“Kent, yalnızca yapılaşma kararlarının toplamı değil; güç ilişkilerinin mekânda aldığı biçimdir.”
Yukarıdaki söz, İshak Memişoğlu’nun, sosyolog Henri Lefebvre’nin “Mekânın Üretimi”, başka bir deyişle “Kentin Üretimi” olarak bilinen kitabından alıntılayarak Mimarlar Odası Samsun Şubesi’nin Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmadan bir bölümdür.
Takip edenler, Mimarlar Odası Samsun Şubesi’nin 18. Genel Kurulu’nun geçtiğimiz günlerde gerçekleştiğini bileceklerdir. Burak Şener, kongrede üyelerinden aldığı oyla güven tazeleyerek bir dönem için daha yetki aldı. Başkan ve ekibine görev süresi boyunca başarı diliyorum.
Burak Şener ve ekibine başarı dilerken, kendilerinden kent adına beklentilerim de var elbette.
Tıpkı İshak Memişoğlu’nun kongredeki konuşmasında işaret ettiği gibi; oda, başta belediyeler olmak üzere kamu kuruluşlarıyla iyi ilişkilerini sürdürerek tanınan ve muhatap alınan bir kurum olarak kalmalı. Ancak aynı zamanda yönetimi, Mimarlar Odası’nı yeniden kentin, kamunun ve toplumun tarafında bir konuma getirmelidir.
Geçtiğimiz dönem boyunca Burak Şener yönetimi, özellikle belediyelerle iyi geçinme yönünde bir hassasiyet gösterirken, kimi kent estetiğine uymayan belediye uygulamalarına tepkisiz kaldı. Bu satırlarda, yönetimin bu tutumunu daha önce de eleştirmiştik.
Zira STK’ların ve özellikle Mimarlar Odası’nın, kent estetiğini bozabilecek, halkın yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilecek imar uygulamalarına müdahale etme sorumluluğu vardır. Bu sorumluluk, iyi ilişkilerin ötesinde bir kamusal görevdir.
Şairin, “İpin ucu bir kere kaçmaya görsün, işte o gün bu gündür dertte başım” dediği gibi; Büyükşehir yönetimiyle iyi geçinme dürtüsüyle kentsel dönüşüm uygulamasındaki emsal artışı kararına sessiz ve tepkisiz kalındığında, muhatabınızı fuar alanı gibi dolgu alanlarını bile imara açabilecek kararlar alma konusunda cesaretlendirmiş olursunuz.
Yarın, öbür gün fuar alanı da kentsel dönüşüm alanlarından biri hâline getirilirse, Mimarlar Odası Büyükşehir’le kurduğu iyi ilişkileri koruyabilecek mi, doğrusu merak ediyorum.
STK’ların Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere diğer belediyeler ve kamu kuruluşlarıyla iyi ilişki kurmasını eleştirecek değilim elbette. Aksine, bu ilişkilerin korunması gerektiğini de savunurum. Ancak bunun bir ölçüsü olması gerektiğine inanırım. Bir gazeteci olarak kamu kurumlarının yöneticileriyle ilişkilerim kötü mü? Hayır. Ama ilişkilerimi korurken eleştiri hakkımı da her zaman saklı tutarım.
Bu satırlarda kentsel dönüşümdeki emsal artışı kararını eleştirirken, kentsel dönüşüm uygulamasına karşı mı çıktım?
Asla.
Aksine, kentsel dönüşüm uygulamalarını desteklerim. Ancak önceki Büyükşehir yönetimi tarafından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına hazırlatılan projede, bölgede yaşayacak nüfus hesaplanmış; buna göre yapılması öngörülen yollar, okullar, ibadethaneler, sağlık kuruluşları ile park ve bahçelerin büyüklüğü ve sayısı planlanmıştı.
Bugün alınan 0,5 emsal artışı kararıyla planlanan nüfus yaklaşık yüzde 25 oranında artacaktır. Bu artış, mevcut planlamada öngörülen yolların, okulların, sağlık kuruluşlarının ve ibadethanelerin artan nüfusun ihtiyacını karşılayamaz hâle gelmesi anlamına gelmektedir. İşte tam da bu nedenle, oda yönetimi sessiz kalırken ben bu satırlarda emsal artışı kararına karşı çıktım. Hâlâ da aynı düşüncedeyim.
Mimarlar Odası başta olmak üzere İMO gibi benzeri STK’lar, kentli adına müdahil aktörler olarak kent estetiğinin ve yaşam kalitesinin korunması adına tavır alabilecek kuruluşlarımızdır.
Samsun’da yaşayanlar olarak bizim ve gelecek kuşaklarımızın sağlıklı ve rahat bir kentte yaşam sürmesi adına, gerektiğinde güç odaklarıyla karşı karşıya gelmeyi göze almaları gerekir.
“Aman canım, bir kereden ne olur” anlayışıyla STK’lar kendilerine yüklenen misyonu ihmal ettiğinde; çevreyi ve kent halkının gelecekteki yaşamını olumsuz etkileyecek bir yatırımın ÇED toplantısına, Büyükşehir’in Çevre Koruma Daire Başkanlığı bile “Katılmasak da olur” diyebiliyor.
İshak Memişoğlu’nun Genel Kurul konuşmasında söylediği gibi:
“Mimarlık yalnızca doğru yapıyı üretmek değil, yanlış kenti reddetme cesaretidir.”
Çünkü, kentler, susanların değil; itiraz etmeyi göze alanların cesaretiyle korunur.
Bilmem anlatabildim mi?
