Deprem Gerçeği ve Kardeşliğimiz
Yazarlar // 10 Şubat 2026 Salı 17:48

Ragıp GÖKER

Milletimizin en önemli özelliklerinden biri, felaket anlarında kenetlenebilmesidir.

Deprem ülkesiyiz, biliyorsunuz.

Aşağı yukarı her Allah’ın günü irili ufaklı sayısız deprem oluyor. Öyle ki 4 büyüklüğündeki depremleri olağan vakalar arasında sayıyoruz. Depremlere bu kadar alışmış durumdayız.

Can ve mal kaybına neden olan büyük depremleri ise yaklaşık 10–15 yıl aralıklarla yaşıyoruz.

1939’da Erzincan yerle bir oldu.

Yaklaşık 50 yıl önceki Lice depremini hatırlarım mesela. Daha sonra Dinar depremi… O da hafızamda derin izler bırakan yıkımlardan biridir.

Ancak Gölcük merkezli 7.4 büyüklüğündeki 1999 depremi ile 6 Şubat 2023’te, 11 ilimizi yerle bir eden ve resmî rakamlara göre 53 bin yurttaşımızı hayattan koparan Kahramanmaraş merkezli depremler, asla unutamayacağımız felaketler olarak tarihe geçti.

Dedim ya; deprem ülkesiyiz ve neredeyse her gün deprem yaşıyoruz.

Samsun da deprem kuşağında, biliyorsunuz.

Kuzey Anadolu Fayı; 84 yıl önce Erzincan’ı, 27 yıl önce İstanbul, Tekirdağ, Kocaeli, Sakarya, Bolu ve Yalova’da büyük yıkım ve can kaybına neden olan Gölcük merkezli depremi üreten fay, burnumuzun dibinden geçiyor. Erzincan depremi, bu fayın geçtiği Ladik’te de büyük yıkıma ve can kaybına yol açmıştı.

Tehlike aslında kapımızın dibinde.

“Bu tehlikenin ne kadar farkındayız?” diye sorsam…

Bir şey değişir mi acaba?

Sanmam.

Sanmam zira;

1999 depreminden sonra Elazığ ve Malatya’yı vuran depremler, 6 Şubat’ta 11 ilimizi yerle bir eden Kahramanmaraş merkezli depremlerin adeta habercisi gibiydi.

Hadi diyelim Erzincan’ı yerle bir eden depremden ders almadık…

Ama resmî rakamlara göre yaklaşık 6 bini hâlâ kayıp olan, 18 bin 340 kişinin hayatını kaybettiği Gölcük depremlerinden ders almamız gerekmez miydi?

Gerekirdi.

Ama maalesef ders almadık.

Almadık ki; aradan geçen 24 yıl sonra, 6 Şubat’ta 53 bin yurttaşımızı daha yitirdik.

Mehmet Akif Ersoy’un Safahat’ta söylediği gibi:

“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar. Hiç ibret alınsaydı tekrar eder miydi?”

Yaşadıklarımızdan ders almıyoruz ve bu yüzden felaketlerle kısa aralıklarla yüzleşiyoruz.

Samsun bir sahil kenti. Normal şartlarda yağmur suyunun denize ulaşması gerekir. Ama öyle olmuyor; yağmur suyu sele dönüşüyor, ardından buna “yüzyılın felaketi” diyoruz.

Oysa Allah’ın rahmeti olarak bildiğimiz yağmur; ne bize ne doğaya zarar verir. Taşkına dönüşen su öldürür. Ve bunu önlemek mümkündür.

Depremin öldürmediğini, kötü yapıların öldürdüğünü ise Japonya’daki depremlerden açıkça görüyoruz.

Gerek 1999 depreminde, gerekse 6 Şubat depremlerinden sonra milletimiz adeta tek vücut oldu.

Kenetlendik.

Büyük bir millet olduğumuzu bir kez daha dosta düşmana gösterdik.

Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün “Melhame-i Kübra” olarak tanımladığı Sakarya Meydan Muharebesi sonrasında yayımlanan Tekâlif-i Milliye Emirleriyle; sofrasındaki bir lokma ekmeğin yarısını Mehmetçiğiyle gönüllü olarak paylaşan bu büyük millet gibi…

Özellikle 6 Şubat depreminden sonra, dünyaya örnek olacak bir dayanışma sergiledik.

AK Parti Samsun Milletvekili Ersan Aksu da, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde,

“Depremler, kardeşlik bağlarımızı güçlendirdi” demiş.

“Doğru söz” demek isterdim.

Ve fakat…

Depremlerde can ve mal kayıplarını önlemenin; öngörmek ve önlem almakla mümkün olduğu gerçeğinden hareketle, bir iktidar milletvekili olarak bu sorumluluğu taşıyan bir kişinin, böyle bir söz sarf etmesine ancak şunu söyleyebilirim:

BÜYÜK SAÇMALIK.

Bilmem anlatabildim mi?