Meğer Ne Kadar Da Amerikancıymışız
Yazarlar // 9 Kasım 2020 Pazartesi 16:09

Ragıp GÖKER

ABD’deki seçimle, Amerikalılar dışında yeryüzünde bizim kadar yakından ilgilenen başka bir millet oldu mu bilmiyorum.

Yabancı dilim o kadar iyi olmasa da, ABD’deki seçim süreci boyunca yabancı basını olabildiğince takip etmeye çalıştım.

Ve gördüm ki, her ülke kendi gündemiyle meşgul.

Sürece dair haberleri, arada bir kısa notlar halinde veriyorlardı.

Bizdeki gibi canlı yayında tartışmalar, ABD televizyonlarında bile yoktu.

Bir gece vakti, bizim TV yayınlarının birinde kavga bile çıktı.

Stüdyodaki Trump’çı bir gazeteci, Amerikan vatandaşlığına da geçmiş olan bir Türk gazeteciyi, Biden’e oy verdiğini açıkladığı için yerli ve milli olmamakla suçladı ama bununla da yetinmeyerek, suçlamasını ihanete kadar taşıdı.

ABD’de yaşadığı için programa internet üzerinden bağlanan arkadaş bu suçlamaya çok sinirlendi.

Stüdyodaki arkadaşa hakaretler yağdırdı.

Programın moderatörü Hande Fırat, araya girmeye çalışsa da nafile.

O arkadaşlar yan yana, aynı stüdyoda olsalar kan gövdeyi götürürdü maazallah.

O derece yani.

Nedir bu yahu.

‘’Nereden çıktı bu Sam Amca seviciliği’’ demeyeceğim elbette.

Kökü eskilere dayanıyor çünkü.

Topraklarımız bölünüp parçalandığında, kalelerimize, tersanelerimize girildiğinde ve dahi ordumuz dağıtıldığında ‘Büyük Kurtarıcının’ Samsun’dan başlattığı kutlu yürüyüşün üçüncü önemli durağı olan Sivas’ta, 4 Eylül 1919’da topladığı kongrede bile ‘Manda’ tartışmaları yapılıyordu.

Mustafa Kemal’in en yakınındaki bazı isimler bile, fakr u zaruret içindeki milletin, ABD himayesi olmadan kurtuluş savaşı vermeyeceğine inanıyordu.

Amerikan himayesine girmeyi istemeyenler, Mustafa Kemal ve birkaç arkadaşıydı.

Bir de o genç.

‘’Ya istiklal, ya ölüm’’ nidasıyla salonu inleten Tıbbiyeli Hikmet yan.

O’nun gür sesi, ‘Manda’ tartışmalarını bitirirken, ’’Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’’ inancıyla yola çıkmış Mustafa Kemal’in, milletiyle birlikte başlatacağı o büyük kavgadan galip çıkacağımıza olan inancını güçlendirmişti.

Marshall yardımları geldi sonra.

Coni’lerle birlikte Tee Kore’ye bile gittik.

Amerikan üsleri kuruldu ki, biri Samsun’daydı.

Bolca süt tozu ve balık yağı içirdiler çocuklarımıza.

Amerikan kültür emperyalizminin yoğun işgali altındaydık.

Western filmlerinde, Beyaz Adam’ın o toprakların asıl sahibi olan Kızılderili Adam’ı katledişini zevk alarak izledik.

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye’’ ve “Kahrolsun emperyalizm” diyerek darağacına giden gençlerimiz de oldu bizim.

Boğaz’a demirlemiş Amerikan emperyalizminin simgelerinden sayılan 6. Filo’nun Coni’lerini denize dökerlerken, ‘’Din elden gidiyor ‘’ nidalarıyla o gençlere saldıran gözü dönmüşlerimiz de oldu ne yazık ki.

Demem o ki;

Amerikan seviciliği yeni değil bizde.

Kökü eskilere dayanıyor yani.

Başkanlarından birinin ‘’Bizim çocuklar başardı’’ dediğini öğrendiğimizde, 12 Eylül darbesini hazırlamak için kumpas kurarak, bu ülkede kardeşi kardeşe kırdıranların ABD’liler olduğunu çok sonraları anlamıştık ama işitsen geçmişti maalesef.

FETÖ kalkışmasının da onların tezgahı olduğunu biliyoruz artık.

Ve hatta Irak ve Suriye topraklarındaki bölücülerin ABD tarafından desteklendiğini yediden yetmişe herkes biliyor ama nedir bu Amerikan hayranlığı.

Neymiş efendim.

Demokrat’lar bizi sevmiyormuş.

Bu yüzden Cumhuriyetçi biri başkan seçilmeliymiş.

Donald Trump adlı Cumhuriyetçi ABD’de başkan oldu da ne oldu.

Terör mü bitti bu topraklarda.

Doların ateşimi söndü ki, Trump giderken Türk Lirası dolar karşısında tarihi erimesini yaşıyordu.

Biden, ABD başkanı olursa, ülkemiz ekonomisi için iyi olmazmış.

Daha kötüsü nedir onu da bilemedim ya.

Ha Biden, ha Trump.

Ya da ha Trump, ha Biden.

Ne fark eder yani.

İkisi de Amerikalı.

İkisi de kalleş.

Biz yere sağlam basabiliyor muyuz, ona bakalım.

Gerisi hikaye.