Çernobil Felaketi
Yazarlar // 07 Haziran 2019 Cuma 09:40

Ragıp GÖKER

Yüzyılın en büyük çevre felaketi olan Çernobil Nükleer santralindeki patlamanın etkilerini anlatan bir Amerikan-İngiliz ortak yapımı olan Çhernobyl dizisini izleyeniniz var mı bilmiyorum.

Digitürk’ün yayınladığı beş bölümlük diziyi izleyenler arasında yeni neslin bir fikri olmuştur ama bizim kuşağın insanları da dizi izlerken anılarını tazelemiştir.

İzlemeyenlere de, nereden ve nasıl ulaşırlar bilmem ama bulup izlemelerini şiddetle öneririm.

Felaketi anlayabilmek için Çernobil’de ne olduğunu hatırlamakta fayda var.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’in kuzeyindeki Çernobil yakınlarındaki Pripyat’taki nükleer santralin dört numaralı reaktöründe 26 Nisan 1986 günü yapılan güvenlik testi sırasında gece 01,23’de patlama meydana geldi.

Günlerce süren yangın sırasında doğaya radyasyon yayıldı.

Santralin üstü ve altı, kazanın üzerinden 30 yıl sonra ancak tamamen kurşun ve betonla ancak örtülebildi.

Sovyetler Birliği ve onun yerine kurulan gerek Rusya Federasyonu ve gerekse Ukrayna devleti tarafından kazada 33 kişinin öldüğü duyurulmuşsa da, felaket sırasında ve onu takip eden yıllarda binlerce insan hayatını kaybetti.

Doğaya sızan radyasyonun etkilerinin binlerce yıl daha sürmesi bekleniyor aslında.

Aldıkları radyasyonun etkisiyle kazadan hemen sonra hayatlarını kaybeden yüz kadar madencinin fedakarlığı sonucu radyasyonun Dinyeper ırmağına sızması önlenmeseydi, toprağa ve suya bulaşacak zehrin etkileri 24 bin yıl sürecekti.

24 bin yılı söylemek kolay geliyor belki ama insanlık tarihinin bilinen ilk toplu ibadet yeri olan Göbeklitepe’nin 12 bin yıl önce kurulduğu gerçeğinden hareketle dünyamızda yaşamın büyük ölçüde yok olmasını fedakar Rus madencilere ve birkaç santral görevlisine borçluyuz.

Bizim yaşamımızı sürdürebilmemiz için, hayatlarını feda eden santral görevlilerine çok şey borçluyuz.

Nükleer santrallerde üretilen elektrik enerjisini kullanmak devletlere cazip geliyor.

Ülkemiz de bu tür enerjiyi kullanmak istiyor.

Mersin’de ve Sinop’ta iki santral kurma kararı alındı biliyorsunuz.

Mersin’deki Akkuyu’da kurulacak santralin taban inşaatında çatlak oluşması korkularımızı bir kez daha arttırdı ama yetkili ağızlar tarafından yine de, nükleer santrallerin güvenli olduğu söyleniyor.

Bilemem artık.

Ve fakat.

Her ne kadar otomasyona bağlı olsa da santrallerin ana kumandasındaki düğmeleri yine de insanlar kullanıyor.

Çernobil felaketine de, santralin kuruluşundaki planların sonradan hatalı olduğu kabul edilse de, felakete neden olan güvenlik testi sırasında o hatayı yapanlar insanlardı.

Nükleer karşıtı platformların gösterilerini toplumumuzda bir kişi destekliyorsa, on kişi karşı çıkıyor.

Bu türden protesto gösterilerine katılanları devlet ve millet düşmanı olarak görenlerin sayısı, karşı çıkanların yanında devede kulak gibi kalıyor yani.

Dünyada ve ülkemizde de büyük ilgiyle izlenen Çernobil, nükleer karşıtlarına duyulan nefreti, sempatiye çevirecektir.

İşim gereği yıllardır çevreye duyarlı insanların protesto eylemlerini izlerim, önyargılı olmadığımı düşünsem de, Avrupa’da elektriğin büyük ölçüde nükleer enerjiyle üretildiği biliniyorken, amaçlarını sorguladığım anlar olmadı değil hani.

Nükleer enerjinin risklerini de biliyorum elbette.

Çernobil felaketinin, bölgemize yaptığı etkiler hiçbir zaman açıklanmadı.

Bunu sanırım hiç bilemeyeceğiz.

Allah’tan uzun bir ömür vermesini dilediğim babacığım kanser illetiyle boğuşuyor.

Bunun yanı sıra iki halamı ve bir amcamı kanser illeti aldı aramızdan.

Sebze ve meyvelerdeki radyasyondan ne kadar etkilendiğini ve bunun ne kadar daha süreceğini de bilemiyoruz.

Diziyi izlerken zamanın Sanayi Ticaret Bakanı Cahit Aral’ın kameralar karşısında çay içerken çekilmiş fotoğrafını anımsadım.

İnancım, ölenin arkasından kötü söz söylememi yasaklıyor.

Bu nedenle elim kolum gibi dilim de bağlı.

Ama affedemiyorum.

Allah affeder mi onu da bilemem.