Sağlıkta (U) Dönüşüm
Yazarlar // 29 Ağustos 2017 Salı 01:18

Ragıp GÖKER

‘’Sağlıkta Dönüşüm Programı’, kamuyu yeniden yapılandırma anlayışına uygun olarak, sağlık alanının yeniden düzenlenmesini sağlama yolunda atılmış çok önemli bir adımdır.
Bu projenin amacı, her alanda olduğu gibi, sağlık alanında da vatandaşlarımızın yaşam kalitesini yükseltmek ve sağlığını güvence altına almaktır. Vatandaşın yaşam hakkının ve sağlıklı hayat sürdürebilmesinin güvence altına alınması sosyal devlet anlayışının temel göstergelerinden bir tanesidir.
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’nın 2003 yılı Aralık ayında açıkladığı ‘Sağlıkta Dönüşüm Programının’ önsözünün bir bölümünden alınan bu cümleler dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a ait.
Sağlıkta Dönüşüm Programı, 2002 Seçimleri öncesi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçmene sunduğu en önemli projelerinden biriydi.
Program başlangıçta çok da başarılı oldu aslında.
Her seçimi, oyunu artırarak kazanmasında bölünmüş yol projeleriyle birlikte uygulamaya koyduğu bu proje,  AK Parti’nin sağlık alanında gerçekleştirdiği reform niteliğindeki bir atılımıydı.
Günümüzde Kamu Hastaneleri olarak bilinen Devlet Hastaneleri ve SSK Hastanelerinde uzun muayene kuyrukları oluşurdu.
Özellikle SSK Hastanelerinden ilaç almak işkenceye dönüşürdü.
Muhabirlik yıllarımızda SSK Samsun Hastanesinin eczanesinin önündeki ilaç kuyruklarını yılda iki üç kere haberleştirdiğimi bilirim.
Sağlıkta dönüşüm programı uygulanmasına, Devlet ve SSK Hastanelerinin ‘Kamu Hastaneleri’ adı altında birleştirilmesiyle başlandı.
Vatandaşların diledikleri eczaneden ilaç alabilecekleri duyurulduğunda, önce ilaç kuyrukları ortadan kalktı.
Program, hekimlere döner sermayeden pay verileceği açıklandığında da, kamu hastanelerinde çalışan doktorların tümü muayenehanelerini kapattılar.
Polikliniklerdeki kuyruklarda ortadan kalkarken, vatandaşlara hekimin seçme imkanı da tanındı.
Bu programın çok önemli bir başka özelliği de devletin, özel hastaneye giden vatandaşların sağlık harcamalarının bir kısmını karşılamasıydı. Böylece özel hastaneler yaygınlaşırken, kaliteli sağlık hizmetinin ucuz şekilde alınması sağlandı.
Vatandaş kendisini özel ve önemli hissetti yani.
Başlangıçta başarıyla uygulanan programın yürütülmesindeki sorunlar, kamu hastanelerinin yönetimi Sağlık Müdürlüklerinden alınarak, bu program çerçevesinde oluşturulan Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği adındaki bir kuruma bağlanmasıyla ortaya çıkmaya başladı.
Başhekimin yanı sıra  ‘Hastane Yöneticisi’ diye bir idareci daha atanarak, hastanelerde çift başlı bir yönetim oluşturuldu.
Hastanelerdeki bu yönetim biçiminden son yıllarda vazgeçilmiş olsa da, bu uygulama programın çöküşünü hızlandıran en önemli etken oldu.
Sağlık Bakanı Ahmet Demircan geçen hafta Amasya’da yaptığı açıklamada, Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği’nin kaldırılacağını ve eskiye dönüş olacağını açıklamış.  
Programın ne kadar değişeceği henüz tam olarak bilinmiyor.
Döner sermaye payından doktorlara ödeme yapılması sonlanacak mı mesela.
Ki; Şehir Hastaneleri gibi bir garabet zaten bu uygulama için tehdit olarak ortada duruyor.
Yığılma yaşansa da, vatandaşlar ,kamu hastanelerindeki polikliniklerde verilen hizmetlerden genellikle memnundu.
Sistemin tıkandığı, daha çok yatan hastaların tedavi sırasında anlaşılıyordu.
Sorunun kaynağı ise sağlık sarf malzemelerinin temininde ortaya çıkıyordu.
Hükümet, en çok güvendiği projesinden şimdi vaz geçiyor.
Sistem çöktü.
Bundan çıkan sonuç şudur aslında:
Kağıt üzerinde mükemmel gibi görünse de projeyi uygulayacak personelin nitelikli olması gerekiyor.
Siyaset, ‘her iş benim adamlarımın olsun’ anlayışından vaz geçmediği sürece yani adama göre iş ayarlamayı sürdürürse, böylesi önemli projeler elimizde patlamaya devam edecektir.