Yine Sel Felaketi
Yazarlar // 13 Ağustos 2021 Cuma 01:21

Ragıp GÖKER

Sinop ve Kastamonu'dan gelen sel felaketi ve buna dair can ve mal kayıplarının oluştuğuna dair haberler yeniden yüreğimizi dağladı.

Şuna inandım artık.

Bu türden krizleri yönetemiyoruz.

Eminim, Sinop ve Kastamonu’daki felaketler için de, daha önceki felaketlerde olduğu gibi yine aynı cümle kurulacak.

''Yüzyılın felaketiydi’’

Yağmur yağacak.

Bu kesin.

Ki;

Küresel ısınma nedeniyle yağmurlar, su taşkınlarına neden olacak ölçüde çok fazla yağıyor artık.

Buna rağmen yağmur suyu öldürmez.

Sele neden olan durum su taşkınıdır.

Ama bunu da yönetmek gerekiyor.

Bilim insanları on yıllardır, küresel ısınmadan söz ediyorlar.

''Dünya ısınıyor. buzullar eriyecek. yağış miktarları da artacak'' diyorlar nicedir.

Buna bağlı olarak Karadeniz'deki su miktarının da artarak iki metre daha yükseleceği iddia ediliyor.

Yağışların her yıl biraz daha artmakta olduğunu gözlüyoruz aslında.

Mesela Samsun'da 8 yıl önce 13 kişi sel sularına kapılarak yaşamlarını yitirmişti.

Cay kaybına nden olmasa bile 20 yıl önceki yağışlarda da şiddetli yağış,sel felaketine dönüşmüştü.

Yerel sanatçı Faik Okutgen'in derlediği ''Çarşamba'yı sel aldı, bir yar sevdim el aldı'' sözleriyle dilimize pelesnk olan türküniün, yıllar önce Abdal ırmağının taşması sonucu ırmak kenarındaki köylerde oluşan sel felaketinde sevgilisini yitiren bir genç tarafından yakıldığı biliniyor.

Dağlar, denize paralel yükselir Karadeniz Bölgesinde.

Çok sayıda ırmak ve dere dağların yamaçlarından süzülen yağmur suyunu denize ulaştırırlar.

Doğal bir döngü yani.

Ama gel gör ki, günümüzde yağmur suyunu denize ulaşmakta zorlanıyor.

Bu basit döngüyü planlayamıyoruz.

Son yıllarda yağış miktarlarının arttığını ben de biliyorum.

Ve bu gerçeği kabul ediyorum.

Ve fakat.

Yağış miktarı bu yıl artmaya başlamadı ki.

Son 15 - 20 yıldır sürekli bölgeye düşen yağış miktarında artış gözleniyor.

Hatta su taşkınlarıyla neredeyse her yıl tekrarlanıyor.

Yöre insanını..

Ve de özellikle yöneticileri test ediyor.

''Önlem alın’' diye bir tek tellal tutup bağırmadığı kaldı Doğa Ana'nın.

Sekiz sene önce Samsun'da 13 can alan sel suları.

Geçen yıl Giresun ve Rize'de.

Bu yıl yine Giresun ve Rize'de ve hatta Samsun'da oluşmadı mı?

Üç ya da dört yıl önceydi Çaycuma'da sel suları bir köprüyü yıkıp geçmedi mi?

Önceki gün Sinop ve Kastamonu'da can ve mal kayıplarına neden olan sel felaketinin oluşacağı da belliydi aslında.

Sadece hangi gün ve hangi saatte oluşacağı bilinmiyordu.

Bunu neden öngöremiyoruz anlayamıyorum.

Yağmurun, sele dönüşmesini önleyecek tedbirler neden alınmaz.

''Doğal afet'' deyip geçiyoruz.

Böyle söyleyince sorumluluktan kurtulduğumuza inanıyoruz.

Oysa yağmur suyu öldürmez.

Maddi hasara da neden olmaz.

Öldüren de hasara neden olan da su taşkınıdır.

Taşkınlar da, gözünü para ve hırs bürümüş insanların neden olduğu kusurların soncunda oluşur.

Bunu bile bile önlem almamakta ayak diriyoruz.

Her felaketin sonrasında da devlet büyüklerimizden şu sözleri işitiyoruz:

''Devletimiz güçlüdür, yaraları saracaktır''

Devletimiz güçlü elbette.

Amenna.

Devletimizin kaynaklarını yara sarmak için kullanmak doğru elbette ama  kaynaklarımız felaketleri önlemek için kullanılsa daha iyi olmaz mı?