<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>

<rss xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:taxo="http://purl.org/rss/1.0/modules/taxonomy/" xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">
<channel>

<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" href="http://www.kuzeyhaber.com/yazar/rss" rel="self" type="application/rss+xml" />
<title>Kuzey Haber | Samsun Haber | Yazarlar RSS Yazıları</title>
<link>http://www.kuzeyhaber.com/yazarlar</link>
<description>Samsun Haber, Türkiye ve dünya gündemini takip edebileceğiniz hızlı ve güvenilir haber kaynağı</description>
<copyright>© Copyright 2016 KUZEYHABER İnternet Haberciliği Reklam ve Danışmanlık</copyright>
<lastBuildDate>Sat, 15 Aug 2026 22:15:31 +0300</lastBuildDate>
<item><category>Ferhan TOPRAK</category><title>Ferhan TOPRAK - HAYATLARA DOKUNAN KADINLAR..</title><pubDate>Sun, 23 Oct 2022 11:35:37 +0300</pubDate><link>http://www.kuzeyhaber.com/yazar-yazisi/hayatlara-dokunan-kadinlar/15424</link><guid>http://www.kuzeyhaber.com/yazar-yazisi/hayatlara-dokunan-kadinlar/15424</guid><media:content url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/20_ferhan-toprak_OR9M22AT.jpg" type="image/jpeg" lang="tr" /><media:thumbnail url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/20_ferhan-toprak_OR9M22AT.jpg" /><enclosure url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/20_ferhan-toprak_OR9M22AT.jpg" length="50000" type="image/jpeg" /><description>&lt;img src="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/20_ferhan-toprak_OR9M22AT.jpg" title="HAYATLARA DOKUNAN KADINLAR.." alt="HAYATLARA DOKUNAN KADINLAR.." style="padding:5px;" width="300" align="left" border="0"&gt;<div>Yazıma "Kadın isterse dünyayı değiştirir " sözüyle başlamak istiyorum.Biz kadınlar ,istersek dünyayı bile yeniden şekillendirecek güce sahip olduğumuz  örnekleriyle sabittir.Bu gücümüzün kaynağı,Allah'ın bizlere sunduğu ,en büyük mucizesi "doğurganlık"özelliğimiz değil midir?Kendi tarihimize dönüp baktığımızda ,dünyayı değiştiren kadınlarımıza en güzel örnek ZÜBEYDE HANIMDIR.Dünyaya gelmesine vesile olduğu MUSTAFA KEMAL ATATÜRK,sadece Türkiye'nin değil,dünyanın kaderini de değiştirmiştir.</div>
<div>Burada mutlaka somut,bedeni bir güçten ziyade,manevi güçten söz ediyoruz.Merhametle,sevgiyle yapılan  küçücük bir iyilik, bir kişinin dünyasını değiştirirken ,o kişinin ilişkili olduğu pek çok insanında dünyasında umut,ışık oluyor.İyilik kelebek etkisi yaratıyor.Bunu görmek için çok uzaklara gitmeden,çevremize bakalım.Dokunduğu hayatlara can veren,hayat denen zorlu yollara sevgiyle,merhamet dolu kalpleriyle umut taşları döşeyen ,pek çok kadınımızı  görebiliyoruz .Bu fedakar kadınlar,sadece insanlar için değil,bütün canlılar için özveriyle çabalıyor.</div>
<div>Sözünü ettiğim kadınlar;yapmış oldukları projelerde, öncelikle hiçbir beklentisi olmayan,menfaat gütmeden,çıkar ilişkisine girmeyen,kendini iyiliğe,insanların dertlerine ,çıkmazlarına çözüm üreten,yaralarına merhem olan,bunun için günlerce koşturan,hayatlarını,bütün enerjisini insanlığa adarken,"bu benim ibadetim"diyecek kadar da mütevazı olan kadınlar.!..</div>
<div>Dürüstçe,elimizi vicdanımızın sesine kulak verip, kendimize soralım.Kaç tanemiz bu fedakarlığı yapabiliyoruz?</div>
<div>Günümüzde "iyiliğin"bile amaçlara ulaşmak için bir araç olarak kullanıldığına sıkça rastlıyoruz.Mesela;kariyer planlamasında çok revaçta olan bir yöntem.Bazı kişilerin ,İnsanlara yardım, çözüm üretme adı altında eylemlerde bulunarak,sosyal medya aracılığı ile ön plana çıkmak,destek oldukları kişilerin resim ve haberlerini paylaşarak kamuoyu oluşturmak,sosyal çevresini genişletmek,nüfus ticareti yapmak  öncelikli hedefleri oluyor .Bu kınanacak  bir yöntem mi?Hayır!Toplum bunu normal gördüğü ,kabul ve itibar ettiği sürece tercih edilecektir.</div>
<div>Ancak Ömrü,bu yolu benimseyen insanların hedeflerine ulaşıncaya kadar sürecek ,yardım ve destek görenlerde bu tiyatronun figüranı olarak kayıtlara geçecektir.Gerçekte iyilik yapıldığında ,her iki tarafta fayda görürse sakıncası yoktur.Ancak;yardım ediyor görüntüsü verilerek,içeriği boş,algı yaratan ,somut katkısı olmayan,sadece görüntüden ibaret eylemlerde  bulunarak,ihtiyaç sahiplerinin duygularının sömürülmesi , kullanılması hem ahlaki,hemde vicdanen  etik değildir.Ne yazık ki bu tür insanlar bazı çevrelerce kabul görüp,taktir ediliyor.Bununda temelinde,yine karşılıklı menfaat ilişkisinde ki beklentilerin karşılanması yatıyor.</div>
<div>En yakın çevremde hayata dokunan bir kadın ;Sokak hayvanlarımın meleği,Havva Gün.Gönüllü hayvan severler ekibimizle,imkansızlıklar içinde  mücadele ediyoruz.Bu yolda yerel yönetimlere Türkiye genelinde  sitemimiz,gönül kırıklığımız çok !Hani diyoruz,sokak hayvanları seçmen olup oy kullanabilselerdi!Böyle çaresiz,desteksiz kalır mıydık?Tabiki HAYIR!Biz gönüllüler, yerel yönetimin sokak hayvanları konusundaki yükümlülüklerini üstlenen,işlerine önemli ölçüde katkı sağlayan , gönüllü  bireyler olarak destek olurken,aynı duyarlılığı maalesef onlarda göremiyoruz..Artık kimseden bir talepte bulunmama kararı alarak,söz hakkı bize düştüğünde cevabımızı vermeye organize  olduk.Bizler kimseden şahsi menfaatimiz ,çıkarımız için talepte bulunmuyoruz.Yasal sorumluluk ve görevlerini yerine getirmelerini istiyoruz.</div>
<div></div>
<div>Hayatlara dokunan "BİR KADIN"daha var ki;onun hikayesi 1994 yılında Bafra'da bir çocuğumuza HİNDİSTAN'da böbrek nakliyle başlıyor.BİRSEN YÖRÜK ÇALIŞKAN..Yıldırım Bekçi'nin konseriyle topladığı 17.000.Doları(bugünkü değeri 315 bin lira)toplayarak projesini hayata geçiriyor.Bir çocuk hayat buluyor, anne,baba,kardeşler yeniden yaşama sevinciyle umutlanıyor,acıları diniyor..Sonrasında ,bir kitaba ilham olacak ,saymakla bitmeyecek ,engelli,engelsiz,çocuk,büyük,yaşlı, Genç,yüzlerce insanın hayatına maddi ,manevi desteği ile melek misali  KANAT çırpıyor .Neler yapmıyor ki?Kan bağışı aracılığından,engellilere akülü,aküsüz araç temini,okullara  itap, kütüphane,kıyafet,öğrenci burs desteği gibi bir çok projeye imza atıyor. Yağmur,çamur,kar,kış demeden deliler gibi koşturuyor.Bütün bu fedakarlıkları ,"BENİM İNSANLIK İÇİN YAPTIĞIM İBADETİM"diye özetliyor.Karşılığı ise sadece dokunduğu insanların duaları ve minnet duyguları.Bütün bunları ALLAH RIZASI,İNSAN OLDUĞU İÇİN,İNSANLIK adına yapıyor.Tek başına,dernek gibi çalışıyor,koşturuyor.</div>
<div></div>
