#Bizsizedonörüz
Yazarlar // 06 Kasım 2018 Salı 22:10

Ragıp GÖKER

Ölümcül hastalıklara yakalanmış 24 bin hasta, yaşama tutunabilmek için organ bekliyormuş.

İnananlar olarak, Kuran’ı Kerim’i, Allah’ın sözü ve dolayısıyla Kuran’da yazılanları emri olarak kabul ederiz.

Ve fakat

Kuran’da yazılı namaz kılmak, oruç tutmak ve hacca gitmek gibi emirlere uymakta hassasiyet gösteririz ama Maide suresi 32. Ayetindeki gibi ‘’her kim bir can kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur’’ şeklindeki Allah kelamını kulak ardı ederiz.

Bu iddiamı neye mi dayandırıyorum:
81 milyon dolayındaki nüfusunun yüzde 99,2’si müslüman olan bir ülkeyiz ama bir canı kurtaracağını bilmemize rağmen organlarımızı bağışlamayız.

Her canlı gibi öleceğiz.

Topraktan geldik ve toprağa gideceğiz.

Çürüyecek bedenlerimiz.

Oya kalbimiz, karaciğerimiz, böbreğimiz ya da gözümüz.

Öldükten sonra birini yaşama bağlayacak hangi organımız varsa bağışlasak ve bir insanı yeniden hayata bağlasak fenamı olur.

Yapmıyoruz bunu.

81 milyonuz.

Bağışçı sayımız anca 300 bin dolayında.

Bu tablo bize hiç yakışmıyor.

Hafta sonu oynanan bütün maçlarda, hakem, teknik sorumlu yöneticiler ve oyuncular lösemili çocuklara birlikte sahaya çıkarken, her birinin maska taktığını görmüşsünüzdür.

Hafta sonu önemli bir kampanyanın ortağı olan futbol dünyasının amacı, bizleri kemik iliği nakli için kan bağışı yapmaya teşvik etmekti.

Günümüzde bu tür eylemleri ‘’farkındalık yaratmak’’ diye adlandırıyoruz.

Kanser çağımızın hastalığı.

Ölümcül bir illet ama erken teşhis ve tedavinin yanı sıra gerek organ bağışı ve gerekse kemik iliği için kan bağışlamakla, bu hastalığa bulaşanların iyileşmesini sağlamak bizlerin elinde.

Kusura bakmayın ama böylesi kampanyalara rağmen duyarsız kalıyoruz.

Bir insandan kemik iliği almak eskiden zorlu bir işlemdi.

Tıp ilerledi oysa.

Günümüzde periferik adı verilen bir yöntemle kemik iliği elde etmek çok kolaylaştı.

Kızılay’ın yürüttüğü TÜRKÖK Projesiyle kemik iliği şu şekilde elde ediliyor:

18 – 55 yaşlarındaysanız ve bulaşıcı bir hastalığınız yoksa Kızılay Kan Merkezlerine giderek kök hücre bağışçısı olduğunuzu söylemeniz yeterli.

Sağlık ocaklarında veya hastanelerde tahlil yaptırırken olduğu gibi sizden bir tüp kan alınıyor ve bankasına gönderiliyor.

Doklarınız ülkemizin yanı sıra, dünyanın herhangi bir yerinde kök hücre bekleyen bir hastaya uyması halinde, Kızılay size bir kere daha ‘’bağışçımısınız hala?’’ diye soruyor.

Kabul etmeniz halinde, kan merkezinde bu defa sizden bir ünite daha kan alınıyor ve o sırada kök hücre oluşturuluyor.

Bu kadar basit aslında.

Nisan ayında yapılan açıklamayla kök hücre bağışçı sayısının 310 bin’e ulaşmasıyla övünüyordu yetkililer ama Almanya’da bu sayı 4 yıl önce 6 milyondu.

Necip Türk Milleti, bu durumda ne kadar ah vah etse yeridir aslında.

Organ bağışında da donör sayısı, yüzde 99,2’si Müslüman bir ülke olan Türkiye’de 300 bin civarında ve sadece ülkemizde organ bekleyen hasta sayısı 24 bini geçmiş durumda.

Bağışçı sayısını artırmak amacıyla bugünlerde sosyal medyada  ‘’#Bizsizedonörüz’’ adıyla yürütülen farkındalık projesi uygulanıyor.

Umarım ve dilerim ‘’#Bizsizedonörüz’’ uygulaması, Kök Hücre için kan bağışını artmak amacıyla başlatılmış olan ’Ben senin kahramanınım’ uygulamasından daha iyi sonuç verir.