Kıbrıs, Yavru Vatan
Yazarlar // 21 Temmuz 2019 Pazar 10:08

Ragıp GÖKER

Onlar "Cesursan gel, al !" dediler.

Bizimkiler haykırdı: Türk’üm, Cesurum, Geldim, Aldım !

Kıbrıs Zaferinin 45. yılı kutlu olsun...

Dün Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 45. yıldönümüydü.

Şehit ve gazilerimizi de minnet ve şükranla andığımız dün, sosyal paylaşım sitelerinin birindeki bir yurttaş paylaşımından gördüğüm bu satırları, harekatı en iyi anlatan sözler olduğuna inandım ve sizlerle de paylaşmak istedim.

Kıbrıs’ta yüzyıllardır soydaşlarımız yaşıyor biliyorsunuz.

Bu nedenle Kıbrıs’ı yavru vatan olarak görürüz.

Rum’lar adadaki Türk varlığını hiçbir vakit kabul etmediler.

Yunanistan ve Kıbrıslı Rum’lar, adayı Yunanistan’a bağlama iddiasından hiç bir vakit vazgeçmediler.

Geçmeyecekleri de anlaşılıyor.

Adanın Yunanistan’a ilhakını sağlamak için yürüttükleri projeye ‘’Enosis’’ diyorlar.

Megola İdea yani ‘Büyük fikir’ olarak tanımladıkları Enosis’i gerçekleştirmek için de, Georgios Grivas tarfafından EOKA B adında bir örgüt bile kurmuşlardı.

1955 yılında kurulan EOKA B, soydaşlarımıza karşı şiddet eylemleri düzenliyordu.

Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş tarafından örgütlenen soydaşlarımızın mücahitleri EOKA B saldırılarını kimi zaman savuşursalar da, 1974 yılında Nikos Sampson tarafından gerçekleştirilen darbeyle soydaşlarımıza karşı kitlesel imha hareketi başlatmışlardı.

Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar, Başta ABD ve Avrupalıların, ülkemizin ülkelerinin Kıbrıs’a müdahalesine izin vermeyeceğine inanıyorlardı.

O cesareti gösteremeyeceğimize inanmışlardı ama soydaşlarımızın ‘’Kurtarın bizi’’ şeklindeki çığlıklarını duyan hükümetimiz, adada huzur ve güvenliğin sağlanması için garantör ülkelerden biri olan İngiltere ile yürüttüğü görüşmelere başladı.

Sorunun diplomatik yöntemlerle çözülemeyeceği kesinleşince, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, zamanın Dışişleri Bakanı Rahmetli Turan Güneş’in ‘’Ayşe tatile çıksın’’ sözüyle harekete geçme kararı aldı.

Türk halkının yanı sıra, bütün dünya müdahalemizi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Rahmetli Bülent Ecevit’in "İnsanlığa ve barışa büyük bir hizmette bulunmuş olacağımıza inanıyoruz. Öyle umarım ki kuvvetlerimize ateş açılmaz ve kanlı bir çatışmaya yol açılmaz. Biz aslında savaş için değil barış için ve yalnız Türk’lere değil Rum’lara da barış getirmek için adaya gidiyoruz." şeklindeki sözleriyle duydu.

Henüz 16 yaşındaydım ama Ecevit’in 20 Temmuz 1974 Cumartesi günü sabahı siyah-beyaz televizyon ekranlarındaki bu açıklamasını izlediğimi dün gibi hatırlarım.

Yaşlısı, genci, her yaştan Türk insanı o günlerde hep bir ağızdan Ayten Alpman’ın bize ezberlettiği ‘’Bir başkadır benim memleketim’’ şarkısını söylerdik.

‘’Barış Harekatı’’ adını verdiğimiz bu harekatla, Rahmetli Başbakanımızın dediği gibi yalnız Türk’lere değil, Rum’lara da barış götürdük.

Adaya barış gelmişti ama Yunanistan ve Kıbrıslı Rum’ların yanı sıra, onları şımartan başta ABD ve Avrupa olmak üzere birçok ülke bunu kabul etmedi.

Harekat sonrası ada halkı iki bölgeli federatif yapıya zorlandı.

Elini öpme şansını yakaladığım Büyük Kahraman Rauf Denktaş tarafından 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu.

Buna rağmen, Rum’ların adadaki Türk varlığını kabul etmeyecekleri anlaşılıyordu. 1983 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurularak, adadaki Türk varlığı ve soydaşlarımızın geleceğini garanti altına alınmış oldu.

Başta Kıbrıslı Rumlar ile yunan halkının bir bölümü adadaki varlığımızı işgal olarak görüyorlar ama soydaşlarımızın da Rum halkı kadar adada yaşama hakkı olduğunu unutuyorlar.