Karaoğlan
Yazarlar // 05 Kasım 2016 Cumartesi 22:57

Ragıp GÖKER

Türkiye’nin dağına taşına  ‘Karaoğlan’ diye yazdığı Bülent Ecevit’i ilk gördüğümde Televizyonda ’Biz aslında savaş için değil, barış için; yalnız Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için Ada'ya gidiyoruz’’ diyerek, ‘Kıbrıs Barış Harekatının’ başladığını duyuran o tarihi konuşmayı yapıyordu.
Birinci ‘Barış Harekatının’ başladığı 20 Temmuz1974 sabahı, YSE Bölge Müdürlüğünün çalışanı olan babamla birlikte, O’nun geçici olarak görevlendirdiği yazlık kamp yerine gidiyorduk.
Yaz tatillerinde, kampın büfesini işletme görevi verilen babama yardım ediyordum.
Bir yıl sonra da Günaydın’ın Samsun Muhabiri Ferruh Çetin’in yanında çalışmaya başlamıştım.
Siyasi bilincim de Günaydın’da çalışmaya başladığım o yıllardan itibaren şekillenmeye başlamıştı.
Bütün yurtta ‘Karaoğlan’ efsanesinin yayılmaya başladığı yıllarda beni CHP’ye çeken ’Toprak işleyenin, su kullananın’ sloganı olmuştur ama şimdi itiraf etmeliyim ki en etkili slogan varoşların oyunu CHP’ye çeken ‘Ne ezilen, ne ezen. İnsanca hakça bir düzen’ şeklindeki o sosyal içerikli slogan olmuştur.
CHP, ‘Ortanın Solu’ olarak adlandırdığı politik değişimle, Sosyal Demokrat politikalar üretmeye 1965 yılından itibaren başlamıştı ama CHP’nin oy patlaması, Ecevit’in İnönü’yü devirerek Genel Başkan olmasıyla, yüzde 33 oy aldığı 1973 seçimlerinde olmuştur.
1977 seçimlerinde de oyların yüzde 41.3’ünü alan CHP, 213 milletvekili çıkarmasına rağmen, güvenoyu alacak 226 oyu bulamayınca ‘Güneş Motel Operasyonuyla’ AP’den transfer ettiği milletvekilleriyle azınlık hükümeti kurmuştu ama TÜSİAD’ın gazetelere verdiği ilanların ardından başlayan karaborsa dönemiyle, bu hükümetin ömrü uzun süreli olmamıştı.
Türkiye’nin Milliyetçi Cephe hükümetleriyle tanışması da zaten bu döneme denk gelir.
Genel Sekreterken 12 Mart muhtırasına karşı direnen Ecevit, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra arkadaşlarıyla ‘Arayış’ dergisini çıkarması nedeniyle, bir süre Ulucanlar Ceza Evinde yatmak zorunda kaldı.
Gazeteciydi Rahmetli, aynı zamanda şarksı da yapılan ‘Takalar’ gibi birçok şiiri de kaleme almıştı.
Uzun süren siyaset yaşamı boyunca 5 defa Başbakan koltuğunda oturmasına rağmen ölümüne kadar, eşi Rahşan Hanımla birlikte Oran Sitesindeki evinde mütevazi bir yaşam sürdü.
Türkiye’nin Şair Başbakanı, adına şiirler yazdığı Rahşan Hanımı, siyasette de, günlük yaşamında da hiç yanından ayırmadı.
Bu yazıyı hazırlarken yanıma gelen Davut Aktaş’ın anlattığı Ecevit’lerle ilgili anısını sizinle de paylaşmak isterim.
Davut Abi, o zamanlar çalıştığı Hürriyet Haber Ajansının Samsun bürosuna sabahın erken saatinde geldiğinde, Ecevit Çiftini yanlarında sadece bir koruması olduğu halde, büronun karşısındaki Serçe Ahmet’in çay ocağında görürünce yanlarına giderek ‘’Efendim ben, HHA’dan Davut Aktaş, büromuz karşı binada kahvaltımızı birlikte yapalım mı?’’ diye sorar.
Kendisi de bir gazeteci olan Rahmetli Bülent Ecevit, bir meslektaşından gelen bu teklifi tereddütsüz kabul edince, Rahşan Hanım’la birlikte , Serçe Ahmet’in çay ocağından gelen iki bardak çayın eşliğinde, Davut Abi’nin aldığı zeytin ve peynirle kahvaltısını yapar.
Ecevit çifti siyasi çalışmalarına daha sonra kaldığı yerden devam eder.
Türkiye, mütevazı yaşamıyla tanıdığı Şair Başbakanını 10 yıl önce bugün toprağa vermişti.
Işıklar içinde uyusun.