Kumpas Çöktü, Madımak'taki Kara Ses Hala Bulunamadı
Yazarlar // 03 Temmuz 2019 Çarşamba 20:58

Ragıp GÖKER

Dün sabah, gazete manşetleri Ergenekon kumpasına dair zulmün sona erdiğini duyururken, 26 yıl önce Madımak’ı ateşe verenler arasındaki güruhtan yükselen ‘’La yakın’’ şeklindeki o kara sesi hatırladım.

Gün boyu da kulaklarımda çınladı o lanet ses.

Ne hazindir, madımak faciasını yaşadığımız günün üzerinden 26 koca yıl geçti ama o kara sesin sahibi ve ona eşlik eden güruhu oluşturanlar bulunamadı hala.

33 aydını diri diri yaktılar.

2 Temmuz 1993 tarihimizde izi silinmeyecek bir kara lekedir.

O günün televizyon haber bültenlerindeki görüntüde, alevler tıpkı o ses gibi kara bir dumanla örtülmüştü ama bir tek o ses duyuluyordu‘’La yakın’’ diyordu dili kopasıca bir insan müsveddesi.

Bundan tam 12 yıl önce Ümraniye’deki bir eve konulan silahların bulunmasıyla başladı Ergenekon adı verilen uydurma çete davası.

Genel Kurmay Başkanı dahil ordumuzun komuta kademesindeki general ve subayları, bilim insanları, gazetecileri bir gurup aydını, çete kurma suçlamasıyla hapse atıldı.

Bugün bütün bunların, FETÖ tarafından kurgulanan kumpas olduğu biliniyor.

Zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bunun bir kumpas olduğunu anlatan zamanın CHP lideri Deniz Baykal’ı davanın avukatı gibi konuşmakla  suçluyordu.

Baykal ise bu suçlamalara ‘’Demokrasilerde muhalefet bütün mazlumların mağdurların insan hakları ihlal edilenlerin avukatıdır. Ben hakkı yenen insan hakları ihlal edilen mağdur, mazlum, bütün insanların avukatı olmaktan şeref duyarım’’ diye cevap veriyordu.

Buna karşın, Başbakan ise ’’Ben de bu davanın savcısıyım’’ diyordu.

‘’Türkiye bağırsaklarını temizliyor’’ söylemlerinin duyulduğu günlerde, kumpasın baş sorumlusu olan özel yetkili savcı Zekeriya Öz için ‘’Heykeli dikilmeli’’ diyen gazeteciler bile vardı.

15 Temmuz’da görildü ki, TSK, Yargı, Eğitim, Emniyet  gibi birçok kurum FETÖ mensuplarınca ele geçirilmiş.

Kozmik Oda Skandalının izleri silinemez biliyorum.

O skandalın neden olduğu travmayı da bir süre daha yaşarız sanırım.

Bir mücadele yapılıyor elbette.

Türkiye asıl şimdi bağırsaklarını temizliyor.

Daha doğrusu temizlemeye çalışıyor.

Zira, ülkedeki birçok kurumda yapılanan FETÖ, sanki hiç siyaset kurumuna bulaşmamış gibi yapıyoruz.

Bunca yıl sustuğu için suçlansa da Ahmet Davutoğlu’nun Elazığ’daki konuşmasında ‘’FETÖ darbesinin baş sorumlusu olanların kardeşlerinin akrabalarının en yüksek makamları işgal ettiği görünürse orada adalete güven kalmaz’’ şeklindeki sözlerine siyaset kurumunun bir cevap vermesi gerekir bence.

Burhan Kuzu, kabul etmese de, bütün sanıkların beraatına karar veren mahkeme  ‘’Ergenekon diye anılan bir örgüt yoktur’’ dedi.

Ateş düştüğü yeri yakıyor.

Ali Tatar ve Kuddisi Okkır’ın yitip giden hayatlarının bedelini ödeyemeyiz elbette.

Kollarına kelepçe vurulan ordumuzun komutanları ve bilim insanlar ile gazetecilerin yaşadıkları zulüm, mahkeme kararıyla son bulmuş oldu.

Zekeriya Öz ve onunla birlikte hareket eden yargı mensupları kaçtı veya kaçırıldı.

Bir kısmı da derdest edildi.

Kimi kodeste, kimi halen yargılanıyor.

‘’Ama sadece bununla mı yetineceğiz?’’ diye soranlar da, mantıklı bir cevabı hak ediyor olmalılar.