<div>İyilik meleği Birsen Yörük Çalışkan  gibi iyi niyetle HAYATLARA DOKUNAN bütün  KADINLARIMIZA sonsuz teşekkürlerimizi iletiyoruz. ..İyiki VARSINIZ! ...Bizlere, sizlere köstek değil ,dualarımızla,maddi manevi gücünüzün el verdiğince destek olmak  düşüyor .Bu kutsal hizmet yolunda, hak ettiğiniz DEĞERİ vermek,saygı duymak insani sorumluluğumuz.</div>
<div>Sevgi ve saygılarımla</div>
<div id="_mcePaste" class="mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">
<div id="_mcePaste" class="mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">HAYATLARA DOKUNAN KADINLAR..!</div>
<div id="_mcePaste" class="mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">Yazıma "Kadın isterse dünyayı değiştirir " sözüyle başlamak istiyorum.Biz kadınlar ,istersek dünyayı bile yeniden şekillendirecek güce sahip olduğumuz  örnekleriyle sabittir.Bu gücümüzün kaynağı,Allah'ın bizlere sunduğu ,en büyük mucizesi "doğurganlık"özelliğimiz değil midir?Kendi tarihimize dönüp baktığımızda ,dünyayı değiştiren kadınlarımıza en güzel örnek ZÜBEYDE HANIMDIR.Dünyaya gelmesine vesile olduğu MUSTAFA KEMAL ATATÜRK,sadece Türkiye'nin değil,dünyanın kaderini de değiştirmiştir.</div>
<div id="_mcePaste" class="mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">Burada mutlaka somut,bedeni bir güçten ziyade,manevi güçten söz ediyoruz.Merhametle,sevgiyle yapılan  küçücük bir iyilik, bir kişinin dünyasını değiştirirken ,o kişinin ilişkili olduğu pek çok insanında dünyasında umut,ışık oluyor.İyilik kelebek etkisi yaratıyor.Bunu görmek için çok uzaklara gitmeden,çevremize bakalım.Dokunduğu hayatlara can veren,hayat denen zorlu yollara sevgiyle,merhamet dolu kalpleriyle umut taşları döşeyen ,pek çok kadınımızı  görebiliyoruz .Bu fedakar kadınlar,sadece insanlar için değil,bütün canlılar için özveriyle çabalıyor.</div>
<div id="_mcePaste" class="mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">Sözünü ettiğim kadınlar;yapmış oldukları projelerde, öncelikle hiçbir beklentisi olmayan,menfaat gütmeden,çıkar ilişkisine girmeyen,kendini iyiliğe,insanların dertlerine ,çıkmazlarına çözüm üreten,yaralarına merhem olan,bunun için günlerce koşturan,hayatlarını,bütün enerjisini insanlığa adarken,"bu benim ibadetim"diyecek kadar da mütevazı olan kadınlar.!..</div>
<div id="_mcePaste" class="mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">Dürüstçe,elimizi vicdanımızın sesine kulak verip, kendimize soralım.Kaç tanemiz bu fedakarlığı yapabiliyoruz?</div>
<div id="_mcePaste" class="mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">Günümüzde "iyiliğin"bile amaçlara ulaşmak için bir araç olarak kullanıldığına sıkça rastlıyoruz.Mesela;kariyer planlamasında çok revaçta olan bir yöntem.Bazı kişilerin ,İnsanlara yardım, çözüm üretme adı altında eylemlerde bulunarak,sosyal medya aracılığı ile ön plana çıkmak,destek oldukları kişilerin resim ve haberlerini paylaşarak kamuoyu oluşturmak,sosyal çevresini genişletmek,nüfus ticareti yapmak  öncelikli hedefleri oluyor .Bu kınanacak  bir yöntem mi?Hayır!Toplum bunu normal gördüğü ,kabul ve itibar ettiği sürece tercih edilecektir.</div>
<div id="_mcePaste" class="mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">Ancak Ömrü,bu yolu benimseyen insanların hedeflerine ulaşıncaya kadar sürecek ,yardım ve destek görenlerde bu tiyatronun figüranı olarak kayıtlara geçecektir.Gerçekte iyilik yapıldığında ,her iki tarafta fayda görürse sakıncası yoktur.Ancak;yardım ediyor görüntüsü verilerek,içeriği boş,algı yaratan ,somut katkısı olmayan,sadece görüntüden ibaret eylemlerde  bulunarak,ihtiyaç sahiplerinin duygularının sömürülmesi , kullanılması hem ahlaki,hemde vicdanen  etik değildir.Ne yazık ki bu tür insanlar bazı çevrelerce kabul görüp,taktir ediliyor.Bununda temelinde,yine karşılıklı menfaat ilişkisinde ki beklentilerin karşılanması yatıyor.</div>
<div id="_mcePaste" class="mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">En yakın çevremde hayata dokunan bir kadın ;Sokak hayvanlarımın meleği,Havva Gün.Gönüllü hayvan severler ekibimizle,imkansızlıklar içinde  mücadele ediyoruz.Bu yolda yerel yönetimlere Türkiye genelinde  sitemimiz,gönül kırıklığımız çok !Hani diyoruz,sokak hayvanları seçmen olup oy kullanabilselerdi!Böyle çaresiz,desteksiz kalır mıydık?Tabiki HAYIR!Biz gönüllüler, yerel yönetimin sokak hayvanları konusundaki yükümlülüklerini üstlenen,işlerine önemli ölçüde katkı sağlayan , gönüllü  bireyler olarak destek olurken,aynı duyarlılığı maalesef onlarda göremiyoruz..Artık kimseden bir talepte bulunmama kararı alarak,söz hakkı bize düştüğünde cevabımızı vermeye organize  olduk.Bizler kimseden şahsi menfaatimiz ,çıkarımız için talepte bulunmuyoruz.Yasal sorumluluk ve görevlerini yerine getirmelerini istiyoruz.</div>
<div id="_mcePaste" class="mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">Hayatlara dokunan "BİR KADIN"daha var ki;onun hikayesi 1994 yılında Bafra'da bir çocuğumuza HİNDİSTAN'da böbrek nakliyle başlıyor.BİRSEN YÖRÜK ÇALIŞKAN..Yıldırım Bekçi'nin konseriyle topladığı 17.000.Doları(bugünkü değeri 315 bin lira)toplayarak projesini hayata geçiriyor.Bir çocuk hayat buluyor, anne,baba,kardeşler yeniden yaşama sevinciyle umutlanıyor,acıları diniyor..Sonrasında ,bir kitaba ilham olacak ,saymakla bitmeyecek ,engelli,engelsiz,çocuk,büyük,yaşlı,</div>
<div id="_mcePaste" class="mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">Genç,yüzlerce insanın hayatına maddi ,manevi desteği ile melek misali  KANAT çırpıyor .Neler yapmıyor ki?Kan bağışı aracılığından,engellilere akülü,aküsüz araç temini,okullara kitap,kütüphane,kıyafet,öğrenci burs desteği gibi bir çok projeye imza atıyor. Yağmur,çamur,kar,kış demeden deliler gibi koşturuyor.Bütün bu fedakarlıkları ,"BENİM İNSANLIK İÇİN YAPTIĞIM İBADETİM"diye özetliyor.Karşılığı ise sadece dokunduğu insanların duaları ve minnet duyguları.Bütün bunları ALLAH RIZASI,İNSAN OLDUĞU İÇİN,İNSANLIK adına yapıyor.Tek başına,dernek gibi çalışıyor,koşturuyor.</div>
<div id="_mcePaste" class="mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">İyilik meleği Birsen Yörük Çalışkan  gibi iyi niyetle HAYATLARA DOKUNAN bütün  KADINLARIMIZA sonsuz teşekkürlerimizi iletiyoruz. ..İyiki VARSINIZ! ...Bizlere, sizlere köstek değil ,dualarımızla,maddi manevi gücünüzün el verdiğince destek olmak  düşüyor .Bu kutsal hizmet yolunda, hak ettiğiniz DEĞERİ vermek,saygı duymak insani sorumluluğumuz.</div>
<div id="_mcePaste" class="mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">Sevgi ve saygılarımla</div>
