Gazeteci ve Kalem Satmak
Yazarlar // 9 Temmuz 2020 Perşembe 01:31

Ragıp GÖKER

Yaklaşık 45 yıldır gazeteciyim.

Yaptığım işten para kazandım.

Ve fakat.

Para karşılığı tek satır yazmadım.

Gazetecinin para kazanması başka, para için yazması başka bir şey çünkü.

212 sayılı yasaya tabi olarak çalıştım her zaman

‘Basın Emekçisi’ tanımına günümüzde uyan çok az sayıdaki gazetecilerdenim.

Gazete sahibi değilim.

Bir gazeteye ortaklığım da yok.

İnternet sitem de olmadı hiç.

Adıma kayıtlı bir şirketim de yok.

Ama benimle yaşlanmakta olan 21 yaşında bir arabam var.

Değiştiremedim henüz.

Loto-toto gibi piyangolardan para kazanamazsam, değiştiremeyeceğimi de biliyorum

Oysa sosyal medyada paylaşım yapan bir dernek başkanı biyokütle enerjisi ile ilgili yazı dizim nedeniyle, kalemimi satmakla suçlamış beni; aklınca.

Beni satın alabilecek para henüz piyasaya sürülmedi.

Ve fakat.

Yener Cabbar’dan bir dürüm döner.

Pardon.

Lavaşa sarılı ciğer şiş yedim ama.

Bir de ayran.

Günümüzde birine iftira atmak ne kadar kolay hale geldi.

Atatürk’ün adı adıyla kurulan dernek üzerinden yapılması ise ne acı.

Özel hastanelerde sosyal güvencesi olmayan fakir fukara, garip gurabaya bakılmadığını herkes bilirken, yaptığı Hipokrat yeminine rağmen o dernek başkanının kendisi buna ses çıkaramaz duruma gelmişken, yaptığım iş nedeniyle beni kalemimi satmakla suçluyor.

Ne yaman çelişki.

Yatırımcı tarafından reklam teklifi geri çevrilen internet gazetesi sahibi başka bir arkadaşımız da,  garip bir şekilde birkaç ay öncesine kadar ‘’Reklam vereceklerinizin listesine beni de ekleyin’’ dediğini unutmuş olmalı ki, şimdi beni kalem satmakla suçlamış.

Bırakın gazete sahipliğini veya ortaklığını, internet sitem bile olmadığını tekrar hatırlatırken, ‘’Kişi kendinden bilirmiş işi’’ demeyi de ihmal etmemiş olayım bari.

Biz kirli yatırımlarla mücadele ederken, çalıştıkları gazeteler tarafından santralcilerin reklamlarının cover kapak yapıldığı sıralarda kendisini gizleyen bir arkadaşımız da, şimdi ortağı olduğu bir internet sitesinde, Samsun’a operasyon çekmekle suçlarken beni, biyoküle enerji santrali olsa bile, santralde fosil yakıt kullanılacağını yazmasıyla aslında kendisini bitirmiş.

Ucuz biyoktüle varken, pahalı olan fosil yakıtın kullanılmayacağını bilememiş garibim.

Ne güzel söylemiş atalarımız:

Bilmemek ayıp değil ama öğrenmemek ayıp diye.

Bir gazete ise, yayın kurulu başkanı ve başyazarının ‘’Herkes kör, alem sersem mi’’ başlıklı yazısında, kendilerinin santrale değil ama yerine karşı çıktıklarını yazmasının ardından iki gün sonra, sözüm ona bir çevreciye, santralin zararlarını anlatacağı bir yazı dizisi hazırlatmışlar.

Allahın sopası yok ki, insanların gözüne soksun.

Öfkeyle kalkan, zararla otururmuş ya hani.

Öyle olmuş.

Gerçek acıdır ama.

Biber gibi yani.

Bu nedenle gerçekleri yazacak bir gazeteci bulamamışlar zahir.

Ama keşke bulsalardı.