10 Ocak Çalışa(n)mayan Gazeteciler Günü
Yazarlar // 10 Ocak 2020 Cuma 22:31

Ragıp GÖKER

10 Ocak 1961’de basın çalışanlarına bazı haklar ve yasal güvence sağlayan kanun Resmi Gazete'de yayımlanınca, patronlarla gazeteciler arasında, 'iş sözleşmelerinin’ yazılı olarak yapılmasının önü açıldı.

Gazeteciler, sözleşme hakkı elde edince, işin özelliği, ücret miktarı, gazetecinin kıdemi, ücretlerin peşin ödenmesi gibi bazı yükümlülükleri getiren ve bugün kısaca '212 Sayılı Yasa' olarak anılan yasa, gazetecilik mesleğine girenlere ve çalışmakta olanlara, kısıtlı da olsa bazı haklar getirilmişti.

Bu yasa ile kendilerine yüklenen sorumlulukları kabul etmek istemeyen 9 gazete patronu, ortak bildiriye imza atarak gazetelerini 3 gün kapattıklarını duyurmuşlardı.

Buna karşın gazeteciler, aynı gün sendikadan başlayan sessiz bir yürüyüş yapmışlardı.

‘Dokuz patron olayı’ olarak basın tarihine geçen bu gelişme üzerine gazeteciler, bu 3 gün boyunca “Basın” adlı bir gazete çıkarmaya karar verdi.

Günümüzde, gazeteciler birçok haktan mahrum bırakıldı ama bizim kuşağın gazetecileri, bizden önceki kuşağın sağladığı bu haklardan yararlandı çok şükür.

10 Ocak aslında, gazetecilere özlük haklarını koruma gibi bir avantaj sağlamıştır elbette.

Ancak, 2008’de çıkarılan 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasasının yanı sıra, 2011 yılında kabul edilen RTÜK yasası sonrası, ‘212 Sayılı Yasa’nın günümüzde pek anlamı kalmasa da, o yasa aslında bir anlamda halkın haber alma hürriyeti demekti.

Bunu anlamak için aslında ‘Gazeteci’ kime denir?

Önce onu anlamak gerekiyor aslında.

Sözlüklerdeki anlamı ‘Gazete yayımlayan kişi’ şeklinde olsa da, en iyi tarifi 1993’de katledilen Uğur Mumcu yapmıştı.

Söyle ki:
Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insan demektir.

Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur. Sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir."

Hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan gazeteciler günümüzde de hala var elbette ama patronlar bunu göze alamadığı için birçok gazeteci işini yapamıyor.

Bir büyüğümüzden dinlediğim ‘’Gazetecinin yazdıkları önemlidir ama yazamadıkları daha önemlidir’’ sözünün, bugün sektörün içinde bulunduğu durumu net olarak anlatan en etkili ifade olduğunu düşünüyorum.

Gazetecinin özgür olma talebi, günümüzde kişisel özgürlük isteği gibi algılanıyor.

Görece doğrudur elbette.

Ama gazeteci ne kadar özgürse, halk da o kadar özgürdür aslında.

Ben habere ve bilgiye ulaşamazsam, ulaşsam bile bu nu yazmaktan korkuyorsam, aslında kaybeden sen oluyorsun.

Gazeteci yazamaz ise kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını, halkın öğrenme şansı var mı?

Yok elbette.

Bir zamanlar itibarlı bir meslekti gazetecilik.

Ve fakat.

Son yıllarda güvenirliliğini yitirmiştir.

Hiç kuşku yok ki, çıkarılan yasaların da bu durumun oluşmasında etkisi vardır elbette.

Bu durumun oluşmasında gazetecinin de kusuru yok değil hani.

Siyaseten nasıl bölündüysek, gazeteciler de, iktidar yanlıları ve iktidar karşıtları olarak ikiye bölünmüş durumdadır.

Oysa gazetecinin tek bir muhatabı olmalı.

O da halktır.

Kamu yararı taşıyan her konu haberdir.

Günümüzde ‘’Haber kutsal, yorum hürdür’’ diyebiliyor muyuz?

Son 10 yıldır 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne dair etkiliklere katılmıyorum ama ‘’Haber kutsal, yorum hürdür’’ diyebileceğimiz günlerin yeniden gelmesi dileğiyle anlamını bilen ve anlayanlara kutlu olsun.