‘’Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl ü behadır / Bir sengine yek pare Acem mülkü fedadır”
Yahya Kemal Beyatlı, “Öyle güzel şehir ki, bir taşına bile Acem diyarı feda edilir” diye tarif etmiş İstanbul’u.
Sahiden de dünyanın belki de en güzel bir-iki şehrinden biridir İstanbul.
Sahi; içinden deniz geçen kaç şehir var dünyada?
Ve fakat şu da bir gerçek: Zor bir şehir olduğunu kabul etmek lazım. Trafik çilesi çekilebilir çilelerden değildir hani.
Buna rağmen İstanbul, ülkemizin en çok göç alan şehridir. Yurdun dört bir yanından insanlar akın akın geliyor. Ergnekon’dan başlayarak batıya doğru akan bir nehir gibi, Anadolu insanı da İstanbul’a doğru akıyor sanki. Ne de olsa “taşı toprağı altın” demişiz bir kere.
Doğup büyüdüğü topraklarda iş ve aş bulmakta zorlananların, bir lokma bir hırka umuduyla başlattıkları göç nedeniyle İstanbul’un nüfusu 60 yıllık süreçte 1 milyon bandından 16 milyon sınırına kadar yükselmiş.
Oğlum da eğitimi için 20 yıl önce geldiği İstanbul’a demir atmış durumda. “Oğlum bu şehirde yaşam zor, Samsun’a gel, daha çok rahat edersiniz” dediğimde, sinema üzerine eğitim almış akademisyen olan oğlum her seferinde “Kariyerim için İstanbul’da olmalıyım” diyor.
Üzülmekle birlikte sinema eğitimi almış ve bu konuda akademisyen olmaya karar vermiş oğlum Dr. Doğuşcan Göker’in bu kariyer planına hak veriyorum elbette. Sinema sektörünün ülkemizdeki tek merkezi hâlâ İstanbul olduğu için, kalıcı yaşam merkezi olarak burayı seçmekte haklı olabilir.
Ama yurdun dört bir köşesinden insanlar, yaşam zorluklarını göze alarak neden hâlâ İstanbul’a geliyor?
Bu önemli bir soru!
Millet neden İstanbul’a akıyor? İş ve aş umuduyla elbette. İstanbul, Türkiye’nin ekonomik, ticari, sanayi, medya, eğitim ve kültür merkezi konumunda.
2024 TÜİK verilerine göre İstanbul, 395 bin kişiyle en çok göç alan il olurken aynı yıl 369 bin kişiyle en çok göç veren il de olmuş. Yani sürekli bir nüfus devinimi var: Bir yanda Anadolu’dan gelenler yerleşiyor, diğer yanda buradan çevre illere ya da başka şehirlere gidenler oluyor.
İstanbul’da yaşayan Samsunluların sayısı ise son verilere göre yaklaşık 413-415 bin civarında (TÜİK ADNKS 2024/2025 köken verileri). Bu rakamla Samsunlular, İstanbul’daki en kalabalık 8.-9. grup arasında yer alıyor (genelde Sivas, Kastamonu, Ordu, Giresun, Tokat, Erzurum, Malatya’nın ardından).
Sivas coğrafi hacmi bakımından en geniş illerden biri ama nüfusu göç nedeniyle bir türlü artmıyor. Kızıldağ’dan doğan Kızılırmak, dağ ve bayırlar arasından geçerken verimli ovalar oluşturamamış. Ama ya Samsun’a ne demeli? Yeşilırmak ve Kızılırmak gibi iki önemli akarsuyun denizle buluştuğu noktada, Çarşamba ve Bafra gibi bereketli ovaların ortasında kurulmuş Samsun neden hâlâ yüz binlerce evladını gurbete göndermek zorunda kalıyor?
Samsun’un artık net göç aldığı doğru. 2024 TÜİK verilerine göre Samsun:
46 bin 841 kişi göç aldı,
43 bin 246 kişi göç verdi,
Net +3.595 kişi göç artışı yaşadı (net göç hızı binde +2,6).
En fazla göçü İstanbul’dan alıyor (yaklaşık 10 bin 200 kişi). Ama aynı zamanda en çok göçü de İstanbul’a veriyor. Yani nitelikli göç veriyor: Genç, eğitimli, beyaz yakalı kesim (mühendis, akademisyen, uzman vb.) genellikle İstanbul’a ya da Ankara’ya gidiyor. Gelenler ise daha çok emekli ya da düşük-orta gelir grubundan; yaşam maliyeti düşük diye tercih ediyor.
Bu da şehrin ekonomik yapısını etkiliyor. “Dürüm döner satarak kalkınma olmaz” tespitinize tamamen katılıyorum. Samsun’un tarım, liman, lojistik, sanayi ve turizm potansiyeli var; ancak yeterli yatırım, organize sanayi bölgelerinin cazip hale getirilmesi, teknoloji-üniversite-sanayi işbirliği gibi köklü adımlar atılmazsa bu nitelikli beyin göçü devam eder.
Dünya gazetesinde çalıştığım yıllarda Samsun’un reklam potansiyelinin yetersizliği nedeniyle “GURBETTE SAMSUN” adlı bir ilave çıkarma planıyla Salim Sürmeli ve Recep Söylemez’le birlikte İstanbul’un yolunu tutmuştuk. Anadolu yakasındaki Gebze sınırından Avrupa yakasındaki Tekirdağ sınırına kadar Samsun orijinli iş insanlarıyla temas kurmuştuk. Gurbetteki Samsun çalışmaları, bir yıl boyunca Samsun’dan oluşan reklam gelirini tek sayıda karşılamıştı.
Demem o ki: Merkezi İstanbul’daki bir gazetenin bölge temsilcisi olarak, gazeteye reklam geliri elde etmek için yılda bir kez geçici bile olsa İstanbul’u mesken tutmak durumunda kalmışsam, Samsun’un 17 ilçesinden hemşerim Ahmet’in, Mehmet’in gurbette iş ve aş arama yolculuğunu yadırgamak lazım değil.
Son söz:
Samsun bu göçü tersine çevirmek zorundadır. Bunu da ekonomisini kalıcı olarak güçlendirmekle gerçekleştirebilir ancak. Palyatif (geçici) çözümlerle olmaz; köklü, uzun vadeli çözümlere mahkûmdur.
