Hayat Kısa Kuşlar Uçuyor
Yazarlar // 14 Ocak 2017 Cumartesi 16:37

Ragıp GÖKER

Oğlum ve Gelin Kızımın da düğün davetiyelerine slogan olarak yazdıkları Cemal Süreyya’nın ‘hayat kısa kuşlar uçuyor’ dizelerinin derin anlamını ilk defa, oğlum Doğuşcan’ın annesine evlenmek istediğini söylediğinde fark etmiştim.
Kabullenmesi zor olsa da, oğlum, kendi yuvasını kurmak için, baba ocağından ayrılıyordu artık.
O’nu yetiştirirken, kendi ayakları üstüne basmayı öğretsek de, karımla bu durumu kabullenmekte zorlandık önce.
O’nun ailemize kazandırdığı dünyalar güzeli gelin kızımla kurduğu yuvasında mutlu mesut yaşıyor olması bizim de tesellimiz oluyor aslında.
Umarım İzmirli dünürlerimiz için de öyledir.
Kuşlar uçmaya devam ediyor ama hayat kısa gerçekten.
Şubat ayında, Ferruh Çetin’in yanında çalışamaya başladığım tarihin üzerinden 42 yıl geçmiş olacak.
O’nu toprağa verdiğimiz günden bu yana bile koca bir yıl geçmiş.
Ki;Feruh Çetin, hiç ölmeyecek gibi yaşadı.
O amansız hastalığa tutulduğunu işittiğimde, bir süre buna inanamamıştım.
40 yılı aşkın süre boyunca, bir kez bile hasta olduğunu işitmemiştim zira.
Meslek büyüklerimden ilk kaybın acısını 33 yıl önce Ertuğrul Veyisoğlu’nu yitirdiğimizde yaşamıştım.
İlk gençlik yıllarımda kişiliğimin oturmasında büyük etkisi olan Avni Kaynar’ı yitirdiğimizi öğrendiğimde de, ikinci kez yüreğim yanmıştı.
Ailemizdeki kayıplarla da sarsıldık peşi sıra. İki dayımı, bir teyzemi, sevgili kayınvalidemi ve en son geçen yıl amcamı ebediyete uğurladık.
İnsan, acıyı bal eyliyormuş, bunu da öğreniyoruz bu arada.
Samsunluların yakından tanıdıkları Bahri Altay da bizim camianın renkli kişiliklerindendi.
O’ da tıpkı Ferruh Çetin gibi hayatı dalgaya alanlardandı.
İpten adam alacak gücü olduğunu düşündüğüm İsmet Hatipoğlu da, ölümsüz olduğuna inandığım biriydi.
Üçümüzün ortak kaderi paylaştığı Güneş Gazetesi battığında, İsmet Abi, oğlu Necmi ve Ben, bir süre ‘Bedel’i çıkarmıştık.
Bedel, İsmet Abi’nin hızlı yaşamının O’na ödettiği bedelin adıydı ve aynı zamanda O’nun yaşadıklarıyla bir hesaplaşmanın adresiydi aslında.
Adem Bilir’in bir fındık röportajını okuduğum günlerin üzerinden 25 yıl geçmiştir belki ama o yazıdaki kelimelerin, yazıya dökülmesindeki ustalığı yakalamak için çabalıyorum hala.
Doğan Kaynar, Bayram Erol ve Necdet Şensoy’un da aramızdan ayrılışını kabullenemedim henüz.
Bıyıklarıyla sakalının simetrisine herkesin hayran olduğu Nazif Demirel, yazılarındaki kelimeleri, istekanın bilardo topuna vuruş açısını hesaplar gibi ince ayarda yazardı.
Ki; Babası tarafından bir zanaatkar olarak yetiştirilen Nazif Abi, aynı zamanda Türkiye’nin bilardo ustalarındandı.
Nazif Abi’yi yitirdiğimiz günlerin üzerinden bile 10 yıla yakın bir süre geçmiş.
vapurdumanı karıştı diye mavisine bu gökyüzünün / vazmı geçelim hayal kurmaktan / silelim mi defterimizden denizi / yok diye yelkenimiz küreklerimiz’ dizelerini sıklıkla okurdu Rahmetli.
Şiiri de bana o sevdirmişti zaten.
Önce İsmail Başaran’ın, sonra da Yunus Kılıç’ın sol tarafındaki cevahir alarm verince, çok korktuğumu itiraf etmeliyim.
Önceki gün yazımı hazırlarken yanıma yaklaşan Davut Aktaş, ‘’Yunus’la, Başaran’a gidiyoruz’’ dediğinde yazımı bile tamamlamayı beklemeden yola koyuldum.
Ustam Başaran da, Yunus Abi de iyi şimdi çok şükür.
Hayat kısa, kuşlar uçuyor.
Henüz 2-3 yaşındayken beni herkeslerden kıskanan, bacanağımın kızı Bahar bile büyümüş bu arada.
Ağustos’ta kendi yuvasına uçacak, onun telaşında şimdilerde.
Hayat zor biliyorum.
Kınalı kuzuların toprağa düşme haberlerinin ardı arkası kesilmiyor.
Sahiden de zor günlerden geçiyoruz.
Siz yine de kendinize iyi bakın.