</div>&lt;/span&gt;</description></item><item><category>Mine AKTAŞ</category><title>Mine AKTAŞ - Korona Günleri</title><pubDate>Fri, 03 Apr 2020 21:48:12 +0300</pubDate><link>http://www.kuzeyhaber.com/yazar-yazisi/korona-gunleri/7101</link><guid>http://www.kuzeyhaber.com/yazar-yazisi/korona-gunleri/7101</guid><media:content url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/19_mine-aktas_GD9H53RC.jpg" type="image/jpeg" lang="tr" /><media:thumbnail url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/19_mine-aktas_GD9H53RC.jpg" /><enclosure url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/19_mine-aktas_GD9H53RC.jpg" length="50000" type="image/jpeg" /><description>&lt;img src="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/19_mine-aktas_GD9H53RC.jpg" title="Korona Günleri" alt="Korona Günleri" style="padding:5px;" width="300" align="left" border="0"&gt;<strong>Zor günler … </strong>Tüm insanlığı tedirgin eden küresel koronavirüs salgını nedeniyle son yılların en travmatik günlerini <strong>geçiriyoruz… Ne kadar süreceği belli değil ve virüsten bedenimizi korumak kadar ruhumuzu korumak da önemli…</strong> Psikolojik olarak Korona virüsüne verdiğimiz tepki; kayıp, yas ve travma tepkisine çok benziyor. Çünkü normal yaşam akışımızı, alışkın olduğumuz yaşam tarzımızı kaybettik.<br /><br />
Rahat bir şekilde evimizde dışarı çıkabilmeyi, birbirimize yaklaşabilmeyi, biz çok sıradan gelen normal sohbetler edebilmeyi özlüyoruz. Sevdiklerimize dokunmayı, dostumuzla bir kahve içebilmeyi, rahatça alışveriş yapıp istediğimiz parkta, bankta, mekânda oturmayı özlüyoruz…<br /><br />
Çocuklar bir şekilde uzaktan eğitimle, ebeveynlerinin onlara sunduğu fırsatlarla, genç ve orta yaş grubu yoğun olarak teknolojinin verdiği imkânlarla, film ve dizilerle, sosyal medyayla, temizlikle, yemek yapmayla ve bir takım hobileriyle uğraşmakla vakit geçirmeye çalışıyor. Peki, başımızın tacı büyüklerimiz neler yapıyor?  Ne yazık ki yaşı 65 üstü olanlar için durum daha da can sıkıcı. Hele de evde kalma süreci uzadıkça yapılacak çok şey yapıldı ve bitti. Evde çekmeceler toplandı, kitaplar karıştırıldı, eski albümlere bakıldı…<br /><br />
Bu süreçte kendimizi endişeli ve sıkılmış hissettiğimiz zamanlar olabilir. Bu durumu aşmak da kendi elimizde. Evden çıkmasak da sevdiklerimizle sohbet etmek, sık sık iletişim kurmak, moral olarak iyi gelecektir. Evde sürekli yatmak, televizyon başında uzun süre vakit geçirmek doğru değil. Bir saat içinde en az 7-8 kere ayağa kalkmak, vücut için faydalı olur. Birkaç fiziksel aktivitede bulunmak, hiçbir şey yapmamaktan iyidir.  Basit egzersiz hareketleri yapmak, belirli aralıklarla ev içinde birkaç adım atmayı denemek bile faydalı. İnternet kullanmayı bilmiyorsak, evde kaldığımız bu süreç bu konuyu öğrenmek için iyi bir fırsat olabilir. Torunlarınız ya da çocuklarınızdan yardım alabilirsiniz. Görüntülü konuşmayı öğrenerek, yakınlarınızla iletişim kurabilirsiniz. Ama en önemlisi ergoterapidir. Uğraş terapisi (ergoterapi); sağlığımızı sürdürmek var ise patolojisini azaltmak, adaptasyon ve verimliliğini sağlamak için seçilmiş işler veya işlevler ile fonksiyonlarını düzenleme, güçlendirme ve performansını arttırma sanatıdır. O kadar geniş bir dünyası var ki… Cinsiyete, fiziksel sağlığa, yeteneğe göre tercihler yapılabilir. Ben şimdi bunlardan birkaç örnek aktaracağım. Bu aktiviteleri yaparken özellikle arka fonda ruhu rahatlatacak bir müzik, sesli kitap ya da radyo tiyatrosu olması kişileri daha da mutlu edecektir. (Sesli kitap ya da radyo tiyatrosu temini için bizzat benimle iletişime geçebilirler. Ben gönüllü olarak kendilerine ulaştıracağım)
<ul>
<li>Çiçek veya tohum dikin. Büyümekte olan bitkiler size ilginç bir konuşma konusu sağlayacaktır.</li>
<li>Kare bulmaca, Sudoku veya resimli bulmacalar çözün. Bunlar, zihni çalıştırmak için idealdir.</li>
<li>Örgü yapmaya çalışısın. En kötü ihtimal iplerden ponpon yapın.</li>
<li>Müzik dinleyin; mümkünse birlikte şarkı söyleyin - özellikle de sevdiğiniz kişinin sevebileceği eski şarkıları. </li>
<li>Boncuk çalışmaları (Tesbih, takı, anahtarlık vs) </li>
<li>Sulu boya ile limon baskısı yapın  (limon yardımıyla tükürük salgısının artırılması böylece sindirim sisteminin çalışmasının kolaylaştırılması ve ağız kuruluğu yakınmasının azaltılması amacıyla kullanılabilen bir aktivitedir) </li>
<li>Taş ya da çeşitli malzemeleri boyayın, dekoratif tablolar hazırlayabilirsiniz</li>
<li>Hamur yoğurun  (Parmaklarını kullanabilme yeteneği, bilek kaslarının hareket kabiliyetinin korunması amacıyla kullanılabilen bir aktivitedir. )</li>
<li>Masa veya kart oyunu oynayın veya bir yapboz yapın. Bu, zihninizin çalışmasına yardımcı olacaktır.</li>
<li>Kesme yapıştırma, Yırtma yapıştırma ve daha birçok şey… </li>
</ul>
Önemli olan bu sürecin geçici bir süreç olduğunu bilmek ve en az hasarla atlatabilmek. Lütfen bu döneme <strong>vakit öldürme ya da</strong> <strong>vakit doldurma dönemleri olarak bakmayın.<br /><br /> </strong>
Korona salgını geçip gittiğinde ailemizin, sağlığımızın, bir arada olmamızın, özgürce dolaşabilmenin, küçük görünene ama aslında çok kıymetli pek çok şeyin kıymetini çok derinden idrak etmiş olacağız… Kendinize çok iyi bakın ki tecrübelerinizden yararlanabilme imkânı bulalım.<strong> Sizler bizim için çok değerli ve kıymetlisiniz… </strong>&lt;/span&gt;</description></item><item><category>Mustafa BAŞARAN</category><title>Mustafa BAŞARAN - Samsunspor Tribününün Boş Kalmasında Yüksel Yıldırım'ın Rolü</title><pubDate>Sat, 25 Oct 2025 14:53:26 +0300</pubDate><link>http://www.kuzeyhaber.com/yazar-yazisi/samsunspor-tribununun-bos-kalmasinda-yuksel-yildirimin-rolu/34088</link><guid>http://www.kuzeyhaber.com/yazar-yazisi/samsunspor-tribununun-bos-kalmasinda-yuksel-yildirimin-rolu/34088</guid><media:content url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/16_mustafa-basaran_XS5O41PH.png" type="image/jpeg" lang="tr" /><media:thumbnail url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/16_mustafa-basaran_XS5O41PH.png" /><enclosure url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/16_mustafa-basaran_XS5O41PH.png" length="50000" type="image/jpeg" /><description>&lt;img src="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/16_mustafa-basaran_XS5O41PH.png" title="Samsunspor Tribününün Boş Kalmasında Yüksel Yıldırım'ın Rolü" alt="Samsunspor Tribününün Boş Kalmasında Yüksel Yıldırım'ın Rolü" style="padding:5px;" width="300" align="left" border="0"&gt;Samsunspor dibe vurduğu 2018 yılından sonra Yüksel Yıldırım’ın başkanlığında basamakları bir bir tırmandı. Başkan, futbolun başında olduğu sekiz yılda, üç farklı ligde önce futbol sektöründeki acemiliğini attı sonra kulübü sportif başarıya taşıdı.
 
