İntihar Vakaları Artarken
Yazarlar // 12 Mart 2021 Cuma 08:44

Ragıp GÖKER

Yaklaşık 10 yıl önce Tekkeköy'de açlıktan ölen Kübra Bebek vakasının vicdanlarımızda açtığı yara henüz kabuk bağlamışken, üç ay önce de Ondokuzmayıs ilçesinde yalnız yaşayan yaşlı bir kadın da açlık ve bakımsızlıktan yaşamını yitirince acımız katmerleşerek artmıştı.

Bir insanın açlık ve bakımsızlık sonucu ölümünü kabullenmek çok zor olmasına rağmen, hayat akıp giderken,  yaşadığımızı böylesi travmaları yine de unutuyoruz.

Derken, geçen hafta Terme'de işlerinin bozulduğu bilinen bir şoför esnafı kafasına dayadığı av tüfeğini, polis memurlarının çabasına rağmen ateşleyerek yaşamına son vermişti.

Bu olayın ertesinde Samsun'da başka bir kişinin daha kendi yaşamına son verdiğini işittik.

''Son olur inşallah'' diyelim ama intihar vakaları, hepimizi dehşete düşürecek şekilde giderek artıyor maalesef.

Son iki ayda mesela ülkemizde yüze yakın insan yaşamına son vermiş.

Haklı gerekçesi olamaz ama intihar vakalarının da önüne geçilemiyor ne yazık ki.

Bir insan neden canına kıyar?

Uzman Klinik Psikolog Merve İlikçi İyigün bir süre önce Posta gazetesine yaptığı açıklamada, ''Öncelikle bilmek gerekir ki intihar bir yardım çığlığıdır.'' demiş.

İyigün açıklamasını daha sonra şöyle sürdürmüş:

''Üstesinden gelinemeyen duyguları düzenlemek, katlanılamayan duygu ve düşüncelere son verilmek için tek çözüm yolu intihar olduğu düşünülür. Öncesinde birçok konuşması ve birçok davranışı ile kişi bunu belli eder. “Yaşamanın bir anlamı kalmadı” “intihar dışında başka çarem kalmadı” gibi. Bu gibi konuşmaların göz ardı edilmemesi gerekir. Kişi intiharın çözüm yolu olduğuna inanmıştır.''

İntihara neden olan sorunlar çözümü olmayan sorunlar değildir elbette.

Ve fakat.

Bunalıma girmiş ve intiharı, bunalımdan çıkmanın tek çözümü olarak gören kişiye bunu nasıl anlatacağız.

İntihara teşebbüs eden kişiye, yaşadığı sorunların çözüleceğini söylemek en etkili yöntemdir elbette.

Bunu da ancak uzmanlar başarabilir.

Keşke o duruma hiç gelinmese.

İnsanları bunalıma sürükleyecek ortamlar yaratılmasa.

Kim istemez, insanca hakça bir düzende yaşamayı.

Ama olmuyor.

Herkesin yaşamı güllük gülistanlık değil maalesef.

Misal, bu pandemi de kaç kişi işini- aşını kaybetti.

Ki;

Pandemi öncesi de tıkır tıkır işleyen bir ekonomi yapımız yoktu.

Pandemi, mevcut durumun üzerine bir anlamda tuz biber ekti.

Yaklaşık bir yıldır 'eksik çalışma' yöntemi uygulanıyor.

Çalışanların çoğu zaten asgari ücret alıyor.

Asgari ücretin açlık sınırının bile çok altında olduğu biliniyorken, çalışanlara ödenen paranın asgari ücretin yarısına bile denk gelmediğini düşünecek olursak, ülkemizdeki büyük bir çoğunluğun yaşam mücadelesi daha da zorlaştı.

Esnaf, aylarca kepenk açamadı.

Lokanta ve kafeteryalar paket servisle ayakta kalmaya çalıştılar bir dönem.

Yeni normalleşme sürecinde bazı şehirlerde akşam 19'a kadar açık kalan işyerleri olsa da, haritadaki rengi kırmızıdan maviye dönemeyen Samsun'da halen lokanta ve kafeteryalar kapalı biliyorsunuz.

Esnafın sıkıntısı devam ediyor yani.

İntihar vakalarına da esnaf arasında daha sık rastlanmasının nedenini düşündükçe de insanların intiharı tek çare olarak düşünme nedenlerini anlamaya çalışıyorum ama her ne şekil ve şartta olursa olsun bir insanın kendi canına kıymasının haklı bir gerekçesi olamayacağını tekrar söylüyorum.

İnandığımız din de bunu yasaklıyor zaten.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın internet sitesinde yayınlanan fetvalarda, ''İslam dinine göre insanın en temel haklarından biri de yaşama hakkıdır'' deniliyor.

Diyanete göre, Yaşama hakkı Yüce Allah’ın himayesi, koruması altında olduğu hatırlatılıyor.

Ona kimse dokunamaz.

Başkalarının dokunma hakkı olmadığı gibi, insan kendisi de dokunamaz, hayatına kıyamaz.

İslam dinine göre insanın yaşama hakkı o kadar dokunulmaz kabul edilmiştir ki, Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle bir insanın hayatına tecavüz edilmesi, onun öldürülmesi, bütün insanların hayatına tecavüz olarak değerlendirilirken, bir insanın yaşatılması, hayatının devam ettirilmesi de bütün insanların yaşatılması olarak kabul edilmiş.

Onun için dinimizde insanın hayatına kasteden kimseye dünya ve ahrette ağır ceza öngörülmüş.

Peygamberimiz de bir hadisinde hadislerinde:

"Ey insanlar kendinizi öldürmeyiniz." diye buyurmuş ve kendisine kıyan bir insanın öbür dünyada ne ile ve nasıl intihar ettiyse o şekilde sürekli cezalandırılacağını söylemiş.

Bu ülkede yaşayanların yüzde 99'unun müslüman olduğunu biliyoruz.

İnananların büyük bölümü de, intiharın Allah tarafından yasaklandığını bildiği halde kendi canına kıyıyor hala.

Yazık.

''Allah kimseyi darda bırakmasın'' derken, adına ''Devlet Baba'' denilen yapının da, yurttaşlarını darda bırakmamak için gerekli önlemleri almak zorunda olduğunu hatırlatmak isterim.