Kıdeme Dokunma
Yazarlar // 29 Haziran 2020 Pazartesi 19:15

Ragıp GÖKER

Güneş Gazetesi kapandığında, Rahmetli İsmet Hatipoğlu’nun  ortak gazete çıkarma fikrinden hareketle İsmet Abi, Güneş’te birlikte çalıştığımız oğlu Necmi ve ben Bedel’i çıkarmıştık ama kısa bir süre sonra Rahmetli Nezih Demirkent’in daveti üzerine Dünya Gazetesi’nin Samsun Temsilcisi olmuştum.

Dünya’da emekli olduktan sonra bir süre daha çalıştım.

Nezih Beyin vefatından sonra gazetenin patronu olan Kızı Didem Demirkent, emekli ikramiyemi ödedi sağolsun ama sermaye yapısı güçlü olmadığı için Dünya Gazetesi’nin 10 eşit taksitte ödemesi nedeniyle, kıdem tazminatım bir işe yaramamıştı.

Ve fakat

Güneş Gazetesi battığında alamadığım tazminatım nedeniyle çok üzülmüştüm.

Güneş, iyi para veriyordu zira.

Ki;

Güneş’in doğuşu, Babıali çalışanlarının meslekten para kazanmaya başlamasına neden olmuştu.

Güneri Civaoğlu’nun yönetiminde Kozanoğlu ve Çavuşoğlu gurubu tarafından 1981’de yayınlanmaya başlanan Güneş’in kadrosu kurulurken, yüksek miktarda transfer ücretleri ödenmiş, maaşlar da o oranda yükselmiş ve gazetecilerin cebine ilk defa iyi paralar girmeye başlamıştı.

Gurubun bünyesine, Türk Haberle Ajansı (THA)’da çalışmaya başlamakla katılmıştım ama Kozanoğlu ve Çavuoğlu’dan yayın gurubunu satın alan Mehmet Ali Yılmaz, bir süre sonra THA’yı kapatırken benim kadromu da özlük haklarıyla birlikte Güneş’i yayınlayan Güçlü Gazetecilik A.Ş’ye devretmişti.

Gazete daha sonra Asil Nadir tarafından satın alınmıştı.

Asil Nadir de çalışanlarına iyi paralar veriyordu.

Daha doğrusu sendika iyi haklar alıyordu.

Yüzde 300 oranında zamlı toplu sözleşmeyle birlikte yedi memur maaşına denk gelen para almaya hak kazanmıştım.

Ama kısa bir süre sonra  Asil Nadir’in batış süreciyle birlikte, Güneş çalışanları için de zor günler başlamıştı.

Güneş’in kapatılma kararının alındığı güne kadar Samsun Büro Şefi olarak görev yaparken uzun süre maaşımı almadım.

10 yıllık tazminatım da yandı elbette.

Bir çok arkadasım gibi ben de gazetenin İstanbul’daki spor servisinde çalışan Feridun Niğdelioğlu ile birlikte aynı gün, Basın İş Sendikasının o zamanki avukatına vekalet vermiştim ama o günden sonra ne arayan oldu, ne soran.

M.Ali Yılmaz’ın patron olduğu dönemde Beyazıt’taki Soğanağa Mahallesinde yaptırılan gazete binasında bir duvarım olduğunu düşünür ve bununla kendimi avuturdum ama iki yıl önce o bölgeden geçerken binanın yerinde yeller estiğini görünce derin bir hayal kırıklığı yaşamıştım.

Dün bir magazin programında, Kıbrıs’ta yaşadığı bilinen Asil Nadir’in 79 yaşında baba olmaya hazırlandığı haberini işittiğimde “İyi besleniyor galiba” diye düşünmüştüm.

İşlerini batıran patronlar, kıyıda köşede sakladıkları nedeniyle yaşamlarını yine varlık içinde sürdürebiliyorlar ama Güneş’in batışı sürecinde aylarca maaş alamazken, henüz beş yaşlarında olan oğlumu nasıl besleyeceğimi düşünüyordum kara kara.

Yaklaşık yedi memur maaşına denk gelen ücretim nedeniyle Asil Nadir ve onun gazetenin başında bıraktığı adamlardan alamadığım kıdem tazminatım yüreğimi sızlatır hala.

Asil Bey, Nasıl besleniyorsa artık 79 yaşında 6. Kez baba olacakmış.

Asil Bey, daha ne kadar yaşar bilmiyorum ama doğacak bebeğini varlık içinde büyütebilecek kadar kıyıda köşede para birikmiştir diye düşünüyorum.

Kusura bakmasın ama ben Asil Beye hala hakkımı helal edebilmiş değilim ama yine doğacak bebeğine uzun ve sağlıklı bir ömür dilerim.

Demem o ki;

Kıdem tazminatı, çalışanların geleceğini güven altına alabilecekleri en önemli kazanımdır.

Sendikalar, “Son kalemiz” diyorlar bu nedenle.

Son kale yıkılmasın.

Dokunma...