Küfrün Kirlettiği Tribünler
Yazarlar // 11 Mart 2026 Çarşamba 14:36

Ragıp GÖKER

Ülkemizdeki futbol maçları, TFF’nin hazırlattığı “FUTBOLA AŞIĞIZ, KÜFÜRE KARŞIYIZ” yazılı pankartın futbolcular tarafından taşınarak sahaya çıkılması ve ardından hep birlikte coşkuyla İstiklâl Marşı’nın okunmasıyla başlıyor, biliyorsunuz.

Kimi zaman da maçlar başlamadan önce, kaybettiğimiz bir değer adına ya da terör gibi lanet olaylarda yitirdiğimiz şehitlerimiz için saygı duruşunda bulunuluyor.

Adı “saygı duruşu” olsa da kimi stadyumlarımızın tribünlerinde saygı duruşuna bile saygı göstermeyi bilmeyenlerle aynı havayı soluyor olmak ne acı.

Torunumuza refakat etmek için eşimle bir süredir İstanbul’da bulunmam nedeniyle, hafta sonu taraftarı da olduğum şehrimin gözbebeği Samsunspor’un Fenerbahçe ile oynadığı maçı izlemek üzere Chobani Stadı’ndaydım.

Fenerbahçe’nin güzel bir stadyumu var.

Kadıköy’ün göbeğindeki bu stada Fenerbahçe taraftarları kolayca ulaşabiliyor. Her hafta ortalama 40 bin taraftar tribünleri dolduruyor. Chobani’deki dolu tribünleri ve coşkuyu görünce, Samsunspor’un Avrupa macerasında bile 19 Mayıs Stadı’nın boş tribünleri önünde oynamak zorunda kalmasına bir kez daha üzüldüm. Doğrusu, içten içe Fenerbahçe’yi kıskandım da.

Zemheri soğuklarını aratmayan bir havada, Samsunspor’un maçın 80 dakikası boyunca içimizi ısıtan iyi oyunu sayesinde Chobani Stadı’nda birçok şey güzeldi.

Ve fakat...

Öncesi, sonrası ve uzatma anlarıyla birlikte iki saati aşan süre boyunca tribünlerden yükselen küfürlü tezahüratlar, bütün bu güzelliklerin üzerine kara bir bulut gibi çöktü.

Ne fena bir durum.

İki saat boyunca şehrime, şehrimin takımına ve onun başkanına edilen küfürleri işitmek dayanılır gibi değildi.

Ben böyle düşünürken, yanında kızıyla takımının maçını izlemeye gelmiş Başkan Yüksel Yıldırım buna nasıl dayandı? Hatta o kız evladın, babasına edilen galiz küfürler karşısında neler hissettiğini düşünmek bile zor.

Bu kin ne?

Bu nefret niye?

“Hani futbola aşığız, küfre karşıyız?”

Futbol kimin umurunda ki?

Samsunspor’un 80 dakika süren güzel oyunundan Fenerbahçe taraftarlarının da keyif almış olması gerekir.

Keşke galibiyeti koruyacak değişiklikleri yapabileceğimiz biraz daha geniş bir kulübe zenginliğimiz olsaydı. Ama yine de 40 bini aşkın taraftarın küfürlü tezahürat baskısına boyun eğmeden sahada alın teri döken aslanları alınlarından öpmek gerekir.

Sahi, biz niye böyleyiz?

Futbol bir oyun oysa.

İzlemekten keyif almak varken, küfürle birlikte kin ve nefret kusmak niye var?

Üstelik bu kötülük sadece Fenerbahçe Stadı’nda da yaşanmıyor. TFF’nin küfrü lanetleyen pankartıyla çıkılan diğer statlarda da benzer sahnelere tanık oluyoruz. Örneğin Dolmabahçe’deki Tüpraş Stadı’nda oynanan Beşiktaş–Samsunspor maçında da aynı galiz küfürleri o stadyumda benimle birlikte Yüksel Yıldırım’ın evlatları da işitmek zorunda kalmıştı.

Chobani Stadı’nda tanık olduğumuz bu tablo umarım son kötü örnek olur.

Umarım ve dilerim ki futbol aşkı, küfürle birlikte bütün kötü tezahüratları yenecek bir ortamı oluşturur.

Son söz:
Tribünler futbolun mabedi olmalıydı; ama küfür, bu mabedi kirletiyor.