Çalışanın Sendika Hakkı
Yazarlar // 07 Nisan 2018 Cumartesi 09:09

Ragıp GÖKER

Dünya görüşüm nedeniyle emeğin en yüce değer olduğuna inanırım.

Alın terine değer biçilemeyeceğini düşünürüm yani.

Patron, türlü bahanelerle çalışanların hakkını vermekten kaçınır.

Bu nedenle çalışanlar, alın terinin karşılığını almak için, patronla masaya oturduklarında pazarlık etseler bile, patron ne verirse ona razı olmak durumunda kalır.

Bunun için sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıkan işçi sınıfı örgütlenerek,  kurdukları sendikalar aracılığıyla haklarını aramaya başlamışlar.

Bizdeki sendikal hareket, Osmanlı döneminde tarım işçileri arasında ilk girişim gibi görünse de, üretimin aksaması haram sayıldığı için, sonuçta vatan hainliği gibi suçlamalarla idam kararları çıkınca, bu örgütlenme biçimi, henüz yolun başındayken ölü doğmuş oldu.

Ülkemizde işçilere sendika kurma hakkı tanıyan yasa 1947 yılında çıkarıldı.
Daha sonra, devlet eliyle bazı sendikalar birleştirilerek 1952 yılında Türk-İş kurulsa da, işçilere grev yapma hakkı 1961 anayasasıyla tanındı.

Buna dair yasal düzenlemeler de Rahmetli Bülent Ecevit’in Çalışma Bakanı olduğu1963 yılında yapıldı.

İşçiler, gerçek anlamda sendika kurma ve toplu sözleşme yapma hakkını dünyadaki benzerlerinden 200 yıl kadar geç elde etmiş olsa da, çalışanların 1963’te başlayan altın çağı cuntacıların darbe yaptıkları 12 Eylül 980’e kadar sürdü ancak.

Osmanlı’da tarım işçilerine ve Ameleperver İşçi Cemiyeti üyelerine nasıl vatan haini gözüyle bakılmışsa, günümüzde de, kimi kişiler tarafından grev hakkı vatana ihanet gibi görülüyor maalesef.

Bunun sonucu olarak da, Türk-İş devlet eliyle kurulan sendikal hareket olsa bile kamu kuruluşlarını yönetenler işyerlerinde sendikalaşmaya izin vermemeye çalışıyor.

Bunun son örneği, Samsun Büyükşehir Belediyesinin bir iştiraki olan Samulaş’ta yaşandı.

Türk-İş’e bağlı Demiryol İş Sendikası, Samsulaş’ta çalışan işçiler arasında örgütlenerek çalışanların, işverenle yani Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulup yönetilen Samulaş’la grevli toplu sözleşme yapma hakkını elde etmiş.

Devletin kurdurduğu konfederasyon bünyesindeki bir sendikanın, belediye iştirakinde örgütlenmesine sevinilir değimli.

12 Eylül öncesinde bu durum davullu zurnalı eğlencelerle kutlanır, kurum yöneticileri de bu kutlamalara katılırdı.

Meslek yaşamımın ilk yıllarında böylesi durumlara tanıklığım olmuştur.

Günümüzde ise devletin kurdurduğu bir sendikaya üye olsalar bile, durum hiç hoş karşılanmamış. Hatta çalışanların örgütlenmesine öncülük ettiğine inanılan iki işçi  ‘kıyafet yönetmeliği’ bahane edilerek işten el çektirilmiş.

Samulaş’ın Genel Müdürü Kadir Gürkan’ı tanırım.

Çalışkan biri olduğuna inandığım kadar, çalışanların hakkını ve hukukunu koruyacak özelliklerle donatıldığını da bilirim.

Duruma müdahalesi de ancak yetkileri dahilinde olmuştur ama Büyükşehir yönetimince, sendikalaşmayı önlemediği gerekçesiyle suçlanacağını da düşünüyorum.

Büyükşehir yönetimi, sendikalaşma hareketinin, belediyenin diğer şirketlerine de sıçramasından korkuyor sanırım.

Zira Hak-İş’e bağlı ilgili sendikanın örgütlenme çabası içinde olduğuna dair duyumları da işitiyorum.

İşten el çektirilen o iki işçinin durumu, Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından inceleniyormuş.

İki üyesinin işten el çektirilmesi nedeniyle sendikanın bu duruma tepkisinin süreceği anlaşılıyor.

Bu durumda işçilerin ‘’Başkan tarafından affedildi’’ denilerek işe dönmeleri sağlanacağı ve Kadir Gürkan’ın günah keçisi ilan edilmesinden korkuyorum.

İnşallah yanılırım.