İşçi Çıkarmanın Zorluğu
Yazarlar // 14 Nisan 2019 Pazar 00:27

Ragıp GÖKER

40 yılı aşan meslek yaşamımın, 28 yılını çeşitli gazete ve ajanslarda büro şefi, bölge temsilcisi ve bölge koordinatörü gibi görevleri yapmış biri olarak, yöneticiler için bir çalışanın işine son vermek gibi kararı almanın zorluğunu bilirim.

O lanet görevi birkaç kez yapmak durumunda kaldım zira.

Atakum’un çiçeği burnundaki Belediye Başkanı Cemil Deveci’ de, 73 çalışanın işine son verme kararı alırken, haklı bir gerekçesi olsa bile zorlanmıştır.

Siyasetçiler, özellikle belediyeleri bir arpalık gibi kullanmak istediler maalesef.

Bu anlayış yeni de değil üstelik.

Kamu iktisadi teşekkülleri olarak bilinen birçok kamu kuruluşunun batak duruma gelmesinin sebebi bu anlayıştır aslında.

İshak Taşçı seçim arifesinde 73 kişiyi işe alırken, o kararı nasıl verdi bilemem ancak, buna dair sadece fikir yürütebilirim.

Aday gösterilmediği için ’benden sonrası tufan’ anlayışıyla, ‘’Koltuğa oturacak olan düşünsün’’ diyerek, önceki gün Cemil Deveci’nin vermek zorunda olduğu kararın etkilerini görmek istemiş olabilir.

Bir başka sebep de şu olmalı:

Kendisini aday göstermemiş olsa da, partisi tarafından ‘’Yap’’ denildiği için, seçim öncesi işçi almış olabilir.

Çünkü tanıdığım İshak Taşçı, kendisi aday olsaydı, seçilmesi halinde Deveci’nin vermek zorunda kaldığı o karar gibi bir kararı almakla karşı karşıya kalacağını düşüneceğinden, seçim arifesinde işçi alımı yapmazdı.

Zira Deveci’nin açıklamasından anlaşılacağı üzere, Atakum Belediyesi İmar İnşaat Şirketi, dört aydır çalışanlarının maaşlarını ödeyemiyor. Şirketin ayrıca, kamuya yaklaşık 30 milyon, piyasaya da 15 milyondan fazla borcu bulunuyor.

O işçilerin alındığı şirket batak duruma gelmiş anlayacağınız.

Şimdi bu yazıyı okuyanlar ‘’Yazmak kolay’’ diye düşünebilirler ama 73 çalışanın başına gelenler için kimsenin ‘’Oh olsun’’ diyeceğini sanmam.

O insanları anlıyorum.

‘’İş sahibi oldum’’ diye sevinirken, bir anda kapının önüne konulduğunu öğrenmenin insanda yaratacağı travmanın etkilerini de tahmin ediyorum.

Öncelikle işini kaybetmiş o 73 çalışana, sonra da bu zor kararı almak zorunda kalmış Atakum’un Belediye Başkanı Cemil Deveci’ye ‘’Geçmiş olsun’’ demek isterim.

 

ÇAVUŞOĞLU’NU ALKIŞLARKEN


Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 15 Nisan’ı Ermeni Soykırımı olarak anma kararının yarattığı şok etkisi sürerken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Antalya’da bir toplantıda, Fransız Delegasyonundan bir üyenin haddini aşan tavrına verdiği cevap hepimizin yüreğini okşadı.

Bir yurttaş olarak Dışişleri Bakanımızın tavrını alkışlarken, bu konuda ülkemizi bekleyen tehlikelere de dikkati çekmek isterim.

1915 olayları, ülkemizin başını uzun yıllardır ağrıtan bir konudur.

Ermeni diasporası, 15 Nisan’ı ‘sözde soykırım günü’ ilan etmek için uzun yıllardır çalışıyor.

Uluslararası düzeyde baskı unsuru oluşturmak amacıyla, Talat Paşa’nın Berlin’de katledilmesiyle başlayan süreçte, 70’li ve 80’li yıllara kadar Asla terör örgütü tarafından büyükelçilerimize suikastlar düzenledi.

Orly Havaalanındaki bombalı eylemle, Asala bütün dünyanın nefretini kazansa da, Ermeni Diasporası, sözde soykırım iddiasından hiç vazgeçmedi.

Ülkemizin iç meselelere uğraştığı anlarda zayıf duruma düştüğünü düşündüklerinde bu iddialarını tekrar gündeme taşıyorlar.

Macron’ da, seçim meseleleriyle uğraştığımız durumu fırsat olarak görmüş olmalı.

Çavuşuğlu’nun tavrı karşısında bir kere daha anladık ki, batı bu saçma iddiadan asla vazgeçmeyecek.

Ama batı şu ayrıntının farkında olamıyor:

Hükümetin dış politikalarını kendi aramızda tartışırız ve hatta eleştirebiliriz ama söz konusu vatan olduğunda, gerisinin de teferruat olacağına inanırız.

Millet olarak böyle saçma iddialar karşısında da asla boynumuzu eğmeyiz.