Fındık Üreticisi Krizi Fırsata Çevirdi
Yazarlar // 9 Ocak 2026 Cuma 13:49

Ragıp GÖKER

2001 krizinin ülkemizi kasıp kavurduğu yıllardı. Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazar rahmetli Osman Saffet Arolat’ın öncülüğünde; aralarında Prof. Dr. Mithat Melen, Prof. Dr. Erdoğan Alkin, Prof. Dr. Kenan Mortan ile Güngör Uras ve Rüştü Bozkurt gibi ülkemizin önde gelen iktisatçı ve gazetecilerinden oluşan bir ekip, Anadolu şehirlerinde krizden çıkışın yollarını anlatıyorlardı.

Hafızam beni yanıltmıyorsa, Samsun’da düzenlediğimiz o toplantıların birinde Rüştü Bozkurt, Çinliler tarafından “kriz” sözcüğünün aynı zamanda “fırsat” olarak da anlaşıldığını, bu nedenle gecelik faizin yüzde bin 500’leri gördüğü kriz ortamının dahi bir fırsata dönüştürülebileceğini anlatmıştı.

Biliyorsunuz, geçen yıl ülkemizde kış aylarında yaşanan don vakasının yanı sıra, yaz aylarında bazı bölgelerimizde görülen kuraklık nedeniyle tarımsal üretimimiz ciddi biçimde düşmüştü.

Özellikle don, fındık bahçelerinde etkili olmuş; ülkemizin tarımsal alandaki en önemli ihracat kalemlerinden biri olan fındıkta verimin neredeyse yarı yarıya düşmesine neden olmuştu.

Dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 70’inin topraklarımızda yetiştirildiğini sanırım söylemeye gerek yoktur.
“Dünyaya biz fındık yediriyoruz” desek abartmış olmayız.

Ve fakat…

Dünya piyasalarında satılan her 100 kilo fındığın 70 kilosunu biz üretip satıyoruz ama fiyatını biz belirleyemiyoruz maalesef.
Davul bizim omuzlarımızda, tokmak başkasının elinde yani.

Rekolte tahminini bile doğru dürüst yapamadık bugüne kadar. Oysa rekolteyi doğru tahmin etmek, ürünün değerini bihakkın verebilmek için en önemli kriterlerden biridir.

Ürünün bol olacağı biliniyorsa, piyasa açılışında verilen fiyat ne kadar yüksek olursa olsun, işlemler sırasında ürün hiçbir zaman hak ettiği değeri bulamaz.

Arz–talep meselesi; ürün bol olursa fiyatın düşeceği, ürün az olursa değerinin artacağı, ekonominin temel kurallarından biridir.

Bu nedenle yabancılar, bu durumu her zaman fırsata çevirmek istemiştir. Biz ise çoğu zaman, bilerek ya da bilmeyerek, yerli iş birlikçiler aracılığıyla bu fırsatı onlara altın tepside sunmuşuzdur.

Hiç unutmam; ürünün bol olacağının anlaşıldığı 2000’li yılların başında, ülkemizin en büyük tüccarlarından biri sayılan Oltan Gıda’nın sahibi Kenan Oltan, fiyatın 7 lirayı gördüğü günlerde “Fındık çok pahalı, bir lira olmalı” demişti.

Oltan Gıda büyük bir şirketimizdi ama sonunda İtalyan devi Ferrero’nun bünyesine katılmaktan da kurtulamadı.

Fındık en değerli ürünlerimizden biridir. Bu nedenle rekolteyi doğru tahmin etmek gibi çalışmalarla, bu ürünün uluslararası piyasalarda hak ettiği değeri bulmasını sağlamalıyız.
Bunu başarmak çok zor olmasa gerek.

Yaklaşık 30 yıl önce Yalım Erez’in Ticaret Bakanı olduğu dönemde, kentali (100 kilosu) 90–100 dolar arasında olan fındık, büyük ölçüde Bakanlığa bağlı Umum Mağazalar aracılığıyla toplanmıştı. Umum Mağazalar yönetimi ürünü bir süre elinde tutunca, fiyat uluslararası piyasalarda 100 dolardan 420 dolara kadar yükselmişti.

Geçen kış yaşanan don vakası daldaki fındığı vurdu.
TMO piyasayı 200 liradan açmıştı. Fındık az olunca, şu sıralar el altından 300 liraları bile görmeye başladı.

Bu sonucun ortaya çıkmasında bölge üreticisinin sabrı da önemli rol oynadı. Piyasaya yeterince ürün verilmedi. Ürün zaten azken, 10 üreticiden en az 5’i tüccara bıraktığı ürünü satmak yerine emanete bıraktı. Bu tutum, fiyatın piyasa açılışındaki seviyenin çok üzerine çıkmasını sağladı.

Karadenizli üretici, yaşadığı bu büyük krizi yıllar sonra ilk kez fırsata çevirmeyi başardı.

Bu basiretli davranışları için üreticilerimizi kutluyor, her birine “Helal olsun” diyorum.
Başka da bir şey demiyorum.

Bilmem anlatabildim mi?