Kim Mi? Nasıl Mı?
Yazarlar // 12 Mayıs 2014 Pazartesi 00:00

Suat BAŞARAN

Kimin başkan olacağından ziyade başkanın nasıl belirleneceğidir önemli olan.
Tartışılması gereken yöntemdir bu sebeple, vasıflar değil.
*****
Parti yöneticilerini ocak mantığıyla belirlemenin ne büyük sıkıntılar doğurduğuna yakın geçmişimiz şâhittir.
Ankara’da tüm hâlisâne niyetlerle yapılan plânlamalara, taşranın aynı hâlisâne niyetlerle karşı çıktığına da.
Elbette istişarede, söz konusu olan ildekilerin de görüşüne başvuruluyordu. Ancak istişareye kimin çağrılıp çağrılmayacağını geçmişte kurulmuş arkadaşlıklar belirliyordu.
Bu şekilde yapılan her belirlemede taşra Ankara’yı tezgâh yapmakla, Ankara da taşrayı lidere karşı olmakla suçladı durdu.
Yıllar sonra aynı insanlar bir araya gelince, ülkücülük, parti ve lider hakkında hiç de farklı şeyler düşünmediğimizi şaşkınlıkla fark ettik.
Kavganın sert ve acımasızlığı birbirimize bu kadar çok benzememizdi aslında.
*****
Oysa, Ankara’da kimi başkan yapacağız diye kafa yoracak yerde, ilçeler üyelik seferberliğine yönlendirilerek demokratik bir yarışa sokulabilirdi.
Oradan çıkacak irade kimi istiyorsa başkan o olurdu.
Bu kadar basit.
*****
İstişare mi? Sandık mı? Tartışması yapmanın bir anlamı yok bu noktada.
Hangisi daha doğru sonucu verir demenin de.
Bizim sandık dememiz, en doğru sonucu sandığın vereceğine olan inancımızdan kaynaklanmıyor çünkü.
Öyle olsaydı ülkede sandıktan çıkan başbakanlara biat eder, seçilenlerin bizlerden daha değerli, daha dürüst, daha donanımlı insanlar olduğunu kabul ederdik.
*****
Seçimlerde daha çok oy almak için de bunları söylüyor değiliz.
Ülkeyi yıllardır yöneten iktidardaki partinin bizdekinden çok daha anti demokratik şekilde yönetildiğinin farkındayız.
Ayrıca, Ankara’da oturup filanca ilin nasıl şekilleneceğini istişare etmek kaliteli insanı seçmek noktasında bizi doğruya götürür belki de.
Belki de delegenin seçeceğinden çok daha donanımlı bir insanı başkan olarak atanabilir.
Bunlara da itiraz ediyor değiliz.
İtirazımız bu metotla demokrasinin kurumlaşamayacağınadır.
İtirazımız bu yöntemin toplum mühendisliğini çağrıştırıyor olmasınadır.
İtirazımız bu bakış açısının demokrasi kültürünün çiçeklenmesine izin vermemesidir.
Evet itirazımız bunlaradır.
Parti içi demokrasiyi geliştiremeyenler, ülkeye demokrasiyi getiremiyorlar.
Bu kadroların yönettiği Türkiye’nin hâli ortada.
Sayın Başbakan’ı partide demokrasi adına frenleyen biri olabilseydi bütün bu hukuk cinayetleri olmazdı büyük ihtimalle.
Parti içi demokrasiyi geliştirmeyen bir MHP yarın Türkiye’yi yönetirse demokrasi bağlamında, hukuk bağlamında bundan farklı bir Türkiye olmaz, olamaz...
Bunu görebilmek için müneccim olmaya gerek yoktur.
Siyasî tarih buna tanıklık eden yüzlerce misalle doludur.