Büyük Zaferin 98. Yılında Türkiye Ekonomisi
Yazarlar // 31 Ağustos 2020 Pazartesi 20:49

Ragıp GÖKER


“.. 
O, saatı sordu. 
Paşalar : “Üç” dediler. 
Sarışın bir kurda benziyordu. 
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. 
Yürüdü uçurumun başına kadar, 
eğildi, durdu. 
Bıraksalar 
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak 
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak 
Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı
...”


Nazım Hikmet’in Kuvayı Milliye Destan’ında anlattığı gibi, 30 Ağustos 1922’de Büyük Zafer’le sonuçlanan kurtuluş savaşımızın destansı bir anlamı vardır.

Pandemi bahanesiyse coşkuyla kutlayamasak da, 9 Eylül 1922’ de son palikaryanın İzmir’de denize dökülmesiyse sonuçlanan 30 Ağustos Zaferi, 26 Ağustos 1071’de bizim için vatan yapılan bu topraklardan bizi atmak isteyenlere, “Anadolu Türk’lerindir ve sonsuza kadar da Türk’lerin vatanı olarak kalacaktır” şeklindeki net mesajdır aslında.

98 yıl önce, yokluk ve yoksulluğa rağmen kazandık biz o büyük zaferi.

Bu nedenle de çok anlamlıdır.

Ve bir o kadar da önemlidir.

Unutmayacağız ve unutturmayacağız.

Birinci Dünya Savaşının yanı sıra, Balkan bozgunuyla gelen yenilgiler ve 15 yıla yakın süren savaşların sonucunda yorgun, bitkin ve yoksul düşen bir milletin yeniden şahlanışının destansı bir anlatımıdır Büyük Zafer.

Ve peşi sıra ilan edilen Cumhuriyet.

Zafer’i kazandık ve bağımsızlığımıza yeniden kavuştuk ama Atatürk’ün, genç cumhuriyetimizin ilk Başbakanı olarak atamayı düşündüğü İnönü’ye, bu teklifi yaparken yazdığı mektupta dediği gibi.

Ki;

Şöyledir:

“Sevgili Paşam!.. Cumhuriyet'in ilk Başbakanı olarak seni düşünüyorum.
Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın.
Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun.
Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.
Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim.
Bize geri, borçlu ve hastalıklı bir vatan miras kaldı.
Yoksul bir köylü devletiyiz.
Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 kilometre kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin Kuzeyini Güneyine, Batısını Doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart.
Denizciliğimiz acınacak durumda.
Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olana bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız.

Atalarımız, az zamanda çok ve büyük işler başarmışlar sahiden.

Yurdumuzun büyük bölümünü demir ağlarla örmüşken, ülkemizi şimdilerde saman ve peynir ithal eden ülke durumuna getirdik ne yazı ki.

Nazilli Basma fabrikasıyla başlayan sanayi hamlesiyle her ihtiyacını kendisi karşılayan bir ülkeden, ne ara saman ve peynir ithal eden ülke haline geldik..

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, bir TV söyleşisi sırasında dövizdeki hareketliliği soran gazeteciye “Dolarla mı alıyorsun maaşını” diyerek, ekonomideki kötü gidişin  dolarla bir alakası olmadığını söylese de, dış borcumuzun her geçen gün biraz daha artmasıyla dolardaki artışın ekonomimize yaptığı olumsuz etkiyi her geçen gün biraz  daha fazla hissediyoruz.

Hazine ve Maliye  Bakanı,  üç gün önce yaptığı bir başka açıklamada da ”2002 yılında toplanan her 100 TL verginin sadece 14,3 Tl’si vatandaşlara hizmet için harcanırken, artık toplanan Tl verginin yüzde 85,2’ şi toplumun refahı için kullanılıyor” demiş.

İtiraf etmeliyim ki, bir vatandaş olarak bunu ben hissedemedim.

Ve fakat.

Bakana en sert cevap ekonomi uzmanı milletvekilimiz Erhan Usta’dan gelmiş.

Usta yayınladığı Twitter mesajında “ Ocak-Temmuz itibariyle 2018’ de vergi gelirlerinin % 10,5’ faize giderken, 2020’ de % 19,3’ü gidiyor. demiş.

Liderlerin siyasi atışmalarıyla vakit geçirirken, ekonomiyi hep ihmal ettik.

Atatürk, Cumhuriyeti kurmadan önce İzmir İktisat Kongresini toplayarak, ekonomik bağımsızlığın ne kadar önemli olduğunu bize göstermişti aslında.

Ekonomimizi dışa bağımlı hale getirerek, ekonomik bağımsızlığın önemini bir kenara bıraktık maalesef.

AHMET ÖNDER'İN ARDINDAN
AHMET ÖNDER'İN ARDINDAN
Bir kere olsun, yüzünü asık görmedim ben Ahmet Önder’in Gazi Belediyesinde Vedat Yılmaz’ın Özel Kalem Müdürlüğüne atanmasının yanı sıra, İlkadım Belediyesinde Personel Müdürü olarak atanma nedeni de sanırım bu özelliği nedeniyledir. Covid 19 denilen o illete yakalandığını işitmiştim ama “Yener o illeti” diye düşünmüştüm açıkçası. Direnememiş maalesef arkadaşım. Önceki akşam virüse yenildiğini işittiğimde ailemden birini kaybetmiş gibi hissettim kendimi. Allah rahmet eylesin. Mekanın cennet olsun kardeşim.