Lozan'a Giderken Biz
Yazarlar // 04 Ekim 2016 Salı 00:00

Ragıp GÖKER

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı Lozan üzerine tartışmaların bir süre daha yapılacağı anlaşılıyor.
Cumhurbaşkanının, Türkiye Cumhuriyetinin ‘Kuruluş belgesi’ ve ‘Tapu Senedi’ olarak bilinen antlaşma üzerine tartışma başlatmasına üzülürken, Cumhurbaşkanının açıklaması için ‘’Siyasetçidir, ve tabanına böyle bir mesaj vermek istemiştir’’ diyebilirim.
Ve fakat
Sırf Cumhurbaşkanı öyle söyledi diye, aralarında akademisyenlerin bile bulunduğu okumuş yazmış çevrelerden, Cumhurbaşkanının söylediklerine destek veren açıklamaları gördükçe üzüldüğümü ve hatta şaşırdığımı söylemek isterim.
Öncelikle Lozan’da kaybedildiği iddia edilen Ege’deki adaların, 1911’de başlayan Trablusgarp Savaşı sonrasında 1912’de imzalan Uşi Antlaşmasıyla İtalya’nın kontrolüne verildiğini söylemek isterim.
Lozan’ı anlamak için de önce Sevr’i bilmek gerektiğini düşünürüm.
1920’de imzalamak zorunda kaldığımız Sevr antlaşmasından önce Osmanlı ile itilaf devletleri arasında imzalanan Mondros Ateşkes antlaşması Osmanlı İmparatorluğunun filen sona erdiğini belgeler ama Sevr, ülkemizin işgaline imkân veren utanç vesikasıdır.
Sevr ile birlikte elimizde epi topu 330 bin kilometre vatan toprağı kalmıştır.
Başta İstanbul olmak üzere yurdumuzun birçok şehri düşman işgali altındadır.
Dahası ordumuz dağıtılmış silahlarımız düşmana teslim edilmiştir.
Buna rağmen bir kahraman, 19 Mayıs 1919’da çıktığı Samsun’da sonu zaferle sonuçlanacak o kutlu yürüyüşümüzü başlatmıştır.
Amasya tamimindeki o sözü hatırla:
‘’Milletin bağımsızlığını, yine milletim azim ve kararı kurtaracaktır’’
Ne topumuz vardı, ne tüfeğimiz.

Halk bitkin ve perişandı.
Ama bize kurtuluşu vaat eden o kahramana inan Türk Milleti, eşine az rastlanır azim ve karlılıkla, yoksulluğuna ve savaşlarından bıkmış olmasına aldırmadan mazlum milletlere örnek olacak o efsanevi Kurtuluş Savaşını vermiştir.
9 Eylül’de düşmanı denize dökerken aslında her anlamda son mermimizi de atmıştık.
Bu sırada İstanbul hala düşman işgali altındadır.
Lozan’a giderken de İstanbul düşman çizmeleriyle çiğneniyordu.
Boğazların kontrolü de düşmanın elindeydi.
İstanbul Düşman İşgalinden ancak 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan antlaşmasıyla kurtulmuştur.
İzmir’de de denize döktüğümüz düşmanın peşinden giderek adaları kurtaracak donanmamız zaten yoktu ama İstanbul’dan son düşman askeri uğurlanırken yapılan törende görevlendirilen askerlerimizin de postalı yoktur, kıyafetleri de harap haldedir.
Tören kıtasında görevli askerlerimiz, topraklarından kovdukları düşmanı uğurlamak için düzenlenen törende giyecekleri kıyafeti bile düşmandan ödünç almıştır.
Lozan’a giderken tam anlamıyla o durumdaydık yani.
Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşına başlarken aslında misak-ı milli hedefini belirlemiştir.
O hedef Lozan’da aldığımız tapuyla sınırları çizilen vatandır.
Gerisi lafı güzaftır.
* * *
USTA GERİ DÖNDÜ
Ustam İsmail Başaran 27 Haziran’da geçirdiği kalp krizi sonucu ara verdiği yazılarına bugün başladı.
Dün gazeteye gittiğimde Yener ‘’Ustamız yazmaya başladı’’ diyerek müjdeyi verdiğinde gazetede bayram havası vardı.
Hoş geldin Utsa.
Müjdeler olsun hepimize...