Acemoğlu ve Robinson’un “Demokrasi” Dersleri
Yazarlar // 03 Mart 2017 Cuma 23:20

Rüştü BOZKURT

Ebru Tutu, Sevil Kurdoğlu ve Ümit Tatlıcan’ın dilimize aktardığı Daron Acemoğlu ve James A. Robinson’un kaleme aldıkları “Diktatörlük ve Demokrasinin Ekonomik Kökenleri” adını verdikleri kitabı Bağlam Yayınevi okuyucuyla buluşturdu.

Açıkça belirtmeliyim, bu kitabın derin uzmanlık gerektiren ve ince ayrıntıya dayanan araştırma olması, içindeki matematik modeller nedeniyle yazarların diğer kitaplarına göre biraz daha zahmetlice okudum, ama çok şey öğrendim.

Darbeleri yaratan etkenler

“Demokrasinin konsolide olması için toplumun ödemesi gereken bedelleri” öğrenmek istiyorsak, kitabı özenle okumalıyız. Demokrasilerin kolay olgunlaşmadığını, toplumun çok katmanlı oluşumunda bir dizi “yapıyı” kavramadan, “işlevin etkilerini” çözümlemeden ve “kültür oluşumunu” değerlendirmeden demokrasilerin içselleştirilemediği çok açık. Veriye dayalı oy verme düzeyine erişebilmemiz için varlıkların edinilmesinden dağıtılmasına mekanizmeleri iyi kavramamız gerekiyor. Birey için olan ile toplum için olan arasında dengeyi kurmanın nasıl bir düşünce derinliği, anlama ve kavrama yoğunluğu ve de yaygınlığı gerektiği kitapta net biçimde anlatılıyor.

Son yıllarda ülkemizin gündeminden hiç düşmediği için “ Darbeleri yaratan etkenlerin çeşitliliği ve etkileri” konusunda, ezberlere dayalı algı yönetimlerinden medet ummak yerine, gerçekten ülkemiz tarihinde bir daha darbenin olmamasını istiyorsak; bir köşe yazısının boyutlarını çok aşan “darbe oluşturan mekanizmaları”

Acemoğlu ve Robinson analizinden iyice hatmetmeliyiz. Acemoğlu ve Robinson’un kitabını okurken, yıllar öncesinin Kenichi Ohmae’nin “Kalkınma Merdivenleri” analizini anımsadım. Yazarlar, Lipset ve Moore analizinden başlayarak, bu konuda kafa yormuş bir dizi insanın araştırmalarını karşılaştırarak, “demokrasi ile kişi başına harcanabilir gelirin düzeyi” arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışıyorlar. Bizim ülkemizde de gerçek bir demokrasinin nimetlerini paylaşmak istiyorsak, harcanabilir geliri artırmamız, orta gelir tuzaklarını aşarak kişi başına milli geliri 25 bin doların üzerine çıkarmamız gerekiyor. Gelir ile demokrasi arasındaki ilişkiyi ararken. Hindistan gibi düşük gelir ülkelerinde demokrasinin işlemesi örnekleri verilir. En azından benim Robinson ve Acemoğlu’nun kitabından çıkardığım sonuç, geliri belli düzeye yükseltmeden, kitlelerin zihinlerini “ırk ve inanç odaklı siyasetten” bağımsızlaştırmanın pek mümkün olmadığıdır.

Ülkemizde çok küçük parçalara ayrılmış toprak mülkiyetinin radikal bir reformla neden rekabet edebilir ölçekteki işletmelere dönüşmesi için siyasi iradelerin harekete geçemediğini çok düşünmüşümdür. Acemoğlu ve Robinson analizi göstermektedir ki, “demokrasilerde varlıkların fiyatları düşerken darbelerde yükselmektedir.” Şili’ deki somut örnek de bu varsayımı doğrulamaktadır.

Bir ülkede demokrasinin “konsolide olması” ise son çözümlemede “ kapsayıcı kurumlarla” yakından ilişkilidir. Veri ve ihtiyaç odaklı düzenlemelerle yapılandırılmış, öngörme ve önlem alma disiplininden beslenmiş, ödünsüz gözetim ve denetimi varlık nedeni haline getirmiş, paylaşımcı, katılımcı, şeff af ve kapsayıcı kurumlar oluşturulmadan, sağlıklı bir demokrasi de toplum yaşamının derinliklerine sinmiyor.

Kısa mesaj ve derin anlama

Acemoğlu ve Robinson’un kitabını okurken çağımızın çok önemli bir çelişkisi bütün haşmetiyle karşımıza çıkıyor. Çağımız, veriye dayalı maddi ve kültürel zenginlik üretimine dayanıyor. Veri-odaklı üretim, analitik yeteneklerin geliştirilmesini gerek şart olarak karaşımıza çıkarıyor. Oysa, kitleler artan biçimde kısa mesajlı iletişimi tercih ediyor. Orhan Pamuk’un saptamasını bir kez daha paylaşalım: “Kısa mesajla, iletişim kurabilirsiniz, asla düşünce geliştiremezsiniz”. Acemoğlu ve Robinson tam da bu noktada demokrasi bağlamında bizi uyarıyor: Derin öğrenme, derin bilgi, derin anlama olmadan, derinliğine iletişimle işbirlikleri yapmadan ve iş bölümüne gitmeden sağlıklı topluma ulaşmak zor.