Kıble Kayası'ndan Taşkent'i Okumak
Yazarlar // 01 Ekim 2015 Perşembe 00:00

Rüştü BOZKURT

Yavuz Kaya arkadaşımız, DÜNYA'daki yazılarımızı yakından izleyen, izlemekle de kalmayıp değerlendirmeler yapma özgüveni gösteren okuyucularımızdan biridir. Gazetede doğduğum köyle ilgili yazılarımı okuduğunda telefon etti: “Vahap Munyar memleketi Malatya'da yazmadık iş insanı bırakmadı. Sen de köyünle ilgili  yazıyorsun; leyleğin yuvasından geleceğin nasıl arandığını öğrendik. Orta Toroslar'da küçük bir yerleşim yeri olan benim memleketim Taşkent'i neden hiç yazmıyorsunuz?”
Yavuz'un sitemine, “Otuz yıl önce Ermenek'e kömür araştırması için gitmiştim. Ermenek üzerinden Taşkent ve Hadim yoluyla Konya'ya giderken geçtim.Yöreyi iyi bilmiyorum. Memleketine götürdün, çevreyi gezdirdin de mi yazmadık!” dedim. Sözümü bitirmeden Kurban Bayramı'nı Taşkent'te geçirmemizi ve çevreyi dolaşmamızı önerdi.
Bayram öncesinde Ermenek'ten Hadim'e çevreyi dolaştık: Belpınar geçidinden aşıp Avşar yaylasına varınca otuz yıl öncesinin anıları zihnimin gizli köşelerinden sökün etmeye başladı. Avşar yaylalarını, Bolay yaylalarını gezdik. Yörükpazarı'nda Anamur çobanlarının son temsilcisi Ali Kerbalı'dan yakın tarihi dinlemek gerçekten ilginçti. Ali Kerbalı bize Gercebağşiş, Karacabağşiş, Nasraddin, Ovabaşı, Karaveliler ve Başyayla köylerinin öykülerini aktardı... Atatürk'e bağlılıklarını anlatırken gözlerinden dökülen yaşlarda hiçbir sahteliğin izi yoktu. Bu Türkmen yurdunun çileli tarihinin canlı anlatıcısı aramızdan ayrılıp gitmeden bir belgesel ustasının gidip Anamur'dan başlayan günler süren yayla yolculuğunu mutlaka belgelemeli ve tarihe not düşmeli, diye düşündüm.
Fırsat eşitliği
Ali Kerbalı'nın anlatımında Ermeni çete lideri Yüzbaşı Volkankolin'in öyküsüyle bütünlenen Kanlı Kaya'daki çobanın kavalından sevgilisine giden mesajı dinlerken Cengiz Aytmatov'un “Cemile”si kadar yalın, acı ve sevgi dolu öyküden etkilenmemek mümkün değildi.
Güneş Orta Toroslar'ın ufkunda saklanmaya çalışırken Taşkent'in simgesi haline gelen Kıble Kayası'nın tepesindeydik. Sağımızda Messeni ve Oğuzeli tepeleri, solumuzda da Harzadin sırtlarıyla Kıble Kayası'nı ayıran, yaylara ve Ermenek'e gitmek için geçit veren boğazı seyrediyordum. Biraz daha ötelerde Erenler tepesi, Ilanca (Yılanca), Belen, Yellice Beden tepeleri uzanıyordu. 
Bir çanak içinde saklanmış Taşkent'i gözlerken Yavuz Kaya'ya seslendim: Kıble Kayası'ndan Taşkent'i nasıl okuyorsun?
Yavuz Kaya doğduğu, ilk gençlik yıllarını geçirdiği yerlere bakarken olumlu düşüncenin anlımlı bir örneğini yansıttı: “İnsanlar bu gördüğümüz yerde bin yıldan fazla bir zamandır yaşıyor. Toprakları sınırlı, verimi düşük bu yörede bin yıl yaşama direnci gösterebilme iradesine engin bir saygı duyuyorum. Bu saygı yöreyle olan duygusal bağlarımı kuvvetlendiriyor. Bin yılın bize öğrettiği yaşama direncini bir başka yanıyla bugüne  taşımamız gerekiyor. Karşıda bizim evin hemen yanıbaşındaki sarı boyalı evde doğan bir çocuğun ülke başbakanlığına kadar tırmanmasının fırsat eşitliğini yaratanların akıl ve iradesi beni etkiliyor. Bu ülkenin ücra ve yoksul topraklarından ülkeyi yönetecek makamlara tırmanma fırsat eşitliğini yaratanlara saygın ve sevgim giderek artıyor.
Bir saat önce  ülkeye gerçek hizmet edenlere yönelik haksız söylemler karşısında göz yaşlarıyla sarsıldığımız Anamur çobanlarının son örneğinin iradesi geleceğe güvenimi artırıyor. Cumhuriyet yönetimlerinin yarattığı 'fırsat eşitliği' ülkenin dirlik, birlik ve dayanışmasının gerçek harcıdır, diye düşünüyorum; umutlarım kendini yeniden üretiyor. Ben Kıble Kayası' ndan Taşkent'i gözlerken aklıma bu düşünceler geliyor..."
Gittiğimiz yerin potansiyelleri
Oysa ben, Başyayla'dan indiğimiz Kışla Köyü'nde parasını kaptıran Almancının suçu kendinde arayan dürüstlüğünü yazmak istiyordum. Kahve önünde oturan yirmi yaşındaki gençlerin hiçbir gelecek planının olmamasının sakıncalarını anlatacaktım. Pekmezlik isbitiren üzümünün özelliklerini paylaşacaktım. Tezgahında pembe ile kırmızı arasında renkleriyle taş gibi sert sofralık kardelen üzümünü satarken, şıralık isbitiren üzümünü satmayan üreticinin dürüstlüğünden söz edecektim. Kömür madenlerinden emekli olanların kahvede üretime dönük olmayan bitmez tükenmez dedikodularını aşmanın gerekleri üzerine düşüncelerimi paylaşacaktım. Mehmet Güldür adındaki eski bir sendikacının bahçesindeki “gilik” ya da “palamut” adı verilen ceviz çeşidinin genlerinin korunması için yapılması gerekenler üzerinde düşüncelerimi söyleyecektim. Ermenek'te Oğuz Darçın'la yaptığımız aromatik ve tıbbı bitkiler konusundaki potansiyelleri paylaşmak istiyordum. Ermenek' de gül borsasının varlığından sizi de haberdar edecektim.
Kıble Kayası'ndan Taşkent'e baktığımda, “Kalkınmanın temel kuralı, elinizin menzili altındaki kaynakları kullanma becerisidir. Elinizin ulaştığı en önemli kaynak insanlarınız ve topraklardır. Bu iki kaynağı  etkin ve verimli kullanmasını beceremeyenler dışardan gelecek kaynaklarla asla kalkınma yarışını bitiremez; orta gelir tuzağından kurtulamaz” diye işin eleştirel yönünü öne çıkaracaktım. Beni endişelendiren gözlemlerimi tartışmaşa açacaktım.
Benim daha eleştirel bakışıma Yavuz'un umutlu bakışı karışınca Orta Toroslar'daki bir günü size ancak yukarıdaki cümlelerle anlatabildim. Bu ülkeyi indirgemeci mantık yerine, çoklu düşünerek ve tartışarak yüceltebileceğimizi düşünüyorum; itirazınız varsa duymak, anlamak istiyorum.