Bir ‘Usta’yı Uğurlarken
Yazarlar // 14 Ocak 2016 Perşembe 00:00

Ragıp GÖKER

Dün Ferruh Çetin’i sonsuzluğa uğurladık.
Ferruh Çetin, mesleğe yanında başladığım ilk ustamdı.
Hem ortaokuldan, hem de mahalleden arkadaşım olan Halil Ekinci’nin aracılığı ile 1975 Şubat’ında Günaydın Gazetesinin Samsun Bürosunu kuran Ferruh Çetin’in yanında ‘Ofis Boy’ olarak çalışmaya başladım ama Ferruh Abi, bir yıl sonra elime fotoğraf makinesini verip beni haberlere göndermeye başlamıştı.
Bana söylemese de THA’nın Büro Şefi İsmail Başaran, o dönemlerde beni izlermiş meğer.
Bu nedenle 1982 Eylül’ünde askerlik görevimden döner dönmez THA’nın Samsun Bürosunda işe alınmıştım.
Allah kendisine uzun bir ömür versin, İsmail Başaran, bu mesleğin bütün inceliklerini bana öğreten adamdır.
Çok kişi için kolay bir iş gibi görülse de zor bir meslektir gazetecilik.
Başaran’ın bir haberi defalarca yazdırdığını bilirim.
Disiplinli olmayı ondan öğrendim.
Ferruh Çetin’den ise bir anlamda mesleğin temel eğitimini almıştım.
Haldun Simavi’nin çıkardığı Günaydın, Türkiye’nin en çok satan gazetelerden biriydi.
Haberleri ses getiriyordu.
O zamanlar Samsun’da yerel gazeteler bayide satılmazdı.
Haberlerinin tamamı, daha çok İstanbul gazetelerindeki haberlerin kesip yapıştırılmasından oluşurdu.
Günaydın, Hürriyet’le birlikte bölge sayfası olan iki İstanbul gazetesinden biriydi.
Günaydın’ın bir ‘Samsun Sayfası’ vardı yani.
Kimi gün otobüsle, kimi gün uçakla ama her gün bir zarf dolusu haberi gönderirdik gazeteye.
Bir haberi hiç unutmam.
Samsun’un içme suyunun Mert Irmağından alındığı yıllardı, Ferruh Abi’nin içme suyunun sağlıksız olduğu ile ilgili bir haberi Günaydın’da manşet olmuştu.
Kemal Vehbi Gül, bu habere çok kızmıştı.
Belediyeden gelen bir ekip, su borularını bükerek, evindeki içme suyunu kesmişlerdi.
Samsun Belediyesindeki ‘Ben yaparım olur anlayışı’ eskilere dayanır.
Bu anlayışın bir geleneği var yani.
Dalgacı bir adamdı.
Bizim çok ciddi gördüğümüz durumları bile ‘’Abidik gubidik’’ diyerek, dalgaya alırdı.
Evindeki suyun kesilmesini de böyle değerlendirmişti.
Dalgacı tavrına rağmen ciddiye alınan biriydi.
Karizmaydı.
Ki;
O devrin gazetecilerinin tamamı ‘Karizma Adamlardı’
Ferruh Çetin giyimine kuşamına çok önem verirdi.

Onu tıraşsız bir yüzle hiç görmedim mesela.
Çok spor kıyafet giymezdi, bu nedenle O’nu kravatsız bir gömlekle de işe gelirken hiç görmedim.
Dünya’ya farklı bir pencereden bakardı.
Ve fakat
Gerek Günaydın’da ve gerekse daha sonra çalıştığı Sabah’ta yazdığı haberlerin Samsun’un gelişmesine çok katkı verdiğini bilirim.
Samsun’u yönetenler tarafından ciddiye alınsa da O, bunu umursamazdı.
Bir süredir amansız bir hastalıkla boğuşuyor ama bunu bile ciddiye almıyordu.
Karizma özelliğinin yanı sıra yakışıklıydı.
Yaklaşık bir ay önce İsmail Başaran’ın uyarısıyla gazeteden aşağıya indiğimde sokağın karşısındaki berberde saç tıraşı oluyordu.
Ki;
Kemoterapi nedeniyle saten çok az saçı kalmıştı.
Gökhan’dan haberlerini alıyordum ama bu O’nu son görüşüm olmuştu.
Son yıllarda çok sayıda meslek büyümüzü sonsuzluğa uğurladık.
Cemal Süreyya ‘’Hayat kısa, kuşlar uçuyor’’ demiş ya.
İnsanlar da, o masal tekerlemesinde olduğu gibi ‘bir varmış, bir yokmuş’ gibi oluyor.
Bize de kaybettiklerimizi iyilikle anmak düşüyor.