Takım 2021 baharında siyaset ve Ertuğrul Sağlam’ın tercihlerine kurban edilirken, 2023’te kurulan güçlü kadro ve doğru teknik adam tercihi 11 yıllık özlemi bitirmişti. Yüksel Yıldırım o tarihte bugün olacakları tahmin ederken, iş dünyasındaki başarılarını, futbol endüstrisinde elde ettiği tecrübeleri, oluşturulan karakterli saha içi ve profesyonel saha dışı yapısının kendisini haklı çıkaracağını biliyordu.
 
2021-2022 sezonu ve 2023’ün yaz-sonbaharı hariç her basamağı başarıyla dolu sekiz yılda Başkan’ın hiç mi hataları olmadı; o kadar çok ki! Siyasetle sürtüştü, rakiplerini şikeyle suçladı, avantacı menajerlerle yan yana oldu, futbolun ileri gelenleriyle ters düştü; en önemlisi bunları açık açık konuştu. Yüksel Yıldırım, hatalarının hiç birinde ısrarcı olmayarak Samsunspor’u futbolun zirvesine yaklaştırdı, Kırmızı-Beyaz’ın ülkedeki sempatisini artırdı.
 
Ancak, Başkan tribün konusundaki bilet fiyatı belirleme hatasını üç sezondur sürdürüyor. Fahiş fiyatları belirliyor, sonra çark ediyor. Futbol takımı boş tribünlere oynuyor. Taraftarı stada küstürüyor.
 
Samsunspor, 11 yıl aradan sonra Süper Lig’e döndüğünde ilk yedi maçın altısını kaybetmiş, taraftar hüsrana uğramış, tribün boş kalmaya başlamıştı. Taraftarı stada çekmek için fiyatlarda indirim, öğrenci ve kadın taraftara ücretsiz bilet dönemi başlamıştı. İkinci sezonda da aynı uygulamayı görmüştük. Avrupa başarısının kazanıldığı bu sezonun sonunda da Yüksel Yıldırım yönetimindeki kulüp ritüeli bozmadı. Bilet fiyatları önceki sezonun iki katına çıkarken, bilinç altında yeni transferler ve kazanılan Avrupa başarısına taraftarın destek vermesi gerektiği vardı.
 
Ancak unutulan en önemli konu ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumdu. Türkiye’de çalışanların %69’unun 22.000 TL’lik asgari ücretin bile altında kazandığı, %16’sının kazancının 15.000 TL ile 45.000 TL arasında olduğu, 45.000 TL üzerinde ücret alanların ise tüm çalışanların yüzde 15 ile sınırlı kaldığı, çalışan kesimin yüzde 80’inin son maaş artışını 9 ay önce gördüğü gerçeklerini unutanlara başta da Yüksel Başkan’a hatırlatalım. Ayrıca, Tükiye’de resmi enflasyon rakamlarının 2025 Eylül ayı sonu itibariyle geçtiğimiz yıl aynı döneme göre %33, yıl başına göre %25 olduğu, hissedilen gerçek verilerin ise yüzde 60’ın altında olmadığını da ekleyelim.
 
Peki bu ekonomik verilere karşı Samsunspor ne yaptı? Geçtiğimiz sezon ana formamız 1.250 TL’ye satılırken bu sezon ana forma fiyatı %56 artışla 1.955 TL’ye yükseldi. Türkiye’de son yıl giyim enflasyonunun %9 olduğu gerçeğini de not edelim!
 
Yine biten sezonda bilet fiyatları 150-300 TL seviyesindeydi. Son Kayserispor maçında biletler 55 TL’ye düşürülmüş tam doluluk ile Avrupa zaferi kutlanmıştı. Çoğu maçta da öğrenci, kadın ve engelli taraftarlara kale arkasında ücretsiz, diğer tribünlerde ise indirimlerle bütçeler desteklenmişti.
 
Yeni sezona gelindiğinde en düşüğünden standart lig maçları 350 TL, derbi ve Avrupa maçları 720 TL, sosyal indirim yok. Üstelik ülkede eğlence sektöründeki enflasyon yıllık %25. Fenerbahçe maçında bile dolmayan tribünlerin Dinamo Kiev maçında yarısının boş kalması şaşırtıcı değil.
 
Daha açık yazalım; Türkiye’de 22.000 TL’lik gelir enflasyon etkisiyle 17.000 TL’ye düştüğünde 150 TL’lik bileti Eyüp maçında 75 TL, Kayseri maçında 55 TL’ye düşürüp sosyal kampanyalar yapıldı. Ekim ayında aynı gelir 14.000 TL’nin altına inerken bilet fiyatlarını en düşüğünde ligde 300 TL, derbi ve Avrupa’da 720 TL’ye çıkartıldı.
 
