Kadına şiddet
Yazarlar // 05 Aralık 2019 Perşembe 12:58

Ragıp GÖKER

Ve kadınlar

bizim kadınlarımız:

korkunç ve mübarek elleri

ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle

anamız, avradımız, yarimiz

ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen

ve soframızdaki yeri

öküzümüzden sonra gelen

Nazım Hikmet

Kadına şiddet son bulmuyor.

Bulmayacağı da anlaşılıyor.

Samsun’da karısına uyguladığı şiddetle yetinmeyen bir insan müsveddesi, zavallı kadını sıcak suyla da haşlamış.

Bu türden vakalara karışanlara, ağır hapis cezaları verilmesi beklenir ama Samsun’daki olayda o koca, adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakılmış.

Oysa daha üç gün önce bir çalıştayda konuşan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, ‘’Kadına şiddet konusunda toleransımız olmaz’’ demişti.

Adalet Bakanı ayrıca kadına şiddet’in ‘ama’sı-fakat’ı’ da olamayacağını sözlerine eklemişti.

Ve fakat.

Gel gör ki, kadına şiddetin temelinde yatan en önemli neden ‘’Adam yaptıysa vardır bir sebebi’’ şeklinde, toplumda yerleşmiş olan anlayıştır.

İşin kötüsü de, toplumun geniş bir kesiminde bu anlayışın kabul görmesidir.

Toplumumuzda suça kılıf uydurma anlayışı var maalesef.

Suç varsa..

Ceza da olmalı.

Ama bunu söylerken,  her suça da hapis cezası verilmesi gerektiğini iddia edemem elbette ancak, kadına şiddeti önlemenin şimdilik bir çaresi olduğunu da düşünmüyorum.

Toplumda yaygın olan ve neredeyse genel-geçer bir durum olarak kabul edilen ‘’Vardır bir sebebi’’ anlayışını akşamdan sabaha değiştiremeyeceğimize göre, şiddeti kısa vadede önleyecek tedbirleri bir an önce hayata geçirmeliyiz.

Kızının gözleri önünde boğazı kesilen Emine Bulut vakasının toplum vicdanında açtığı yara henüz kapanmamışken, defalarda koruma istemesine rağmen Ayşe Tuba Arslan’ın kocası tarafından katledilmesine seyirci kalmak da vicdanlarımızı bir kez daha kanattı.

Oysa Ayşe Tuba Arslan, ‘’Beni koruyun’’ diyerek defalarca devletine başvurmuş ama bu talebi her defasında geri çevrilmiş.

Kocası tarafından katledildiğinde çantasında çıkan son dilekçesinde ‘’Beni öldükten sonra mı koruyacaksınız’’ diye yazdığı anlaşılmıştı.

Adalet Bakanı bu olaya duyarsız kalmamış, “Bir kadın eski eşi tarafından katledildi. Burada herkesin başını iki elinin arasına alıp düşünmesi gerekir. Nerede ihmaller yapıldı bunun düşünülmesi lazım. Ayşe Tuba Arslan şimdi aramızda olabilirdi. Bu can kurtarılabilinirdi dediğimiz nice canlar aramızda olabilirdi. Bu feryadı işitmeyen uygulama HSK tarafından incelenmektedir. HSK gereken her türlü müeyyideyi yapacaktır” demişti.

Bütün bunlar medyaya da yansıdı biliyorsunuz.

Bu konuda yapılan haberlerin henüz mürekkebi kurumamışken, karısına şiddet uygulamasına rağmen hızını alamayarak bir de kaynar suyla haşlayan adamın adli kontrol yöntemiyle serbest bırakılması, kafamı karıştırmadı desem yalan olur.

Defalarca koruma istemesine rağmen Ayşe Tuba Arslan’ı koruyamamışken,  şu an Samsun’da tedavi altındaki o mağdur eşi kim nasıl koruyacak.

‘’Allah korusun’’ diyeceğim.

Ama bu dileğim, o zavallı kadını korumaya yetecek mi?

İşte bundan ciddi ciddi korkuyorum.