok oluyordu.
Sevgi yitiyordu..
Acılar, sayfaları birer birer kemiren bir kurt gibi, yavaş yavaş önce bedenini tüketiyordu kitabın... Sayfaları teker teker koparıyor ve kalbi ele geçiriyordu…
Yaralar, harflerin üzerinde kabuk bağlıyor ve birer birer siliniyordu cümleleri...
Yok oldukça, yok ediyorlardı… 
Gözyaşları  ıslattığı yeri beyaz kılıyordu...
Önce satırlar kayboluyor,
Bencillik geçip gidiyor...

Dizeler terk-i diyar ediyor, şiir gibi korkular siliniyordu hafızalardan..
Sonra tek tek harfler siliniyordu sonsuzluğa…
Ve öfke bitiriyordu.
Sonra yavaş yavaş, tüm kitabı ölüm yutuyordu…
Ölüm kelimelerin kurtuluşuydu…
Ve biz kaçmadan, korkmadan günlerce yaşlanıyor, nefeslerce ölüyorduk. Zaman durmuyordu, vakit geri sarılmıyordu.. 
An bu "an"dı ama,..
Geçmiş, geçmiyordu...
Sarf edilen kelimeler, ortaya dökülen nefretler, pişmanlıklar, keşkeler...
Hayat yaşamaya yine de değiyordu  ama geçmiş  yine geçmiyordu...