“Saldım çayıra, Mevla’m kayıra” gibisinden plansız ve programsız yaşıyoruz. Plan ve programdan yoksun yaşayanlardan analitik düşünmeyi zaten beklemiyorum. (Analitik düşünme; karmaşık bir sorunu veya veriyi küçük, anlaşılır parçalara ayırma ve neden-sonuç ilişkilerini kullanarak mantıksal, çözüm odaklı bir yaklaşım geliştirme sürecidir.)
Bu durumda da her yıl sele kapılıyor olmamızı yadırgamamak gerekiyor galiba.
Her yağmurda yüreğimiz ağzımızda.
Sel, kaderimiz gibi oldu sanki.
Oysa sel kader değildir.
Yağmur bu.
Allah’ın rahmeti yani.
Samsun gibi sahilde kurulmuş bir şehirde yağmur suyunu denize ulaştıramıyoruz.
Neden?
Neden olacak…
İş bilmezliğimiz elbette en belirgin sebeptir ama plan ve program yapmama inadımız başka bir neden. Elbette en büyük sebep açgözlülüğümüzdür.
Yağmur suyunu engellemek için şehirlerimizi, kasabalarımızı ve hatta köylerimizi betonlaştırmak yetmezmiş gibi dere yataklarını imara açmak da nedir Allah aşkına?
Açgözlülük değil de nedir?
Havza’da mesela Hacıosman Deresi’nin üstüne beton döküp kapatmak hangi aklın ürünüdür?
“Akılsızlık” demek daha doğru ya neyse… Biz yine de yumuşak bir geçişle, 40 yıl önce Havza’yı yönetenlerin buna aklı ermemiş diyelim.
Bu büyük hatayı işlemişler.
Yıllardır Havza’yı yöneten akla ne demeli!
Ki; 1989 yılında üstü betonla kapatılan dere, 1998 yılında oluşan selle ilk uyarısını vermiş aslında.
Dere yatağını eski hâline getirmeyi kimse akıl edememiş.
Yılanlıdere’nin üstüne yapılan köprüyü alçak kotta planlayanlar gibi yani.
2013 yılında oluşan sel felaketinde 13 kişi hayatını kaybetmişti, biliyorsunuz.
O sel felaketine de Yılanlıdere Köprüsü’ndeki planlama hatasının yanı sıra, Samsun-Ordu karayolunun altına suyun tahliyesini sağlamak amacıyla döşenen büzlerin yeterli genişlikte planlanmaması gibi hatalar neden olmuştu.
Kimse “Benim hatam” demedi hâliyle.
Yağmurun her zamankinden daha çok yağdığı gibi gerekçeler ileri sürüldü.
“Yüzyılın felaketi” dendi.
Suçu doğaya yükleyerek hatalarından sıyrıldı herkes.
Havza’da da “Ben hatalıydım” demeyecek kimse.
Ne de olsa doğal afet, öyle değil mi?
Yaralar sarılsın diye 50 milyon lira da para göndermiş hükümet.
50 milyon lira hangi hasarı karşılayacaksa…
Selde sürüklenerek hurdaya dönen arabaların ederi kadar bile değil oysa gelen para.
50 milyon lira, Havza halkı için züğürt tesellisi gibi bir şey olmuş.
Olması gereken, Havza’nın afet bölgesi ilan edilmesiydi. Ama bu konudaki öneriye TBMM’de “Hayır” oyu veren milletvekillerinin bir bildiği vardır diyelim. Başka da bir şey söylemeyerek Milletvekillerimizi vicdanlarıyla baş başa bırakalım.