Milli takım arası da olan Ekim ayında bir taraftarın cebinden çıkacak en düşük bilet parası 1.740 TL (Kale arkası için Fenerbahçe, D.Kiev ve Ç.Rize). Buna bir de 7 yaş üzeri çocuk ekleyin 3.480 TL. Doğu blok için ise 4.750 TL, işin içine çocuk da girerse 9.500 TL. Yani siz, enflasyon etkisiyle 14.000TL’ye düşen gelirinin %67’sini taraftardan sadece bilet için istiyorsunuz. Vallahi pes!
 
Ülke şartları düşünüldüğünde bilet fiyatları yeni sezon başında geçtiğimiz sezonla aynı seviyede tutulup cuma, pazartesi ve cumartesi gündüz maçlarında öğrenci-kadın kozu oynanabilirdi; ama yapılmadı. Fenerbahçe maçını dolduramayınca bir adım atılıp genel indirime gidilmeden öğrenci-kadın kozunu oynamak tribünü doldurmaya yetmeyecek.<br /><br /> Tribünlerin dolması için çalışanların ücret artışı alacağı 31 Ocak 2026’ya kadar fiyatların aşağı yönlü revize edilmesi gerekli. Standart fiyatlar kale arkaları için 150 TL, doğu blokları için 300 TL olarak belirlenmeli, öğrenci ve kadınlar için ücretsiz olmalı. Cuma, pazartesi ve cumartesi gündüz maçlarında rakamlar 100/200 TL bandına düşürülmeli.
 
6 Kasım ve 11 Aralık’ta Perşembe günü 20:45’te başlayacak, tv’den şifresiz yayınlanacak, taraftarların evlerine gece yarısından sonra ulaşacağı Hamrun ve AEK maçlarında da fiyatlar 250/500 TL sınırını geçmemeli ve öğrenci için ücretsiz olmalı.
 
Sözün özü; Tribünlerin bugüne kadar dolmamasında ya da bugünden sonraki dolma çabasında sadece taraftarın değil,  kulübün ve karar mekanizması olarak Başkan Yüksel Yıldırım’ın sorumluluğu vardır. Samsunspor Başkanı gerçekten tribünde olmak isteyip maddi külfet nedeniyle yapamayanın sorununu ilk elden çözmelidir. Bilet fiyatı 720/1.500 TL olup, tribünün yarısı boş kalacağına 250/500 TL bandında dolmaya yaklaşabilecek tribünden elde edilecek toplam hasılat çok da fark yaratmayacaktır. Taraftar sevince ve hüzne yerinde katılacak, futbolcu arkasında destek olduğunu o anda anlayacaktır.
 
