Şeker Bayramında Şeker Bile Alamamak
Yazarlar // 13 Mayıs 2021 Perşembe 21:11

Ragıp GÖKER

Malum pandemi dönemindeyiz.

İnsanlık, bir yılı aşkın süredir bu ‘’Covid 19’’ denen illetle uğraşıyor.

İngiltere ispanya gibi aşılamayı büyük ölçüde tamamlayan ülkeler 'Korona Bayramı' kutlamaya başladılar ama bu süreçte yeterince aşı bulunamadığı için hala 'Tam Kapanma' dönemindeyiz.

Hem bu nedenle, hem de İsrail’in Filistin halkına uyguladığı zulüm nedeniyle buruk bir 'Bayram' süreci yaşıyoruz.

Büyüklerimize gidemeyeceğiz.

El öpüp, hayır dualarını alamayacağımız için şeker de veremeyecekler bize haliyle.

İnanlar bir ay boyunca oruç tuttular.

Allah kabul etsin.

Oruç kan şekerini biraz düşürüyor biliyorsunuz.

Bu nedenle oruç ayı boyunca bol da tatlı yenir.

Ramazan bayramının bir adına da bu nedenle ''Şeker Bayramı'' denmesinin nedeni budur aslında.

Her bayram gelende, çocukluk anılarım depreşir.

Aşagıçinik köyünde geçti çocukluğum.

Halkalı şekerler vardı eskiden.

Cam şekere göre daha ucuz olduğu için mi ne daha çok o verilirdi çocuklara.

1968 yılında köyden kente göçtüğümüzde babamın kiraladığı ev, Yenidoğan Mahallesinin Mamurdağ sokağında Almanya'da işçi olarak çalışan Rahmetli Kemal Parlak ve eşi Rahmetli Rabia teyzemize ait evin bodrum katındaydı.

Rabia teyze ve o yıllardan beri yaşamındaki en iyi arkadaşlarımdan biri olan ailenin büyük oğlu İshak ve kardeşleri de bodrum katındaki dairemizin bitişiğinde yaşıyorlardı.

Sonraki yıllarda bizde, İshak'larda üst katlara taşındık ama daha çok işçi ailelerinin yaşadığı bir mahalleydi Yenidoğan.

Mahallemizdeki yaşam tarzı,  çocukluğumun büyük bölümünün geçtiği Aşağıçinik köyündekinden biraz daha farklı olsa da orada yaşayanların yaşam standardı da çok yüksek sayılmazdı yani.

56'lar ve çiftlik Mahallesi gibi yaşam standartlarının daha yüksek olduğu mahallelerde yaşlı Dede ve Nine'lerin, ellerini öpen mahallelerindeki çocuklara mendil içine gizlenmiş para verdiklerini işitirdik ama mahallemizde bayramlarda kapısını çaldığımız evlerden şeker yerine lokum verildiğinde, o evde yaşayanları 'Zengin Aile' zannederdik.

Mahallemizde siyah - beyaz telefunken televizyon alıcıları da ilk defa bize lokum veren ailelerin evlerine gelmişti zaten.

Çocukluğumun bir bölümünün ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği Mamurdağ Sokak'taki evlerde de yaşam standartları geçmişten çok farklı biliyorum.

Her eve lokumun türlü çeşidi giriyor artık.

Çocuklara mendil için de para verenler bile vardır eminim.

Ve fakat.

Bu pandemi illeti nedeniyle yaşamakta olduğumuz 'Tam Kapanma' günleri nedeniyle kapımızı çocuklar bile çalamayacak.

Dün bu yazıyı hazırlamaya başlarken Karım ''Şeker almayacak mıyız?'' diye sordu.

Boş ifadelerle bakmışım yüzüne.

Alalım elbette ama kim çalacak kapımızı.

Kendimiz yeriz bir miktarını.

Bir miktarını da gelecek bayrama saklarız.

Yenebilirsek elbette şu illet virüsü.

Bu kötü günlerde geçecek elbette.

Türk dilinin büyük şairi Nazım Hikmet'in dizelerinde dediği gibi.

Güzel günler göreceğiz.

Güneşli günler.

Motorları maviliklere süreceğiz.

Her şeye rağmen iyi bayramlar herkese.