Kanadı Kırık Samsun
Yazarlar // 3 Şubat 2026 Salı 11:41

Ragıp GÖKER

Geçen hafta bu köşede iki gün boyunca yayımlanan yazılarımda, Samsun’da yapılması öngörülen yaklaşık 170 milyar liralık yatırım programı içinde bazı projelere bin–on bin lira gibi komik ödenekler ayrılmasını eleştirmiş, bu durumu da “mış gibi yapmak” ifadesiyle tanımlamıştım.

Yazıların bir bölümünde ise şu ifadeye özellikle yer vermiştim:

“Bu köşedeki yazılarda sıklıkla hak–hukuk–adalet vurgusu yaparken, 170 milyar liralık kaynağın Samsun için ayrılmasında önemli katkıları olduğuna inandığım, başta Mehmet Muş olmak üzere kimi siyasetçilere haksızlık etmekten çekinirim.”

Dün gazetenin manşetinden haber olarak da verilen Yener Cabbar’ın “Samsun uçacak ama kanatları…” başlıklı yazısı, aslında benim “mış gibi yapmak” eleştirimin bir başka versiyonu gibiydi.

Gerek Yener Cabbar, gerekse ben, Samsun’un bugün kanadı kırık hale gelmesinin sorumluluğunu doğrudan Mehmet Muş’a yükleyemeyiz. Bir zamanlar ülkenin yedinci büyük şehri olan Samsun’un, bugün ekonomik ve sosyal gelişmişlik sıralamasında 31. sıraya kadar gerilemesi, çok daha eskiye dayanan bir sürecin sonucudur.

Şehre Katalizör Olacaklardı

Takvimler 1999 yerel seçimlerini gösteriyordu.
O dönem Anavatan Partisi’nden Samsun Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Yusuf Ziya Yılmaz, kentin varoşlarında yaptığı propaganda konuşmalarında yol, su, kanalizasyon gibi klasik belediyecilik vaatleri yerine, Samsun’un ekonomik gelişimine öncülük edecek bir “katalizör” olacağını söylüyordu.

İşsizliğin had safhada olduğu Samsun’da bu vaat seçmene cazip gelmiş, her kesimin sevdiği, “Abi” lakaplı Muzaffer Önder’i geride bırakarak belediye başkanı seçilmişti.

Yılmaz, daha sonra ANAP’ın tabela partisine dönüştüğünü görerek ayrıldı ve sonraki seçimde AK Parti’den aday oldu. Şehre katalizör olma vaadini büyük ölçüde unutmuş olmasına rağmen, Samsun halkının yüzde 60’ı aşan oylarıyla üst üste seçimler kazandı.

Görevdeki 20. yılında Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevden alındı; ancak yine AK Parti tarafından son iki genel seçimde aday gösterilerek milletvekili yapılması sağlandı.

Siyasetçiyi Suçlarken…
Samsun’da halkın büyük bir bölümü, şehrin sahibinin aslında kendisi olduğu gerçeğini unutup, “Samsun’un sahibi yok” yakınmasını dillendirirken, faturayı siyaset kurumuna ve siyasetçilere kesiyor.

Nazım Hikmet’in “Akrep Gibisin Kardeşim” şiirindeki

“Demeye dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim”
dizelerinde olduğu gibi, Samsun halkı da kendi sorumluluğunu göz ardı ederek topu taca atıyor.

Gerçek Acıdır ve Acıtır
Ne de olsa siyasetçi, halkın aynasıdır.

Samsun halkı bir an durup aynaya bakmalı ve kusurun bir bölümünü de kendinde aramalıdır.
Stadyumun duvarlarına “Kuzeyin Kralı” yazmak elbette ruhumuzu okşuyor. Ancak Yener Cabbar’ın yazısında işaret ettiği gibi, Samsun’dan hava yoluyla yalnızca iki–üç noktaya uçuş yapılabilirken, Trabzon’dan çok daha fazla noktaya doğrudan uçuş yapılması gerçeğiyle yüzleşmek insanın canını acıtıyor.

Ekonomik büyüklük ve sosyal potansiyel açısından Samsun, Trabzon’dan geri bir şehir değildir.
Ve fakat…

Samsun halkı bu gücün ne kadar farkında ve bu potansiyeli ne kadar doğru kullanıyor?
İşte bu soruya gönül rahatlığıyla “Evet” diyemiyorum.

Kanadı kırık Samsun…
Bu gerçekle yüzleşmek acı veriyor.
Ama daha acı olan, bu durumu düzeltmek için Samsun halkının yeterli çabayı göstermediğini görmek.

Bilmem anlatabildim mi?