Ayrıca, sürümden kazanma bilinci ve sosyal sorumluluk projeleri her ticaret şirketinin olmazsa olmazları arasında yer almalıdır..!&lt;/span&gt;</description></item><item><category>Cevdet MAMATOĞLU</category><title>Cevdet MAMATOĞLU - DEPREM...!</title><pubDate>Tue, 14 Feb 2023 13:05:50 +0300</pubDate><link>http://www.kuzeyhaber.com/yazar-yazisi/deprem/15563</link><guid>http://www.kuzeyhaber.com/yazar-yazisi/deprem/15563</guid><media:content url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/17_cevdet-mamatoglu_BT1F30PO.jpg" type="image/jpeg" lang="tr" /><media:thumbnail url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/17_cevdet-mamatoglu_BT1F30PO.jpg" /><enclosure url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/17_cevdet-mamatoglu_BT1F30PO.jpg" length="50000" type="image/jpeg" /><description>&lt;img src="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/17_cevdet-mamatoglu_BT1F30PO.jpg" title="DEPREM...!" alt="DEPREM...!" style="padding:5px;" width="300" align="left" border="0"&gt;<br />Dünya da ; var olduğundan beri, depremler olmakta,yağmurlar yağmakta,fırtınalar ve kasırgalar esmekte,yıldırımlar düşmektedir.İnsanoğlunun doğal yaşama müdahalesi oranın da evrenin kendi yasaları dışında başka doğa olayları ile karşılaşmamız da kaçınılmazdır.Sonuç olarak deprem bir doğal olaydır...<br />Depremle ilgili olarak Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi fizik bölümü öğretim üyesi prof dr Ali İhsan Göker in sözleri ,bir bilim adamı için inanılır gibi değil... Ali İhsan efendi : ölenler ,depremden ya da hatalı yapılan binaların enkazı altında kalmaktan ölmemişlerdir.Mars ta da olsalardı öleceklerdi..Onları allah öldürdü. demiştir.<br />Göçük altında olmayıp,güvenli bölgelerde ki bazılarının da ;  bu Maraş depremi; Allahın bir ibreti,ilahi ders, ilahiimtihan ... dediklerini ve sosyal medya hesaplarında paylaştıklarını ,üzülerek gördüm.<br />Önce , fiziki olayları ve nedenlerini bizlerden daha iyi bilmesi gereken prof a bir yanıt verelım: Japonya da ve fay hattı olmayan deprem kuşağından ayrı olan yerlerde neden insanlar depremden ölmüyor...? Bu kafaya göre , zemini uygun olmayan yerlere inşaat yapılabilir. Depreme dayanaklı binalar yapmaya da gerek yok.Kaçak binlara da musade edelim..İmar aflarına devam edelim.Bu duruma göre enkaz altında ölen ya da can çekişen insanlarımızın hiç bir sorumlusu yok demektir..Kimseyi suçlamaya da gerek yoktur..Yahu insaf kadere inanmak bu mudur? Bir de utanmadan suçu yüce ALLAHIN üzerine atıyorsun..Yüce allahın gaddar ve acımasız olarak algılanmasına sebep oluyorsun..İnsanların hatalarından Allahı sorumlu tutmak ,olanları kader ile anlatmak ,suçluları saklamaktır...Kaderci prof Hatipoğlu bile: bu deprem kader ile açıklanamaz dedi...<br />Bu deprem, kader ile ilişkilendirilemez ise ; depremin bir ilahi imtihan ,ilahi ders ya da ilahi ibret olduğunu söylemekte yine aynı algılara neden olacak yanlış bir savdır.Kime imtihan ? Yerin altında soğuktan yaralı olarak öimekte olan insana mı, yoksa depremden kurtulan ve deprem bölgesinde olmayıp depreme maruz kalmayan insanlara mı? Yüce Allah bir yörenin insanlarına acı vererek imtihan eder, ders veririmi ? Ya da ibret olsun diye böyle bir şey yapar mı? İnsanları korkutarak sevgi yaratılamaz...Bu sözleri diyenler ,göçük altında olsalardı ne düşünürler di?<br /><br />Depremin suçluları aramız da...Suçlular bu dünya da hesap vermez ise, oteki dunya da hesabı sorulacaktır.(bildiğim kadarı ile kul hakkı ve insan öldürmek en büyük günah)<br />Zemini uygun olmayan alana imar izni veren suçludur.<br />Statik hesaplarını doğru yapamayan muhendisleri yetiştiren ,yukarı dakı hoca gibi, egitimciler ve bunları prof yapan sisitem suçludur.<br />Yapı denetimini iyi yapmayan mühendisler ,firmalar suçludur.<br />Binaları projelerine göre yapmayan ,malzemeden çalan müteahitler suçludur...<br />Sürekli imar affı çıkararak kaçak yapılaşmayı tesvik edenler suçludur.<br />Rant uğruna doğa ile uyumlu yapılaşma yerine , bütün bu yanlış yapılaşmaya izin veren siyasiler ve sistem suçludur.<br />Samsunlu karıkatürist Murat İlhan ; tek bir sayfada bir kaç çizgi ile ,deprem sonuçlarını , türkiye haritası üzerine düşen kocaman bir rant meteoru olarak harıka açıklamış ....<br />Ölenlere rahmet ,yaralılara doktorlarımızdan ve Allah tan Şifalar diliyorum...Umarım bu depremden gerekli bilimsel dersleri çıkarır ,depreme hazırlıklı bir türkiye oluruz..<br /><br /><br />&lt;/span&gt;</description></item><item><category>Hüseyin KURT</category><title>Hüseyin KURT - Yaşar Doğu'dan Astorya'ya</title><pubDate>Wed, 15 Apr 2026 12:50:11 +0300</pubDate><link>http://www.kuzeyhaber.com/yazar-yazisi/yasar-dogudan-astoryaya/34187</link><guid>http://www.kuzeyhaber.com/yazar-yazisi/yasar-dogudan-astoryaya/34187</guid><media:content url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/5_huseyin-kurt_OK3T58LR.jpg" type="image/jpeg" lang="tr" /><media:thumbnail url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/5_huseyin-kurt_OK3T58LR.jpg" /><enclosure url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/5_huseyin-kurt_OK3T58LR.jpg" length="50000" type="image/jpeg" /><description>&lt;img src="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/5_huseyin-kurt_OK3T58LR.jpg" title="Yaşar Doğu'dan Astorya'ya" alt="Yaşar Doğu'dan Astorya'ya" style="padding:5px;" width="300" align="left" border="0"&gt;Samsun’da son günlerde uzun zamandır görülmemiş bir tartışma başladı.
Tartışmanın nedeni Samsun’da yeni düzenlenen İstiklal Meydanı’ndaki Astorya adı verilen kimisinin gösteri merkezi, kimisinin de uçan tiyatro dediği genelde 8D olarak bilinen sinema gösteri merkezi.
Türkiye’de ve dünyada 3D den 9D hatta bir gelişmişi olan XD’ye kadar birçok versiyonu var.
Türkiye’de çok boyutlu sinema teknolojileri 2010’ların başında tema parklarıyla başladı. İSTANBUL Vialand Tema Park içindeki 5D sinema bu sürecin başlangıcı sayılır. Ardından 7D ve 8D sistemler AVM’lerde hızla yayıldı. Bu yerler klasik sinemadan farklı olarak kısa süreli eğlence ve simülasyon deneyimi olarak gelişti.
Neyse konumuz bu değil!
Konumuz 8D sinema keyfinin Samsun’la tanışması da değil.
Konumuz tartışmanın odağında olan Astorya adı.
Öncelikle Astorya adının hikayesiyle başlayalım.
Samsun Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Samsun Kültür Turizm Ticaret Anonim Şirketi 17 Kasım 2025’de marka tescili için Türk Patent Enstitüsüne başvuru yapmış. O tarihte yapılan logolu başvurudaki bu yerin adı ASTORYA FLY. Bu yazım hali ile anlam olarak Astorya uçuş anlamına geliyor.
Başvuru, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde Nice Sınıflandırması kapsamında 09, 35 ve 41. sınıfları içerecek şekilde yapılmış. Bu sınıflar; 9. sınıf (arttırılmış gerçeklik görüntüleme sistemleri), 35. sınıf (ticari faaliyet) ve 41. sınıf (gösteri, etkinlik) olarak yapılmış. Başvuru sonrasında ilana çıkmış.
Yapılan ASTORYA FLY marka başvurusuna 27 Şubat ve 28 Şubat 2026’da iki ayrı itiraz yapılmış.
Nedeni temel olarak şu; 9. Sınıfta ASTORYA adı 2006 yılında tescil edilmiş. 35. ve 44. sınıfta ise 2010 yılında tescil edilmiş. Devamı süreçlerde de başına veya sonuna değişik kelimeler eklenerek farklı başvurular yapılmış. Birçoğuna itirazlar olmuş ve tamamına yakını tescil edilememiş.
