Tarıma Dayalı Sanayi
Yazarlar // 16 Mart 2019 Cumartesi 22:55

Ragıp GÖKER

Bağımsız Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Erhan Usta’nın önceki gün açıkladığı projelerinin arasında ‘Tarımsal Sanayi’ başlığı altındaki bölümü görünce, biri SAMSİAD bir diğeri de DOKAP tarafından 90’lı yılların başında yaptırılan iki çalışmayı hatırladım.

Şehrimizin ekonomisindeki daralma daha o yıllarda biliniyordu.

Siyasilerin yanı sıra yöneticiler ve daha çok da ‘Akil Adamlar’ olarak bilinen kanaat önderleri tarafından ekonomiyi canlandırmak için bir çıkış yolu aranıyordu.

Çıkış yolu için, tarıma dayalı sanayi alt yapısının oluşturulması fikri önerilen seçeneklerden biriydi.

Bunun için, Samsun’da denizle buluşan iki nehrin suladığı ovalarımızdaki hangi tarlada, hangi ürünlerin yetiştirilmesi gerektiği araştırılıyordu.

Günümüzde ‘İyi Tarım Uygulaması’ adı altında doğru şekilde tarım yapmanın  yollarını arıyoruz ama aslında geleneksel tarımı bile elimize yüzümüze bulaştırıyoruz.

Sonuçta beş milyon dolarlık DOKAP projesi, uygulamayı yapan Japon firması tarafından uygulanabilir olmadığı baştan belirtilmişti ama Alman firmasına yaptırılan SAMSİAD projesindeki verilere dayalı bilgiler de kulak arkası edilince, tam bir başucu kitabı niteliğindeki o çalışma da, tarihin tozlu raflarındaki yerini almıştı.

Her zaman olduğu gibi bir işe Alman gibi başlamıştık ama Türk gibi bitirmiştik yani.

Samsun’un birçok sorunu var elbette ancak, şehrimizin en önemli sorunu, önceliklerini doğru belirleyememesidir.

Biz ne şehriyiz?

Nasıl kalkınacağız?

Spor şehrimi Samsun?

Turizmden gelir elde etmeyi mi, önemsemeliyiz ki, Turizm Kenti olduğumuzu savunan valiler görev yaptı bu şehirde.

Sağlık Kenti” diyenlerde oldu, Spor Kenti olduğumuzu savunanlar da,

Sağlık, turizm ve spor yatırımlarını da bolca alalım elbette, kim itiraz eder buna.

Sanayimiz  zaten 40 yıldır yerinde sayıyor.

Bütün bu arayışlar sürerken Samsun’un aslında bir Tarım Kenti olduğu gerçeği görmezden gelindi.

Verimli topraklara sahip iki önemli ovamız var ama tarım yapmıyor bu şehir.

Kaldı ki, ovaların sulanması için devlet trilyonlarca lirayı dökerek çok sayıda baraj bile yaptı.

Tarım yapılmayacaktı madem, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan onca para ne diye döküldü o devasa yapılara.

Erhan Usta’nın dikkati çektiği gibi tarımsal sanayi olmalı elbette.

Ama önce tarım yapmaya başlamalıyız.

Elbette doğru tarım ve doğru tarımsal sanayi yatırımı.

Misal ovalarımızda yetişen domatesten salça olmayacacağını bilmeli ve salça fabrikasına para yatırmamalıyız.

Örtülü tarım, yani seracılık nasıl yapılır, iyice öğrenmeliyiz.

Tarım yaparak zenginleşeceksek ki.

Mümkündür.

Bunun olabileceğine önce köylülerimizi inandırmalıyız.

Doğrudan gelir desteği adı altında hükümet tarafından yapılan desteklerin ekonomik rahatlık sağladığı doğrudur ama  üretimi düşürdüğü de bir gerçektir.

Girdi maliyetleri de sürekli artıyor.

Türkiye’de tarım yapmak, üreticiye para kazandırmıyor.

Köylü vatandaşlarımızın ürettiklerinden para kazanmasını sağlamalıyız.

Tarıma belediyelerimizin de doğrudan, yada dolaylı desteği mümkün bence.

“Bu nasıl yapılır?” diye sorarsanız.

Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok.

“Topuklu Efe” diye bilinen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu nasıl yaptıysa, öyle yapılabilir.

Öğrenmek kolay.

Bir örnektir sadece.

Yetersiz bulan bu örnekten yola çıkarak, daha da geliştirebilir.

Çerçioğlu’nun itiraz edeceğini sanmamakta birlikte, uygulamayı geliştirmenin de sakıncası olacağını sanmam