94. Yılında Cumhuriyetimiz
Yazarlar // 29 Ekim 2017 Pazar 00:21

Ragıp GÖKER

Bugün günlerden bayram.
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal’in, ‘’yarın Cumhuriyeti ilan ediyoruz’’ dediği günün üzerinden bugün itibariyle 94 yıl geçmiş ama ‘’90 yıllık reklam arası bitti’’ gibi saçmalıkların etkisiyle mi bilinmez, son yıllarda coşkudan uzak etkinliklerle kutluyoruz bu günü.
Oysa hiç de kolay olmadı Cumhuriyete ulaşmak.
Altı asır boyunca, üç kıtada hüküm sürmüş Osmanlı İmparatorluğu,  son dönemlerinde basiretsiz yöneticiler tarafından sokulduğu gereksiz savaşlarda yenilip büyük ölçüde toprak kaybedince, en sonunda imzalamak zorunda kaldığı Sevr nedeniyle,  büyük bölümü işgal altında kalan Anadolu’da küçük bir toprak parçasına sıkıştırılmıştı.
Tarih boyunca topraklarının düşman çizmeleri altında ezilmesini kabul edemeyen Türk Milleti, bağrından çıkardığı o büyük kahramanın önderliğinde, 19 Mayıs 1919 günü Samsun’dan başlattığı kutlu yürüyüşünü, 30 Ağustos 1920’de Büyük Zaferle taçlandırmıştı.
Cephede kazanılan savaşların tam bağımsızlık için yetmeyeceğini, en iyi o savaşı kazanan Büyük Kahraman biliyordu aslında.
Gazi, Cumhuriyet ilan edildikten bir gün sonra, yani 30 Ekim 1923 günü, Başbakanlık makamı için düşündüğü İsmet Paşa’ya yazdığı mektubu şu cümlelerle bitiriyordu:
’’Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız.
Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu.
Allah yardımcımız olsun’’

Düşmanı 9 Eylül 1920’de İzmir’den denize döktük ama Gazi’nin de deyimiyle, bize miras olarak borçlu ve hastalıklı bir vatan kalmıştı.
Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda, sıtma, tifo, tifüs gibi hastalıklar çok yaygındı.
Her on bebekten altısı, daha yaşını bile dolduramadan ölüyordu.
Sıtma eradikasyon ve trahomla mücadele merkezleri kapatılalı 40 yıl kadar oluyor ama o yıllarda insanlar, verem ve sıtmadan yaşamını yitiriyordu.
Bugün kimse trahomdan gözlerini kaybetmiyor ancak, Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda bu gibi hastalıklar çok yaygındı.
Hastanelerimiz yetersiz olduğu kadar, doktor ve eczacımız da yoktu.
İlk Cumhurbaşkanımız, Cumhuriyetimizin ilk Başbakanı olmasını istediği silah arkadaşına gönderdiği mektupta ‘’güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik buğdayı bile ithal ediyoruz’’ diye yazmıştı.
Ekonomik bağımsızlığı kazanmadan, savaş alanında kazanılan zaferin bir anlamı olmayacağını bilen Büyük Atatürk, bu nedenle Cumhuriyeti bile henüz ilan etmeden 18 Şubat 1923’te İzmir iktisat kongresini toplamıştı. Ulu Önder’in, 10. yıl nutkunda ‘’ az zamanda çok ve büyük işler yaptık’’ dediği gibi, kısa zamanda büyük bir kalkınma hamlesi başlattık.
Şimdilerde saman bile ithal ediyor olsak da, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren, günümüze gelene kadar, kendi kendine yeten bir ülkeydik sahiden.
Bir taraftan Anadolu’yu demir ağlarla örerken, bir taraftan da, sonradan ülke ekonomimize yük olduğu gerekçesiyle sattığımız sanayi tesislerini bize kazandıran, İzmir iktisat kongresi olmuştur.
Henüz yüksek teknoloji üretememek gibi bir eksiğimiz olsa da, günümüzde Adriyatik Denizinden, Çin Seddine kadar uzanan coğrafyada, üretim yapan tek ülke olmakla övünüyorsak, üretim alışkanlığımızı ve yeteneğimizi, İzmir İktisat Kongresinde alınan o kararlara borçluyuz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun aziz silah arkadaşları, bu dünyadan göçüp giderken, tam anlamıyla bağımsız bir ülkeyi miras bıraktılar bize.
Bugün O’nun ilke ve devrimlerini yok etmek hevesiyle, heykellerine saldırarak prova yapanlar olsa da, Cumhuriyetin fazilet olduğunu, o kendini bilmezler de anlayacak sonunda.
En büyük bayram, bu bayram.
Kutlu olsun hepimize.