17 Aralık Düşünceleri
Yazarlar // 9 Mart 2014 Pazar 00:00

Suat BAŞARAN

Temel yanılgı: Kitab’ımızın ortak olduğunu varsaymaktan geçiyor.


Buna bağlı olarak değer yargılarımızın da...


Sonra da bu değerler üzerinden yargılamaya çalışıyoruz muhataplarımızı.


Peki, ya Kitab okunmamışsa!


Sadece belli sureler ezberlenilip içeriğine bakılmadıysa!


Bir özelliği kalır mı aynı kitaba inanmanın?


Ya da aynı dine inanmanın?


******


Halkı varsayımlar üzerinden tanımlayıp sonra da gereğini beklemek halka haksızlıktır.


Halk fikirden ziyade insana inanır.


Kitabın yazdıklarına değil, inandığı insanın söylediklerine bakar.


Yılların getirdiği gelenekler, kitabın tek başına anlaşılamayacağını telkin etmiştir de ondan.


Bu sebeple değerler üzerinden halka yaklaşmak kaçınılmaz olarak bir yabancılaşma doğuruyor.


Ya dinini, ya milliyetini ya da namusunu sorgulamak zorunda kalıyor insan.


“Sen nasıl Müslümansın? Sen nasıl Türksün?


Hemen hemen bütün idealistlerin yaşadığı bir sorundur bu.


*****


17 Aralık sonrasında AKP diye bir parti halen varlığını sürdürüyorsa meselenin özünde yatan bu gerçekliktir.


Bu sadece bizim topluma özgü değil elbet.


Merak eden II.Dünya Savaşı sonrasında Alman halkı ve aydınları üzerinde yapılan çalışmalara bakabilir.


Bir toplumun bir çılgının peşine nasıl takılabildiğini ibretle müşahade edebilir orada.


*****


17 Aralık’a bir de bu gözle bakarsak, sorunun halk yığınlarından ziyade halkı yönlendirenlerin tavrında saklı olduğunu görürüz.


Halkın kendi kendine aydınlanamayacağını da...


*****


Onun için 17 Aralık’ta ortaya çıkanlar bizi tatmin edecek bir siyâsî sonucu doğurmayacaksa, bunun günahının halka ait olmayacağı açıktır.


Aksini düşünenler kendilerini her türlü meşgale seçebilirler.


Siyaset dışında…