Unutulan Bir Bayram Kabotaj
Yazarlar // 02 Temmuz 2019 Salı 10:22

Ragıp GÖKER

Dün, günlerden 1 Temmuz’du.

Gençlik yıllarımızda coşkuyla kutladığımız, Kabotaj Bayramı’ydı yani.

Samsun Valisi Osman Kaymak’ın, ‘’ Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen ve 01 Temmuz 1926 yılında yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu ile Milletimiz denizlerinde de egemenlik hakkını kazanmış ve bu tarihi "Denizcilik ve Kabotaj Bayramı" olarak kutlamaya başlamıştır.’’ diye başlayan ve ansiklopedik bilgilerden oluşan kuru mesajından başka, devlet tarafından yapılmış bir etkinliğe rastladınız mı?

Bu da bir şey elbette.

Eminim Vali Bey’ de, bu bayramın coşkuyla kutlanmasını isterdi ama bu kadarıyla yetinmek zorunda kalıyoruz maalesef.

Var mıydı bir coşku.

Yoktu.

Oysa Kabotaj, 500 yıl süren kapitülasyonlardan kurtuluşumuzun, yani tam bağımsızlığımız ve milli egemenliğimiz yolunda atılan en büyük adımın adıdır.

Kabotaj hakkı, bir devletin kendi limanlarına deniz ticareti konusunda tanıdığı ayrıcalıktır.

Bu ayrıcalıktan yalnızca yurttaşlarının yararlanması, millî ekonomiye önemli bir katkı sağlayacağından, devletler yabancı bandıralı gemilere yasak koyma yoluna gitmişler.

Ülkemizde, 20 Nisan 1926 Tarihinde kabul edilmiş olan Kabotaj Kanunu, 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe girmiş ve bu Kanun, “Türkiye Limanları ve sahilleri arasında yük ve yolcu taşınması ile kılavuzluk ve römorkaj hizmetleri, Türk Vatandaşları ve Türk Bayrağı taşıyan gemilerce yapılır” hükmünü getirerek daha önceden yabancılara açık olan bu haktan, bundan böyle sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yapabileceğini belirtmişti.

Osmanlı Devleti'nin kapitülasyonlar çerçevesinde yabancı ülke gemilerine tanıdığı kabotaj ayrıcalığı Lozan Barış Antlaşması'yla 1923 yılında kaldırıldı. 20 Nisan 1926 tarihinde de kabul edildi. Kabotaj Kanunu 1 Temmuz 1926'da yürürlüğe girdi. Bu yasaya göre; akarsularda, göllerde, Marmara denizi ile boğazlarda, bütün kara sularında ve bunlar içinde kalan körfez, liman, koy ve benzeri yerlerde, makine, yelken ve kürekle hareket eden araçları bulundurma; bunlarla mal ve yolcu taşıma hakkı Türk yurttaşlarına verildi. Ayrıca; dalgıçlık, kılavuzluk, kaptanlık, çarkçılık, tayfalık ve benzeri mesleklerin Türk yurttaşlarınca yerine getirilebileceği belirtildi. Yabancı gemilerin yalnız Türk limanlarıyla yabancı ülkelerin limanları arasında insan ve yük taşıyabileceği kabul edildi.

Lozan’ı küçümseyenler falan var ya, onlar için söylüyorum.

Kabotaj kanunun kabulü sonrasında kısa sürede, yurt içi deniz taşımacılığı yüzde 67’ye ulaştı ancak, bu oranın günümüzde yüzde 4’lere gerilediği iddia ediliyor.

Bu durumda Kabotaj Bayramını kutlamanın da pek anlamı olmuyor diye düşünülebilir haliyle.

Günümüz ticaret anlayışında sınır kavramının önemsenmediğini biliyorum.

Dostum Yüksel Yıldırım’ın şirketi YILPORT, dünyanın birçok yerinde liman işletiyor.

Daha geçen gün H.HALK ve Dünya Gazetelerinde YILPORT’un işletme hakkını aldığı ABD’deki Mississippi Eyaletindeki  Gulfport limanında 570 milyon dolar yatırım yapacağı yazıldı.

Ve fakat.

Ticaret başka şey, egemenlik hakkı daha başka.

Yunanistan, burnumuzun dibindeki adaları silahlandırıyor.

Sondaj gemimiz ‘Fatih’, Kıbrıs’ın doğusunda doğalgaz arıyor biliyorsunuz.

Bu en doğal hakkımızı kullanırken bölgeyle ilgisi olmayan elin Fransız’ı bile ‘’Geminizi oradan çekin, yoksa fena olur’’ gibisinden sözüm ona efelenmeyle ukalalık yapıyor.

500 yıl limanlarımızı, demiryollarımızı kullanarak bizi sömürdüler.

Lozan’da haklarımızı geri aldık.

Lozan’ın kazandırdığı bir hak olduğu için mi, yoksa başka nedenlerle mi bilinmez ama Kabotaj Bayramı, Ege’de ve Kıbrıs’ın doğusunda yaşanlalar gündemdeki tazeliğini korurken,tam da şimdi coşkuyla kutlanmalıydı oysa.