Bugün 10 Ocak.
Takvimler “Çalışan Gazeteciler Günü”nü gösteriyor.
Kutlama mesajları paylaşılıyor.
Etkinlikler düzenleniyor.
Fotoğraflar çekiliyor.
Ama içimde bir coşku yok.
Uzun zamandır da yok.
Çünkü 10 Ocak, bir takvim günü değildir.
Bir kazanımın, bir mücadelenin ve bir kırılmanın adıdır.
1961 yılında kabul edilen ve 212 Sayılı Yasa olarak bilinen düzenleme, gazetecilere yalnızca özlük hakları kazandırmadı.
Gazeteciliğin nasıl yapılması gerektiğini tarif etti.
Güvenceli çalışmayı, sendikal örgütlenmeyi ve en önemlisi özgürce yazabilmeyi mümkün kıldı.
O yüzden 10 Ocak, bir dönem “Basın Bayramı”ydı.
Bayramdı çünkü umut vardı.
Cesaret vardı.
Dayanışma vardı.
Sonra 12 Mart geldi.
Bayram gitti, geriye sadece adı kaldı.
212 Sayılı Yasa yürürlüğe girdiğinde, dokuz büyük gazete patronu buna itiraz etti.
Gazetelerini üç gün kapattılar.
Tarihe “9 Patron Olayı” olarak geçen bu süreçte, gazeteciler geri adım atmadı.
Kendi gazetelerini çıkardılar.
Manşetleri netti:
“Daima Halkın Hizmetindeyiz.”
Bu cümle bir slogan değildi.
Bir tercihti.
Bir bedeldi.
Bir duruştu.
O gün gazeteciler yalnız değildi.
Çünkü arkalarında yasa vardı.
Çünkü doğru yazdıklarında işsiz kalmayacaklarını biliyorlardı.
Çünkü patron baskısının da bir sınırı vardı.
Ben gazeteciliğimin büyük bölümünü o iklimde yaptım.
Yanlış yazdığımda eleştirildim.
Doğru yazdığımda korundum.
Bu bir lütuf değildi.
Mesleğin doğalıydı.
Bugün ise tablo bambaşka.
212 Sayılı Yasa kâğıt üzerinde duruyor belki.
Ama içi boşaltılmış durumda.
Güvence zayıf.
Dayanışma kırık.
Özgürlük ise çoğu zaman bir temenni.
Bugün doğru yazan gazeteci işsiz kalabiliyor.
Yanlış yazan ödüllendirilebiliyor.
Sessiz kalan “uyumlu” sayılıyor.
Ve bu noktada asıl soru şurada duruyor:
Bu mudur gazetecilik?
Genç meslektaşım,
Bugün 10 Ocak’ı kutluyorsun.
Buna itirazım yok.
Ama sana bir soru sormak zorundayım:
Sen neyi kutluyorsun?
Seni korumayan bir mesleği mi?
Yarınını garanti etmeyen bir düzeni mi?
Cesaretin bedelinin ağır, suskunluğun konforlu olduğu bir alanı mı?
Bizim kuşağımız, gazeteciliği hak talep ederek yaptı.
Sendikayla yaptı.
Sözleşmeyle yaptı.
Arkasında durulacağını bilerek yaptı.
Sen bugün aynı şeyi söyleyebiliyor musun?
Bir haber yazdığında, arkanda kim var?
Bir yanlışta seni koruyacak kim?
Bir doğruyu savunduğunda yalnız kalmayacağından emin misin?
Ben bugün 10 Ocak’ı bu yüzden kutlamıyorum.
Çünkü senin sahip olmadığın bir hakkın yıldönümünü kutlamak, bana samimi gelmiyor.
Ama bu bir umutsuzluk yazısı değil.
Gazetecilik, sadece verilenle yapılmaz.
Gazetecilik, talep edilerek yapılır.
212 Sayılı Yasa bize hazır bir alan sundu.
Bir gün 10 Ocak yeniden gerçekten kutlanacaksa,
Bu bizim anılarımızla değil,
Sizin de o haklara kavuşmanızla olacak.
