Hain
Yazarlar // 14 Temmuz 2017 Cuma 00:14

Ragıp GÖKER

Yarın 15 Temmuz FETÖ’cü ihanet şebekesi tarafından başlatılan ama Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla sokağa çıkan halkın demokrasiye sahip çıkması sonucu engellenen. hain kalkışmanın yıl dönümü.
En çok birliğe ihtiyaç duyduğumuz günlerden geçiyoruz ama nedense farkında olmadan ayrışıyoruz.
Bir yandan 249 şehit vererek demokrasimize sahip çıkıyoruz ama demokrasiyi tam anlamıyla içselleştiremediğimiz de anlaşılıyor.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başlattığı ‘adalet yürüyüşünü’ milyonların katılımıyla Maltepe Meydanındaki mitingle sonlandırdı.
Bizim medyamızda çok yer almasa da, dünya medyası bu yürüyüşü ve mitingi yüzlerce mensubuyla izledi.
Demokrasi şöleniydi aslında.
Kimsenin burnu kanamadı çünkü.
Bunda, CHP’nin mensuplarını büyük bir dikkat ve disiplin içinde yürütmesinin yanı sıra, hükümetin çok başarılı güvenlik uygulamasının da etkisi vardı.
Bütün dünyanın övgüsünü kazanan bu demokrasi şenliğinin başarıyla sonuçlandırılmasında CHP kadar, Hükümetin de başarısı vardı yani.
Herkes kendisine övünecek bir pay çıkarmalıydı.
Ama bu güzelliğin bile keyfini çıkaramıyoruz maalesef.
Def gibi gerilmişiz çünkü.
CHP lideri, 24 gün boyunca yürüyerek geçtiği yol boyunca kendisine gösterilen ilgi nedeniyle, yurttaşlarına teşekkür etmek amacıyla dönüşte uğradığı Düzce’nin bir köyünde saldırıya uğramış.
Kılıçdaroğlu ve CHP’liler bu tepkiyi beklememiş olmalılar aslında ama yürüyüş sırasında, yol kenarında birikenler arasında kendisine sevgi gösterisinde bulunanların yanı sıra, protesto edenler de vardı.
Kılıçdaroğlu’nun aracına yaklaşan bir köylü kadın, aracın camını açtırdıktan sonra ‘’sen hainsin’’ diyerek yumruk sallamış.
Haberi duyunca tepeden tırnağa ürperdim.
Ülkemin ana muhalefet partisinin liderine ‘hain’ yakıştırması yapılması, siyasetin ülkemizde geldiği noktayı anlatması bakımından çarpıcıdır.
Neden böyle olduk…!
Bunun nedeni siyaset dilimizdir.
Farkındalar mı bilmem ama siyasetçilerin karşılıklı olarak kullandıkları dil, yurttaşların da ayrışmasına neden oluyor.
Hükümetlerin başarısı halkın huzuru ve refahı demektir.
Başarının sürdürülebilir olmasında, muhalefetin de rolü olduğu kabul edilir.
Eleştirilerden ders çıkarılmalı.
Hükümeti eleştirecek iki unsurdan biri, ‘dördüncü kuvvet’ adı verilen Basındır, bir diğeri de muhalefet partileridir.
Ülkemizde basının eleştiri görevini layıkıyla yaptığını söyleyemeyiz.
Bu konuda görev sadece muhalefet partilerine kalıyor.
Halkın yüzde 70’inden fazlası, ülkemizde adaletin işlemediğine inanıyor.
Adalet, yaşam hakkı kadar önemli bir konudur.
Mülkün, yani devletin temeli adalet üzerine kurulmuştur.
Adalet işlemezse devlet çöker maazallah.
Demokrasilerde, ana muhalefet partisi liderinin, halkın büyük bölümünün, adaletin işlemediği gibi bir konuda, hükümetin dikkatini çekmek amacıyla başlattığı demokratik eylemi normal karşılanmalıdır.
Oysa bu konuda kendisine de ders çıkarması gereken hükümet, bunu ‘terör eylemi’ olarak tanımladı.
Bu siyaset dili, bir köylü kadının ana muhalefet partisine ‘’hain’’ diyerek saldırmasına neden olan etkenlerden biridir.
Çok fazla gerildik.