Sopa Zoruyla Fiyat İstikrarını Sağlamak
Yazarlar // 28 Aralık 2021 Salı 15:33

Ragıp GÖKER

''Vatandaş, Valilik, Belediyeler, STK'lar, 4 koldan denetim'' bu cümle H:HALK'ın dünkü manşetiydi.

Gazete bu manşetiyle, Samsun Valisi Zülküf Dağlı'nın fırsatçılara aman vermemek adına pahalılıkla mücadele için başlattığı uygulamaya atıfta bulunmuş.

Ki;

Pahalılıkla mücadele, doların ateşi armaya başladığı günlerde Cumhurbaşkanı'nın açıklamaları ve kimi market zincirlerine kesilen cezalarla başlamıştı biliyorsunuz.

Mücadele doruk noktasına ise ''TL'yi Özendirme Paketi'' altında açıklanan ekonomik program çerçevesinde başlatılan 'Kur Korumalı Türk Lirası Vadeli Mevduat' uygulamasının ardından döviz kurları çakılırken Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati, "Jet hızıyla çıkardılar fiyatları, öyle yamaç paraşütüyle gezer gibi ortalıkta dolanmasınlar. Fiyatlar, aşağı hızlı bir şekilde inecek. Yoksa geliyor gelmekte olan. Hazine ve Maliye’nin sopası" demişti ya

Hani o ''Gözlerime bakın ne görüyorsunuz'' dediği TV programında yani.

Denetimler bundan sonra daha da artmıştı.

Denetimler sırasında, fiyatları indirmeyen daha doğrusu aldığı malın fiyatı üzerine aşırı etiket koyan Samsun'da birçok işyerine ceza kesildi.

Adına ''Serbest Piyasa Ekonomisi'' denilen uygulama yürürlükteyken, sopa zoruyla fiyat istikrarı sağlamak ne kadar doğru bilemedim ama insanız neticede, egosantrik özelliklerimiz ağır basar yani.

Bu nedenle bir tarafım istikrarın sopa zoruyla sağlanıyor olmasını yanlış bulurken, bir tarafımın da ''Oh iyi oldu'' dediğini utanarak ve biraz da sıkılarak itiraf ediyor aslında.

Sonuç olarak, fiyatlar arttıkça benim de canım yanıyor.

Bigane kalamıyorum yani yaşananlara.

Fiyat artışları bir sonuç aslında.

Bunun bir de sebebe olmalı değil mi?

Durup, dururken artmadı fiyatlar.

Döviz kurları artmaya başladı önce.

Bu yazının hazırlandığı sırada piyasalarda dolar kuru 11.33'tü.

Oysa bir yıl önce yani 27 Aralık 2020'de ise 7.60'tan satılıyordu.

Doların dün itibariyle 11,33'ten işlem görmesi, bir hafta önceki 18 lirayı bulan fiyata oranlar iyi bir durum elbette.

Bu duruma her yurttaş gibi ben de seviniyorum ama geçen yıla oranla doların şu anda bile hala yüzde 49 dolayında pahalı olmasına da öfkeliyim yani.

Bu sürede benim maaşım o kadar artsaydı, bu duruma itirazım olmazdı elbette.

Maaşımdaki artış ancak yüzde 12 sevilerinde kaldı sadece.

Devede kulak misali kaldı yani.

Dolar artışı başta akaryakıt fiyatları olmak üzere iğneden ipliğe her şeyin fiyatını arttırırken, bir yurttaş olarak alım gücüm azaldı.

Enflasyonun altında ezildim.

Ocak ayında memur maşalarına zam yapılırken benim emekli maaşıma da zam yapılacakmış.

Hükümet emeklileri enflasyona ezdirmek istemiyorsa zam oranını yüzde 50'nin altında tutmaması gerekiyor.

Dedik ya ''İnsanız bu nedenle egomuz da yüksektir'' şu ana kadar durumu, nalıncı keseri gibi kendimize yontmuş olduk.

Ve fakat.

Diğer taraftan doların ateşi yüksekken, gerek hammadde ve gerekse tezgahına koyacağı malı yüksek kurdan satın almış sanayici ve market sahiplerine sopa zoruyla ''Fiyatlarını indir'' demenin de çok doğru bir tavır olduğunu düşünemiyorum.

Onları da unutmuş değilim yani.

Doları 11 lirada tut, altı ay sonra da fiyatlar inmiyorsa o zaman sopayı göster elbette.

Ben de alkışlayayım.

Kaldı ki, dolar 18 lirayken satılan benzin ve mazotu hala aynı fiyattan tutmaya devam edersen ve bir taraftan ''İndirim yaptım'' derken, bir taraftan da ÖTV'yi geri getirerek, indirimi pompaya yansıtmadan fiyat istikrarı sağlanamaz diye düşünüyorum.