Bugünlerde Bile Kin ve Nefret
Yazarlar // 26 Mart 2020 Perşembe 17:37

Ragıp GÖKER

Bütün dünya koronayla boğuşuyor.

Zor günlerden geçiyoruz.

Bu virüs öyle bir şey ki zengin, yoksul, makam ve mülk sahibi falan dinlemiyor.

Devlet Başkanı, başbakan, bakan, milletvekili, işinsanı, işçi, köylü ayrımı yapmıyor.

Herkese bulaşıyor.

Ölümcül üstelik.

Öldürürken de sosyal statü ayrımı yapmıyor.

İnsanlık aciz durumda yani.

Dayanışmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerden geçiyoruz.

Ve fakat.

Hala şiddete meyilli olanlarımız var.

Topluma moral aşılaması gerektiğine inandığımız siyasetçilerimizden bazılarının şiddeti öven paylaşımlarına rastlıyoruz.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye hakaret ettiği iddia edilen bir gazetecinin darp edilmiş hallerini gösteren fotoğrafının yayınlandığı sosyal paylaşım sitelerindeki görüntünün altına yazılanlardan ürktüm açıkcası.

Gazeteci falan kim olursa olsun farketmez, bir insana hakareti ve de özellikle bir siyasi parti genel başkanına hakaret edilmesini asla kabul edemem.

Ziya Paşa, Terkib-i Bendi’nde “Nush ile uslanmayalı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayasın hakkı kötektir” şeklinde yazdı diye, uslanmadığını düşündüğümüz herkesi dövecek miyiz.

Ziya Paşa’nın bu dizeleri yazdığı günlerin üzerinden yaklaşık 150 yıl geçmiş üstelik.

Hangi çağda yaşıyoruz.

Köstek ile birini terbiye ermeye çalışmak nasıl bir kafadır arkadaş.

Mahkemeler ne güne duruyor.

Dayak neyin nesi ki, 40 yıl önce bir gurup tarafından öldüresiye dövülmüş biri olarak, bu durumun insan üzerinde yarattığı travmayı iyi bilirim.

Herkes kendi hukukunu uygulayacaksa, evrensel hukuk kurallarını nasıl uygulayacağız.

Bu durumda beni en çok şaşırtan husus da, toplum düzeninin sağlanması konusunda sorumluluğu bulunan siyasetçilerin şiddeti övmesidir.

Ne yaman çelişki.

Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırının ve linç girişiminin de, kimi siyasetçiler tarafından “Oh olsun” anlayışıyla övülmesi gibi.

Şiddeti övmek, kötü sonuçlar doğuruyor.

Maraş ve Çorum olayları ile Madımak faciasının yarattığı travmayı, üzerinden yıllar geçse de hala atlatamadık.

Şiddet, toplumda kin ve nefret duygularını körüklüyor.

Bu ülkede Fatih Terim’in, korona virüse yakalanmasına sevinenler bile oldu.

Kariyeri başarılarla dolu bir spor adamı olması nedeniyle Fatih Terim’in seveni olduğu kadar sevmeyeni de vardır elbette.

Ölümcül bir hastalık bu unutmayalım.

Sevmedi diye, bir insan evladı bu durumdan nası mutluluk duyar, anlayamıyorum.

Bu türden örnekler insanlığımdan utandırıyor beni.

Herkes, sağlık personelinin bu günlerdeki fedakarlığını balkonlarında alkış tutarak ödüllendirirken, kimi kendini bilmezler ise sağlıkçılarımıza saldırabiliyor.

Durup dururken olmuyor bütün bunlar.

Sebep ve sonuç ilişkisine göre değerlendirmek lazım olup biten her şeyi.

Bir birimizi anlamaya en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerden geçiyoruz.

Ne demişti Can Yücel:

En uzak mesafe ne Afrika’dır
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne Seyyareler,
Ne yıldızlar geceleri ışıldayan…
“En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan…..”

Hoşgörüden uzaklaşıyoruz gittikçe.

Şun hiç unutmayalım:

Karacaoğlan’ın ‘Cehennem yerinde hiç ateş yoktur, herkes odununu buradan getirir’ dediği gibi, her ne yapıyorsak, kendimiz yapıyoruz kendimize.