Krizde Fırsat Kollayanlar
Yazarlar // 08 Eylül 2018 Cumartesi 22:24

Ragıp GÖKER

2001 krizi sırasında Türkiye’yi karış - karış gezen, Samsun’a ve bölgemizdeki illere de defalarca gelip konferanslar veren Dünya Gazetesi yazarlarından Rüştü Bozkurt, kriz sözcüğünün Çince de aynı zamanda ‘’fırsat’’ anlamına geldiğini söylerdi..

Ama bu ne ya..

Yüzde 50 zam ne demek.

Rüştü Hoca, krizin ‘’fırsat‘’ demek olduğunu söylerken, ekonomik krizlerde halkı soymak için fırsat kollamak anlamına geldiğini anlatmıyordu ki.

Aksine ‘’krizlerden korkmayın, krizler işinizi geliştirmek için aynı zamanda yeni fırsatları da doğurur’’ demek istiyordu.

Ve fakat..

Bir liradan satılan simide, yüzde 50 oranında zam yapan bizim simitçilerin, krizden fırsat yaratma ilkesini tersinden okudukları anlaşılıyor.

Samsun simidi, önceki günden itibaren 1,5 liradan satılmaya başlandı biliyorsunuz.

Bunun gerekçesini de, un fiyatlarının artmasına bağlıyorlar.

Çünkü, dövizdeki artışı bahane eden fırsatçılar, una zam yaparak, bir çuval unun fiyatını 175 liraya çıkarmışlar.

Simitçilerin de, simide yüzde 50 oranında zam yaparak bu durumu başka türlü fırsata çevirdikleri anlaşılıyor.

Buna karşın, Un Sanayicileri Federasyonu Başkanı da olan Ulusoy Un Yönetim Kurulu Başkanı Günhan Ulusoy,   un üreticileri olarak bir çuval unu 95 liradan vermeye hazır olduklarını bildirmiş.

Samsunlu bir başka un üreticisi Hüseyin Bedri Kazancı da 75 liradan un satacaklarını duyurmuş.

Bu iki iş insanı da merdiven altı sanayicisi değil ha..

Her ikisi de, Samsun’un olduğu kadar, ülkemizin de sayılı sanayicilerindendir.

Ciddi adamladır yani.

Allah’tan, böyle sanayicilerimize güç kuvvet vermesini dilerken, krizden fırsat yaratma ilkesini terinden okuma gayretinde olanları da ıslah etsin.

Ne diyelim başka..

 

* * *


Ensar olmak

 

Dün camilerimizdeki Cuma hutbesinde, zulme uğradıkları için yurdunu terk edip başka topraklara göç eden muhacirlere yardımcı olmamız öğütlendi.

Ataları, doğup büyüdükleri toprakları iki kere terk etmek zorunda kalmış bir mübadil torunu olarak, muhacirlerin durumuna üzülüyorum elbette.

Özellikle Irak ve Suriye’den gelip bize sığınmış din kardeşlerimizin durumuna üzülmemek elde değil.

Ama biz onlara Ensar olabilir miyiz?

O gücümüz var mı?

Arapların 1. Dünya Savaşı sırasında bizi arkamızdan vurduğundan söz etmeyeceğim.

Topraklarında yaşanan vahşet için de ‘’oh olsun’’ demeyeceğim elbette.

Ama şunu söylerim:
Tarih boyunca topraklarının işgal girişimine direnmiş bir milletin evladı olarak, topraklarını korumak için direnmeyen ve kaçan milletleri de anlamakta zorlanırım.

Aynı Allah, aynı kutsal kitap ve aynı peygambere inanıyor olmalarına rağmen, sırf ibadet etme biçimleri farklı diye bir milletin fertlerinin, birbirini boğazlaması nedeniyle topraklarını bırakıp kaçanlara yardım etmeli miyiz?

Ensar olmalı mıyız yani.

Ensar olmayı kısa bir süre kabullenirim elbette.

Ama ne yalan söyleyeyim, benim yurttaşlarım, zor durumdayken ilelebet Ensar olma fikri bana ters geliyor arkadaş.