Peki devamında ne olmuş?
Samsun Kültür Turizm Ticaret Anonim Şirketi bu itirazlar sonrasında ASTORYA adının marka tescili işleminin zor hatta imkansıza yakın olduğunu görünce 23 Mart 2026 tarihinde astorya samsun adıyla yeni bir marka başvurusu yapmış. Bu kez 9, 35 ve 41. sınıflara ilave olarak 28, 40 ve 43. sınıfları da ilave etmiş. Bu ilave sınıflar ise; 28. sınıf (oyun, simülasyon ve eğlence ekipmanları), 40. sınıf (teknolojik işleme ve üretim hizmetleri) ve 43. sınıf (yeme-içme ve ziyaretçi ağırlama hizmetleri) olarak yapılmış.
Bu başvuru yeni olduğu ve henüz askıya çıkmadığı için mevcutta bir itiraz yok. Yok ama; 28. ve 43. sınıflarda astorya adı yine tescilli. Buradan da itiraz geleceği ve bu sınıflarda bu markanın da tescili zor görünüyor. Belki 40. sınıf olan teknolojik işleme ve üretim hizmetleri sınıfında tescil onaylanabilir ki bu da böylesi bir sinema, gösteri ve arttırılmış gerçeklik merkezinde ana sınıf olan 9. ve tamamlayıcı ticari faaliyet sınıfları olan 35 ve 41 sınıflarda bu marka altında tescili yapmadan hizmet vermek de marka adına riskli olur ve astorya markası sahipleri dava açabilir.
Samsun Kültür Turizm Ticaret Anonim Şirketinin bu başvurusu yeni olduğu için süreç devam ediyor.
Özetle bu tür bir işletme için astorya markasının önüne veya sonuna ekler yaparak marka tescili biraz zor görünüyor.
Konumuza devam edelim!
ASTORYA adına temel itiraz İstiklal Meydanı’na Yunanca bir isim olan Astorya adı neden verildi oldu.
Gerçekten öyle mi?
Yani astorya adı gerçekten yunanca mı ve anlamı ne?
Kelimenin en güçlü etimolojik damarı, Eski Yunancada yıldız anlamına gelen aster köküne dayanıyor. Bu kök, yalnızca bir gök cismi değil, aynı zamanda parlayan, ışık saçan ve yön gösteren bir anlam taşır.
Mitolojik karşılığı olan Asteria ise bu ışığı daha ileri taşıyarak kutsal ışık ve kehanetle ilişkilendirilen bir figürdür.
Yani ortada sıradan bir isim değil, doğrudan yıldız ve kutsal ışık anlamı taşıyan bir kavram var.
Samsun Büyükşehir Belediyesinin bu dönemde hizmete açtığı hizmetler olan Balonya ve Astorya adlarına bakarak projelerin adına -ya ekleyerek gittiğini varsaysak bile yine astor-ya için karşımıza astor kökünde bu Latince bir anlam olan çakır kuşu / şahin anlamına geliyor.
Projelere -ya ekleyerek devam etme lafı nereden çıktı diyebilirsiniz!
Bu da şöyle; önümüzde balonya ve astorya var ama bir de yine İstiklal Meydanında planlanan kenevir müzesi projesi var ki adı için Kenevirya önerilmiş. Yani projelere isim üreten ekip, kişi veya kişiler sonlarına -ya ekleyerek ilerleme hedefindeler.
En azından Astorya’ya kadar böyleydi.
Astorya ve Astor kelimelerine Türk Dil Kurumu’nun <a href="http://www.sozluk.gov.tr/" target="_blank">www.sozluk.gov.tr</a> internet sitesinde bu kelimeyi sorguladığımda karşıma Bu söz bulunamadı. çıkıyor.
Yani Türkçe sözlükte astorya kelimesi yok.
Samsun Büyükşehir Meclisinde geçen tartışmadaki konu ile alakası olan tiyatro ve panorama kelimesine de baktım. Türkçe kökenli olmasalar da Türkçe sözlükte yer alıyorlar. Tiyatro kelimesi İtalyanca’dan, panorama kelimesi Fransızca’dan Türkçe’ye geçmiş mesela.
Bunlar işin detayları!
Dönelim konumuza…
İstiklal Meydanı, Cumhuriyet Meydanı’na bir alternatif olarak değil tamamlayıcı olarak yeniden düzenlendi. Çok da güzel oldu. Şahsım adına meydana ruh katacak kent mobilyaları ve anıt/abideler eksik olsa da yeşili/ağacı şimdilik az da olsa çok güzel oldu. Yapanları geç bile kalmış bu düzenleme için tebrik etmek gerek.
Astorya adı neden bu kadar tartışıldı konusunu Yunanca bir isim olduğu için diye üstte belirtilmişti. Buna biraz da şöyle bakmak gerek; 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Samsun’a çıkarak İstiklal Savaşı’nın ateşini yakmış, Yunan’a ve ittifaklarına karşı bu savaşı Türk Milleti kazanmış ve devamında Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılmıştı. Belki de bu tartışmaların bu kadar olma nedeni; Yunan ve dolaysıyla bölgedeki Rumların, Samsun merkezli Pontusçu çetelerle İstiklal Savaşı döneminde masun Türklere, erkekleri savaşa gitmiş kadınlara ve çocuklara eziyet etmiş, öldürmüş, Çağşur’da ve Nebiyan Dağı eteklerindeki birçok köyde toplu katliamlar yapmış olmalarıdır.
Belki de şöyle bakmalıyız; Yunanistan’da yeni yapılacak bir bağımsızlık meydanının en görünen yerindeki alana Türkçe isim verirler miydi?
Bir konu da meydanlara, parklara, caddelere, sokaklara ve benzeri alanlara isim verme yetkisinin kimde olduğu konusuna!
İsim verme yetkisi <strong>Büyükşehir Belediye meclisine</strong> aittir. Bu yetki, 5393 sayılı Belediye Kanunu kapsamında düzenlenmiştir. Kanuna göre; cadde, sokak, meydan, park gibi yerlere ad verilmesi, değiştirilmesi ve numaralandırma işlemleri belediye meclisinin kararıyla yapılır. Belediye birimleri veya komisyon öneri hazırlar, belediye meclisinde görüşülür ve karar alınarak resmileştirilir.
Bu bağlamda Astorya adının sorgulandığı bir dönemde meydanın adı için de bugün itibariyle bir karar alınmış değil. İstiklal Meydanı adının eleştirilecek bir yönü yok ama meclisteki karardan sonra verilmesi çok daha hoş olabilirdi.
Elbetteki demokrasi adına!
Astorya adının bu kadar tartışılmasının bir nedeni de fiziki olarak büyüklüğü.
Büyüklükten kastım anlam değil, doğrudan görünürlük.
Hiç abartı olmaz; Samsun’da bugün en büyük yazı, tabela ya da görsel ifade ASTORYA.
Meydanın en baskın unsuru haline gelmiş durumda.
Öyle ki, şehre dışarıdan gelen biri ilk bakışta buranın adını Astorya zannedebilir.
Astorya adı belli ki bir veya birkaç kişilik bir ekip tarafından verilmiş. Geldiğimiz noktada bir veya birkaç kişinin karar verdiği bir ismi binlerce kişi istemiyor ve eleştiriyor ama değiştiremiyor.
İlginç!
Bu ismin eleştirilmesini kimse başarı veya başarısızlık kriteri olarak görmemeli. Şehir için en iyisini, yakışanını ve güzelini bulma, yanlışı giderme çabası olarak görmek gerek.
Aksi durumda neler oluyor bir de ona bakalım!
Samsun’da yaşayanlar bilirler; Çok uzun yıllar bir tramvay durağının adı tartışıldı. Opera Durağının adı Büyük Cami olması tartışmasıydı. O dönemde 3 buçuk dönem başkanlık yapan zihniyet durağa Opera adının verilmesini seküler ve modernizm olarak görüp şehir cami yerine opera ile anılsın istiyordu. Bu Yaptım oldu dönemi devamında değişti ve Yıktım oldu dönemine dönüştü.
Şimdilerde bu dönemde bu zihniyetler yok. Ama insanlar dönemin adını koymak için sürekli gözlemliyorlar.
Bu dönemde yapılanlar başarılı ve hızlı!
Hız, kontrol ve denetimi zayıflatabilir; aynı zamanda çok iş yapmak, hata riskini de artırır.
Unutmamak gerekir ki hatasız ne bir kul ne de bir iş veya kurum olur. İş yapan hata yapar. Hata yapmaktan da korkmamak gerek. Önemli olan hatalardan ders çıkarmak ve tekrarını önlemek.
Neyse dönemlerin yorumu ve adı tüm dönemler sonunda halk nezdinde verileceği için şimdiden şimdilik başarılı demek yeterlidir.
Konuyu toparlayalım!
Türklüğün üç temeli vardır; Türk dili, Türk kültürü ve Türk tarihi. Devamı ise sürdürülebilirlik için bu öncelik sırasına göre bu kavramlara ve değerlere sahip çıkmaktan geçer…
