Eğitimde Yarı Yıl Başlarken
Yazarlar // 06 Şubat 2017 Pazartesi 11:48

Ragıp GÖKER

Bugün sona eren karne tatiliyle birlikte eğitimde ikinci yarıyıl başlıyor.

Başta ‘Gelin Kızım’ olmak üzere tüm öğretmen ve öğrencilerin başarılı bir eğitim dönemi geçirmelerini dilerim.
Öğrenci sayımız 18 milyonu aşmış.
Osmanlı'nın Maarif Nazırlarından (Milli  Eğitim Bakanı) Emrullah Efendiye atfedilen ‘’Şu okullar olmasa maarifi ne kolay idare ederdim’’ sözü, birçok ülke nüfusunu katlayan öğrenci sayımızla 'Milli Eğitimi' yönetmenin ne kadar zor olduğunu bize anlatıyor aslında.
Her iktidar değişikliğinde eğitim politikalarının değişmesine alıştık ama 14 yıl süren AK Parti iktidarında bile sistemin yaz boza dönüşmesi şaşırtıcıdır.
Milli Eğitimi yönetenler, Atatürk’ün Şehri olmakla övündüğümüz Samsun’un, eğitimde başarı sıralamasında 50. sıralara gerilemesinin nedenlerini sorguluyor mu merak ediyorum.
Eğitimi bir bütün olarak ele alıyor muyuz mesela.
Eğitimin kalitesini artırmak için sanırım, sorunu okul, öğrenci, öğretmen ve hatta velilerle birlikte bir bütün olarak düşünmek gerekiyor.
Okullaşma oranında tam başarı sağlanamasa da, bu konuda büyük bir sorun yaşamıyoruz ama eğitimin kalitesini artırmak için iyi eğitimci yetiştirmek gerektiği üzerinde fikir birliği oluşmuş.
Canik Belediye Başkanı Osman Genç’in ‘’Öğretmene eyalet valisi kadar maaş verilmeli’’ dediği söyleşiyi gerçekleştirdiğimiz günün akşamında, haber bültenlerinde öğretmenlerin kendi alanlarıyla ilgili sorulara bile cevap verirken başarısız olduklarını görmenin şaşkınlığını yaşarken, Devrim Lisesinden Tarih Öğretmenim Erol Yükselen’in benim için hazırladığını söylediği, eğitimle ilgili notları ulaştıracağı günü sabırsızlıkla bekledim.
Dünkü 'Spor  Ahlakı' başlıklı yazımdan da anlaşılacağı üzere öğretmenimle, kendisi de bir öğretmen olan Erkan Avcı’ya ait 56’lardaki Çorbacı’da buluştuk.
Eğitimi, insan yetiştirme sanatı olarak görüyor öğretmenim.
Olumsuzu, olumluya çevirme sanatı olarak da tanımladığı eğitimin, aslında bir insan için anne karnında başladığına dikkati çeken 55 yıllık öğretmen Erol Yükselen’in, bu konudaki görüşlerini sizinle paylaşmak isterim.
Şöyle ki:
Ülke olarak eğitimde başarılı olup olmadığımızı anlamak için hareket noktamız bir yazarın şu cümlesi olsun:

‘Bir halkın terbiyesi, sokak hallerinden belli olur’
Bu cümlenin doğruluğu tartışılmaz sanırım.
Aile, çevre, okul etkenleriyle başlayan, sonra da algı, düşünme, muhakeme yetenekleriyle son şeklini alan eğitim sürecinde, ülkemizin en büyük eksiği denetleme mekanizmasıdır.
Ders bitimi sonrası okul dağıldığında, kaç öğretmen öğrencilerine eşlik ediyor. Sanırım bunu göremiyoruz. Bu örneği anne ve babalar için de verebiliriz.
Öğrencilerin, öğretmenin söylediklerinden çok yaptıklarını örnek alması eğitimde ana ilkelerden biri olarak kabul edilir.
Bir Çerkes Atasözünde ‘iyi yaşlıların olmadığı yerde, iyi gençler yetişmez’ denir.
Hatalarına göre değerlendirilen öğrenciler bu sistemde en az kusurlu olanlardır. Aileler çocuklarına iyi örnek olamıyorsa ve çocuklar çevresinde iyi örnekleri göremiyorsa, öğretmen de eğitimciliği dışlayıp, öğrencinin yaşamında çoğu hiçbir işe yaramayacak kuru bilgileri öğretiyorsa, burada öğrenci suçlanmaz.
Eğitimi düzetmeye önce eğitimcileri eğitmekle başlanmalıdır.
Öğretmenim Erol Yükselen bu notlarıyla beni 40 yıl öncesine taşıdı aslında.

Öğretmenimiz klasik müfredata hiç uymazdı, tarihi bize günlük yaşamımızdan örneklerle anlatırdı.
Tarih dersini de galiba bu yüzden çok sevmiştim.