Samsun’da yıllardır tekrar edilen bir cümle var:
“Bu şehrin sahibi yok.”
Yanlış.
Bu şehrin sahibi var ama hatırlamıyor.
Dün bu köşede yayımlanan “Samsun’un Kanadı Kırık” başlıklı yazıda da tam olarak bunu söylemiştim. Samsun’da halkın büyük bir bölümü, şehrin sahibinin aslında kendisi olduğu gerçeğini unutmuş durumda. Kolay olanı seçiyor; faturayı siyaset kurumuna kesiyor, sonra da kenara çekilip izliyor.
Nazım Hikmet’in “Akrep Gibisin Kardeşim” şiirindeki o acı dizeler geliyor akla:
“Demeye dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim.”
Evet, kabahatin çoğu bizim.
Çünkü siyasetçi gökten inmiyor.
Bizden çıkıyor.
Bizim içimizden seçiliyor.
Ve sonra hiçbir şey sormadan, hiçbir hesap talep etmeden yıllarca yeniden seçiliyor.
Malum, bilgi çağındayız.
Yapay zekâ var, her şeyi biliyor, her şeyi analiz ediyor deniyor.
Ben de merak ettim, dünkü yazımı yapay zekâya yorumlattım.
Beni haklı buldu ama tokadı da yapıştırdı:
“Peki senin çözüm önerin ne?”
Gazetecinin görevi çözüm üretmek değildir.
Gazetecinin görevi, sorunu görünür kılmaktır.
Ama madem bu ülkede herkes susarken gazeteciden hem çığlık atması hem reçete yazması bekleniyor, söyleyelim o zaman.
Bir:
Vatandaş, seçim sandığını sadakat sandığı gibi kullanmaktan vazgeçecek.
İki:
Sivil toplum kuruluşları, “Aman siyasetçi kızmasın” korkusunu bir kenara bırakacak.
Bir şehirde Adli Tıp Kurumu başka ile kaptırılıyorsa,
Bir şehirde Türk Telekom Bölge Müdürlüğü Trabzon’a bağlanıyorsa ve buna karşı tek ses sadece gazeteci Yener Cabbar’ın sosyal medya paylaşımlarından ibaretse,
Orada sorun sadece siyasette değildir.
Orada şehir refleksi ölmüştür.
Yener Cabbar’ın attığı tweetler kıymetlidir.
Minnettarız elbette.
Ama koskoca Samsun’un kaderi, bir gazetecinin tweetlerine bırakılıyorsa, kusura bakmayın ama ortada bir kurumsal çürüme vardır.
STK’ler ne işe yarar?
Şehrin ileri gelenleri niye vardır?
Siyasetçiler neyin vekilidir?
Samsun halkı, artık uzaktan seyredenlere şu soruyu sormak zorundadır:
“Siz niye varsınız?”
Muhalefet milletvekilleri Murat Çan ve Erhan Usta, Meclis kürsüsünde Samsun adına ses yükseltirken; bu şehirde yaklaşık 20 yıl belediye başkanlığı yapmış, ardından milletvekili seçilmiş Yusuf Ziya Yılmaz’ın Meclis’te memleket ve millet adına söyleyecek tek bir cümlesi bile yoksa, sorun sadece kişisel tercih değildir.
Bu, seçmenin verdiği sınırsız kredinin sonucudur.
Neden konuşsun?
Neden kendini yorsun?
Nasıl olsa her seçimde yüzde 60 hazır.
Rahmetli şefim İsmail Başaran yazılarını hep aynı soruyla bitirirdi:
“Ne zaman adam oluruz?”
Ben de bugün o soruyu Samsun için yeniden soruyorum.
Bu şehir, Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik sıralamasında 3o’cu sıralara düşürülmüşse;
Ve hâlâ kimse bunun hesabını sormuyorsa;
Sorun ne Ankara’dadır ne de siyasetçidedir.
Sorun, sahibi olduğunu unutmuş bir şehrin halkındadır.
Samsun yeniden ayağa kalkmak istiyorsa, önce şunu hatırlayacaktır:
Bu şehrin sahibi yok değil.
Bu şehrin sahibi uyuyor.
Uyandığında da, emin olun, her şey değişir.
Bu kadar net!
