Hak-Hukuk-Adalet
Yazarlar // 08 Mayıs 2019 Çarşamba 11:02

Ragıp GÖKER

İstanbul seçimlerinin iptaline ve seçimin yeniden yapılmasına dair YSK kararı, kaç kişinin içine sindi bilmiyorum.

Peşinen söyleyeyim, benim içime sinmedi.

Çevremde daha önce AK Parti ve MHP’ye oy vermiş birçok kişinin de içine sinmediğine inanıyorum.

‘’Şeriatın kestiği parmak acımaz’’ öyle bilir, öyle inanırız ama hukukun verdiği karar adil olmalı ve herkes tarafından kabul edilmelidir.

Bu çağda devleti yönetenlerden Hz. Ömer kadar adil olmalarını bekleyemeyiz.

Hak ve hukuku çiğneyen öz evladını ipe gönderen Nuşirevan hassasiyetinde olmalarını da bekleyemeyiz elbette ama ‘’Hak- Hukuk-Adalaet’’ demekten de vazgeçmeyeceğiz.

İstanbul seçimlerinin iptali, doğrusunu söylemek gerekirse beklenen bir karardı.

Ve fakat.

Kamuoyunda oluşan algı, iptalin, bunu isteyenlerin haklı oldukları için değil, güçlü oldukları için verildiğine dair algı oluşturmuştur.

Ki; işin tehlikeli boyutu da budur.

Hukukun gücü, güçlülerin hukukuna dönüşmemelidir.

Mahkemelerde yargıçların arkasında ‘’Adalet mülkün temelidir’’ diye yazılmasının nedeni, devleti ayakta tutan en önemli unsurun adalet olduğunu anlatmaktır.

Adliye binalarının önündeki Themis heykelinin, gözleri kapalı şekilde betimlenmesinin nedeni de, yargıçların kimin için karar vereceklerini görmemesi gerektiğini anlatır.

Anlatılmak istenen özetler şudur aslında:

Mahkeme kararları, güçlünün değil, hukukun gücüne dayanmalıdır.

YSK, uzun süre tartışılacak bir karar vermiştir.

İptali gerektiren karar, sandık sonuçlarında bulunamayan hata, sandık dışında bulunmuştur şeklinde algı oluşturması nedeniyle birçok kişinin içine sinmemiştir.

Sakin tavırlarıyla tanıdığımız Ekrem İmamoğlu, açıklanmasından sonra Beylikdüzün’de yaptığı konuşmada,  YSK’yı ihanetle suçladı ve ‘’İstanbul Belediye Başkanlığı anamın ak sütü kadar helaldi’’ dedi.

‘’Hak yemem, hakkımı da yedirmem’’ demeyi de ihmal etmeyen İmamoğlu’nun sağduyu çağrısı da, takdire şayandı.

Konuşmanın en çapıcı bölümü de, hukukun bir gün herekse lazım olacağını hatırlatırken ‘’Torunlarınızı da ben kurtaracağım’’ demesiydi.

Yazının başlangıcında kararın birçok AK Parti’li ve MHP’linin de içine sinmediğini söyledim ya, bu görüşümü neye dayandırdığımı merak edenlere, Bülent Arınç’ın önceki gün yaptığı konuşmayı bir kere daha dinmelerini öneririm.

Devlet Bahçeli, İstanbul seçimlerinin iptal edilmesi durumunda İstanbul’da çadır kuracağını söyledi ya bende, iptal kararı verilmesi halinde birçok ülkücünün İmamoğlu’na çalışmak için Samsun’dan, İstanbul’a gideceğini biliyorum.

Dün akşam bir TV kanalında kararı değerlendiren Nazif Okumuş’un konuşması da demokrasi dersi niteliğindeydi.

Hiç tanışmadık belki ama bizim kuşağın Anadolu’da görev yapan gazetecileri gibi ben de Nazif Okumuş’u, Tercüman’ın Yozgat Muhabiri olduğu günlerden bu yana bilirim. Zira O’nun Yozgat muhabiri olduğu yıllarda ben Günaydın ve Güneş gazetelerinde çalışıyordum,

Rahmetli İsmet Hatipğlu’nun yönetimindeki Tercüman’ın Samsun bürosunda da kısa bir dönem olsa da çalışmışlığım vardı.

YSK kararının vicdanları kanattığını ileri sürüyor Okumuş, bu nedenle yenilenecek seçimde vicdan sahibi herkesin İmamoğlu’nun çevresinde kenetleneceğini iddia ediyordu.

Dün sabah, Alpaslan Türkeş’e, aileden biri gibi yakınlığıyla bilinen ülkücü bir dostumdan gelen mesaj da ilginçti.

Geroge Orwell’in ‘’Hiçbir şey yasa dışı değildi. Çünkü artık yasa yoktu’’ sözünü özelden paylaşan dostum, YSK’nın bu kararıyla adalete olan güvenin ne kadar sarsıldığını anlatıyordu aslında.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın okuduğu bir şiir nedeniyle, geçmişte siyaset yapma hakkı elinden alındığında, o karar vicdan sahibi birçok kişinin içine sinmediği gibi, YSK’nın önceki gün verdiği karar da vicdan sahibi birçok kişiyi rahatsız etmiştir.

Şaşmaz bir kuraldır.

Hak, hukuk, adalet, er ya da geç bir gün herekse lazım olacaktır.

Unutmayalım.