Ekim Alanları Daralırken Buğday İthal Etmek
Yazarlar // 11 Eylül 2021 Cumartesi 15:45

Ragıp GÖKER

''Yerli malı, yurdun malı herkes onu kullanmalı''

Bu sloganı hatırlayan kaç kişi var bilmiyorum ama 50-60 yıl öncesinde ilkokullarımızda düzenlenen 'Yerli Malı Haftasında' bu sloganı her yıl tekrar ederdik.

Yaşı 60'ın üzerindeki kuşağın bu sloganla büyüdüğünü söylesem sanırım abartmış olmam.

Yerli malı haftalarında annelerimiz elma-armut- portakal veya o an için evin kilerinde ne türden meyve veya o sıralar bölgemizde yerli üretim türünden her ne çeşit yiyecek varsa çantalarımıza onu koyarlardı.

Bir dersin ortasında öğretmenlerimiz ''Çıkarın bakalım çantanızdaki yiyecekleri'' derdi.

İlkokulu da köyde okuduğum için çoğumuzun çantası da yoktu.

Annelerimiz defter ve kitaplarımıza taşıyabileceğimiz keseler yapardı genellikle.

Benim de siyah bir kesem vardı.

Defter ve kitaplarımı onunla taşırdım okula.

Babam, Pazartesi günleri kurulan Tekkeköy pazarından o hafta hangi meyvelerden almışsa, Rahmetli Ancığım onu koyardı keseme ve bizde onları çıkarırdık ve sınıf arkadaşlarımız ne getirdiyse ''Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı'' sloganı eşliğinde onları yerdik.

Paylaşmayı da öğretirdi öğretmenlerimiz, bu nedenle herkes getirdiklerini arkadaşlarımızla paylaşırdık yani.

Zamanın ülke yöneticileri de yerli üretimi teşvik ederlerdi.

İhracatımız yetersizdi belki ama o oranda ithalatımız da azdı.

Özellikle gıda ithal edilmediğini söylesem yanılmam sanırım.

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)'nun geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği yaklaşık 400 bin ton kırmızı ekmeklik buğday ve 320 bin ton arpa ithalatı gibi uygulamalara, çocukluğumu yaşadığım 60'lı yıllarda rastlanmazdı.

Türk halkı, gıda ihtiyacını kendi üretiminden karşılardı.

Dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biri olduğumuza dair söylem de bu nedenle üretilmiş olmalıydı.

Boşuna söylenmiyordu yani o söz.

İhracatla birlikte ithalata harcadığımız para da artıyor.

İthalata harcanan paramızın büyük bir bölümü sanayi altyapısında kullanılan makineleri almak için kullanıldığında buna hayıflanacak değiliz elbette.

Son yıllarda CNC gibi tezgahları üreten ustalarımız ortaya çıktıysa da hala yüksek teknoloji gerektiren makineleri üretmiyoruz maalesef.

Ki;

Yüksek teknoloji gerektiren ürün ihracatımızın, toplam ihracatımız içindeki payı hala yüzde 3'ler seviyesinde.

Hal böyle olunca paramızın büyük bölümü, daha pahalı olan ürünlere harcanıyor.

Ülkemiz hala, 'Gelişmekte olan ülkeler' statüsünde sayılıyor biliyorsunuz.

Gelişimimizi, tamamlamak için yüksek teknoloji kullanmamız şart bunu da biliyorum.

Biz yapabilsek iyi elbette ama ithal ürünler arasında yüksek teknoloji gerektiren ürünlerin olmasını yadırgamıyorum yani onu söylemek istiyorum.

Ve fakat.

Buğday ithal ediyor olmamızı anlayamıyorum.

Kabullenemiyorum da açıkçası.

Çocukluğumda köyümdeki tütün tarlalarının yanında buğday, arpa ve mısır ekili tarlalarda vardı.

Türün zaten ekilmiyor köyümde ama buğday, arpa ve mısır tarlalarını da göremez oldum.

Burada sorulması gereken soru şu:

Köylerimizde neden buğday, arpa ve mısır ekilmiyor?

Özellikle hububat ekim alanları her geçen yıl neden azalıyor?

Mesela 2000 yılında 9.4 milyon hektar alanda buğday üretilirken, 2015 yılında bu alan 7.8 milyon hektara düşmüş.

Buğday ekim alanları 2019 yılında ise 6.8 milyon hektara kadar gerilemiş.

Buğday ekim alanları 2000’den bu yana yaklaşık 3 milyon hektar azalmış yani

Stratejik olan bu üründe ekim alanının azalması endişe verici bir durumken birim alandan elde edilen verimin artırılması için de gerekli tedbirlerin alınmadığı anlaşılıyor.

Ülkemizde dekar başına elde ettiği verim de hala çok düşük seviyelerde.

Bakan, ''Paramız var ki alıyoruz'' diyor ama kaynaklarımızı en azından gıda üretimine harcamasak daha iyi olmaz mı?

Çölün ortasında tarım yapan ülkeler varken, 'Adam eksen yetişecek özellikteki' tarlalarımızın boş bırakılması ne kadar akla yatkın.

Tarlalar neden boş bırakılıyor?

Cevap basit aslında!

Çiftçi ektiğinden para kazanmıyor.

Kazanmayı bırakın, çoğu çiftçi ektiklerinden zarar bile ediyor.

Ülkemiz, tarımda sübvansiyonu yaklaşık 30 yıl önce kaldırmaya başladı ama birçok gelişmiş ülke hala tarımsal üretimi destekliyor.

Tarımı desteklemek bu kadar zor olmamalı aslında.

Ülkemiz, yeniden kendi kendine yeten ülkelerden biri olur mu bilmiyorum ama umarım o günleri de görebiliriz.