ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırısıyla başlayan savaş nedeniyle maaşlara ara zam beklentisi oluşmuşken, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “2,5 düzeyinde olur” şeklindeki tahminlere rağmen Mart ayı enflasyonunu yüzde1,94 olarak açıkladı.
TÜİK, herkesi “ters köşe” yaparak yıllık enflasyonun da yüzde 30,87 olduğunu duyurdu.
Buna karşın ENAG (Enflasyon Araştırma Grubu) ise TÜİK’ten önce yaptığı açıklamada Mart ayında fiyatların yüzde 4,10, yıllık bazda ise yüzde 54,62 oranında arttığını duyurmuştu.
İki veri arasında dağlar kadar fark var.
Daha önce enflasyon verilerine dair yazılarımda TÜİK ve ENAG verilerinden hangisine inanılması gerektiğini okuyucuların tercihine bırakıyordum. Ancak sürmekte olan savaş nedeniyle dünyada birçok ülkenin olumsuz etkilendiği biliniyorken, TÜİK’in enflasyonun gerilediğini iddia eden bu veri açıklaması beni bu defa ENAG’tan yana taraf olmaya zorlayacak özellikte olmuş sanki.
Yazının başlığını da “Enflasyonda TÜİK Sürprizi” şeklinde yazmıştım ama bu veri açıklamasına “sürpriz” demek hafif kalır. TÜİK’in bu açıklamasına söylenecek en doğru söz “Ağam bizle eğlenir” olsa gerek.
Birçok ülke, savaş nedeniyle oluşan ekonomik sorunlardan vatandaşlarını korumak için bazı vergileri bile kaldırmışken, TÜİK’in savaşın etkilerini görmezden gelmesine şaşırmamak mümkün mü? TÜİK, Şubat ayına göre bile enflasyonu daha düşük gösterme çabasıyla sanki ülkemizin savaştan hiç etkilenmediğine inanmamızı istiyor.
Ve fakat…
Geçen sene Samsun İlkadım pazarında 60-70 lira bandında satılan dolmalık bibere, şu sıralarda İstanbul Kadıköy’deki Göztepe semtinin pazar yerlerinde 300 lira isteniyor olması TÜİK verilerini sorgulatıyor. Dolmalık biber fiyatı tek başına ölçü olmaz elbette. Ancak geçen yıl bu zamanlar İlkadım’da 50-60 lira bandında satılan patlıcana bu yılın Şubat ve Mart aylarında 250 liralık etiketler vurulması, fiyatların TÜİK’in açıkladığı yüzde 30,87’den çok farklı olduğunu gösteriyor.
Samsun halkının Çarşamba ve Bafra ovalarında yetiştirilen sebzelere daha uygun fiyatlarla ulaşabileceği düşünülebilir. Fakat dört kata varan bu fark, TÜİK’in veri sepetine hangi ürünleri koyduğunu merak ettiriyor.
Biz sepette neler var diye merak ettikçe, TÜİK de sepete hangi ürünleri koyduğunu açıklamamakta ısrar ediyor.
Sebze fiyatları mevsimsel dalgalanma gösterdiği için gıda enflasyonunu sadece sebzelerle değerlendirmek yanıltıcı olabilir. Ne var ki kırmızı et fiyatları da bir yılda yüzde 90 oranında artmış durumda. Geçen yıl Mart ayında ortalama 600 lira civarında satılan dana kıymanın fiyatı şu sıralar kasaplarda bin 100 liradan işlem görüyor.
Torun nöbetindeyiz bir süredir. Bu nedenle 12 Eylül’de İstanbul’a geldik. Oğlum ve gelinimin yaşadığı mahalledeki kasaptan o günlerde bir kilo dana kıymaya yaklaşık 900 lira ödemiştim. Birkaç gün önce ise aynı ürün bin 100 liraydı.
İran’a yönelik saldırı nedeniyle başlayan savaş, petrol fiyatlarının ani yükselmesine yol açtı. Petroldeki artış iğneden ipliğe her şeyi etkiliyor. En son otogaza yaklaşık 4 lira zam yapıldı.
Yazının hazırlandığı sırada, eşel mobil uygulamasına rağmen İstanbul Anadolu yakasında benzin 62,45 TL, motorin 77,32 TL, otogaz ise 34,39 TL seviyesindeydi. Oysa saldırıdan bir gün önce benzin 57 TL, mazot 60 TL, otogaz 30 TL dolayındaydı.
Savaş ne zaman biter bilmiyorum ama fiyatlar bu kadar yükselmişken aynı oranda geriler mi, bilemiyorum. Dilemekle birlikte, özellikle akaryakıt zamlarının aynı oranda düştüğüne bugüne kadar pek rastlamadık.
Şairin “İpin ucu bir kere kaçmaya görsün, işte o gün bugündür dertte başım” dediği gibi; enerjide dışa bağımlı olduğumuz sürece (ki yakın vadede değişmesi de mümkün görünmüyor) bu sıkıntı devam edecek. Petrol yoksunluğumuz âdeta makus talihimiz haline geldi. Akaryakıt fiyatlarındaki her artış canımızı yakmayı sürdürecek.
Petrol fiyatları yükselirken TÜİK enflasyonu ne kadar daha farklı gösterebilir, bilemiyorum. Ancak 18 bin dolara ulaştığı iddia edilen milli gelirden asgari ücretlinin cebine 15 bin dolar dolayında yansıdığı sürece enflasyon, dar ve sabit gelirlileri ezmeye devam edecektir.
Dolar değer kazandıkça görece gelirimiz artıyor gibi görünebilir. Bu nedenle 15 bin dolar kulağa iyi para gibi gelebilir. Ama aynı oranda paramızın değer kaybettiğini ve alım gücümüzün azaldığını da unutmayalım.
Emekli ikramiyelerine bile beklenen bin liralık artışı savaşı gerekçe göstererek yapamayan hükümetin, özellikle emeklilerin maaşlarına ara zam beklentileri de TÜİK’in “enflasyon geriledi” açıklaması varken başka bir bahara kalmış görünüyor.
Yurttaşlar olarak hepimizi zor bir yılın beklediği kesin. Ne var ki bu yük en ağır şekilde asgari ücrete mahkûm çalışanların yaşam kalitesini düşürecek.