Türk dili, Türklüğün temelidir.
Dilimize sahip çıkmak gerek. Bu bağlamda, kötü örnekleri emsal göstermek yerine eleştirmek; kötü örneğin emsal teşkil etmediğini bilmek gerekir.
Panorama’ya bir şey denmedi, neden Astorya eleştiriliyor? şeklinde yorumlar yapılıyor.
Açık söyleyelim: Panorama adı da yanlıştır.
Ne demiştik;
Kötü örnek emsal teşkil etmez…
Yozlaşan bir dil, yozlaşmış bir kültürü doğurduğu gibi gelecek nesillere de kötü bir tarih mirası bırakır.
Astorya adı yanlış olduğu gibi marka tescili konusunda da sorun çıkacak görünüyor. Bunun yerine hatada ısrar etmemek, bu hatayı bir savunma hattına çevirerek devamında yapılacak tüm hizmetlere ön yargılı bakış açısı oluşturmamak siyasal iletişimin temel kurallarındandır.
Yani bu isim hem hukuken sorunlu hem de kültürel olarak tartışmalıdır.
Samsun’un evladı olan, defalarca dünya ve Avrupa şampiyonu olmuş Olimpiyat madalyalı Yaşar Doğu Spor Salonunun yıkılması gündeme geldiğinde Panorama 1919 Müzesi projesi akla gelmiş ve yıkılması yerine yeni adıyla hizmete açılmış ve 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun’a gelişini ve Millî Mücadele sürecini anlatan bir kültürel mekân haline gelmişti. Şimdi bu alan Astorya adıyla yazıya konu olan yer olarak hizmet veriyor.
Yani yazının başlığı gibi Yaşar Doğu’dan Astorya’ya bir geçişin hikayesini anlatmaya çalıştık.
Devamında bu tartışma nereye varacak yaşayıp göreceğiz…&lt;/span&gt;</description></item><item><category>Ragıp GÖKER</category><title>Ragıp GÖKER - Köyden Öte Bir Köy Köseli</title><pubDate>Tue, 23 Jun 2026 13:21:16 +0300</pubDate><link>http://www.kuzeyhaber.com/yazar-yazisi/koyden-ote-bir-koy-koseli/34200</link><guid>http://www.kuzeyhaber.com/yazar-yazisi/koyden-ote-bir-koy-koseli/34200</guid><media:content url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/3_ragip-goker_ML8G08VE.png" type="image/jpeg" lang="tr" /><media:thumbnail url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/3_ragip-goker_ML8G08VE.png" /><enclosure url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/3_ragip-goker_ML8G08VE.png" length="50000" type="image/jpeg" /><description>&lt;img src="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/3_ragip-goker_ML8G08VE.png" title="Köyden Öte Bir Köy Köseli" alt="Köyden Öte Bir Köy Köseli" style="padding:5px;" width="300" align="left" border="0"&gt;<em><span>"İsmet, kalkınma köyden başlar; öncelikle Anadolu'muzun köylüsünü kalkındırmak, kalkınmayı köylerden başlatmak zorundayız..."</span></em><br /><em><span> Mustafa Kemal Atatürk</span></em>
Bu söz, Atatürk'ün Çankaya'daki sohbetlerinde dile getirdiği; tarımsal ve kırsal kalkınmanın bir ülkenin temelini oluşturduğunu vurgulayan tarihî bir vizyondur.
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren benimsenen bu anlayış, tarımı desteklemeyi ve Anadolu'yu kalkındırmayı hedefler.
Atamız, "Köylü milletin efendisidir" ifadesini de ortaya konan hedefin bir sonucu olarak dillendirmiş olmalı.
Ki; dünya 1930 buhranıyla cebelleşirken Cumhuriyet'in ilk yıllarından 1980'lerin sonuna kadar Türkiye, tarımsal üretimde ve dolayısıyla gıda arzında kendi kendine yetebilen ender ülkelerden biri olmuştu.
Köy Enstitülerini kurmuşuz.
Osmanlı'nın yüzyıllar boyunca ihmal ettiği yoksul Anadolu'da, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin yetiştirdiği bu yeni nesil arasından çıkan gençler, Cumhuriyet aydınlanmasını başlatan kuşak olmuştu.
Köy Enstitülerinde yetişen bu genç öğretmenler, yoksul Anadolu köylerinde çocuklar için rol model olmuşlardı.
Nedendir bilinmez!
Türkiye, kalkınmayı köylerden başlatma fikrini terk etti.
Ülkem, Cumhuriyet aydınlanmasının temeli sayılan Köy Enstitülerinden zaten 70 yıl kadar önce vazgeçmişti. Ancak bununla da kalmadı; Yatılı Bölge Okulları gibi bir uygulamaya başvurarak on binlerce köy okulunu kapattı. Yoksul köylü çocuklarının kendilerine rol model seçtiği öğretmenleri de köylerden uzaklaştırdı.
Ladik'teki Akpınar Köy Enstitüsünden mezun olduktan sonra, köyü Kavak'ın Köseli Köyü İlkokulunda görev yapan Mehmet Çuğu da köyünün çocukları için rol model olmuş.
Dört mahalleden oluşuyor Köseli Köyü.
Birçok Anadolu köyüne göre büyük sayılabilecek köylerden biri yani.
Öğretmen Mehmet Çuğu yıllar önce Rahmet-i Rahman'a kavuşmuş ama köyünün çocuklarına rol model olarak açtığı yol ve gösterdiği hedef öylesine sağlam olmuş ki, okuma yazma bilmeyen kimse kalmamış.
Köseli'de yaşayan her yüz kişiden 85'i yüksekokul veya üniversite mezunu. Bir fakülte diplomasına sahip olanların oranı ise yüzde 35'i buluyor.
Tıpkı bir mübadil köyü olan Tekkeköy'ün Çırakman Mahallesi gibi, Köseli halkı da Akpınar Köy Enstitülü Mehmet Çuğu'yu kendilerine rol model seçmiş; o reklam repliğinde söylendiği gibi, "Eğitim şart" diyenlerden olmuş.
Ne mutlu onlara.
YBO'lar açılırken köy okullarının çoğu kapandığı için çocukların kendilerine rol model alabilecekleri öğretmen sayısı da azaldı maalesef.
Köseli Köyündeki okul da benzer akıbeti yaşamış.
Kapatılan okul zamanla viraneye dönüşmüş.
Başöğretmen Mehmet Çuğu'nun aynı adı taşıyan torunu köye muhtar seçilince, "Bana verin, okul yapıp size geri vereyim" diyerek okul binasını ve arsasını Millî Eğitim'den devralmış.
Köseli İlkokulu yeniden okul olmamış ama daha güzel bir eser ortaya çıkmış.
Birçok kurum ve kuruluştan yardım toplayan Muhtar Mehmet Çuğu, Öğretmen Halil Çiftçi ile birlikte okul binasının bir bölümünü matematik, bir bölümünü de fen atölyesi yaparak, bölgedeki tüm öğrencilerin yararlanabileceği bir yapıya dönüştürmüş.
KÖSELİ'NİN DOĞASI TEHLİKEDE<br />Köseli Köyünün viraneye dönüşmüş okul binası, matematik ve fen atölyesi olarak günümüzde her gün köye gelen onlarca öğrenciye yeni ufuklar açarken, birileri de köyün altındaki cevhere gözünü dikmiş durumda maalesef.
Günümüzde "Firdevsî Ala'da, İrem Bağı'nda" sözleriyle sosyal medyada sıkça duyduğumuz bir türkü var, bilirsiniz.
Ben diyeyim "Firdevsî Ala" (cennetin en güzel makamı), siz deyin "İrem Bağı" (dünyadaki cennet).
Öylesi bir güzelliği var Köseli'nin.
Gel gör ki, üstü İrem Bağı'nı andıran Köseli'nin altındaki kalker oluşumu da günümüzün paragözlerinin dikkatini çekivermiş haliyle.
Köseli halkının, "Yapmayın, etmeyin. Köyümüze kıymayın" demelerine rağmen köyün orta yerine çimento fabrikasını konduruvermişler.
Gözünü para bürümüş olanlara bu da yetmemiş.
Bir de taş ocağı açıvermişler.
Ve fakat şu an kullanılan rezerv alanları bir gün tükenir korkusuyla, hâlen kullanılmakta olan köyün bir yamacını tahrip etmekle kalmayıp diğer yamacındaki birinci derece sit alanının altındaki kalker yataklarına da göz dikmiş durumdalar.
Engel olunmazsa oraya da kazma vurulacak.
Gazetedeki köşe komşum Şakir Demirci, doğup büyüdüğü Köseli'de oluşan manzara nedeniyle köyünün adının "Tahribat Köy" olarak değiştirilmesi gerektiğine inanıyor.
Sahi, kireç taşı çıkarmak amacıyla birinci derece sit alanı olarak tescillenmiş bir tümülüse iş makinelerini sokmak hangi aklın ürünüdür, bilemedim.
Ve fakat...
Yok mudur buna bir "Dur!" diyecek irade?&lt;/span&gt;</description></item><item><category>İsmail BAŞARAN</category><title>İsmail BAŞARAN - Madem Başladığımız Noktaya Gelecektik</title><pubDate>Mon, 20 Mar 2023 00:08:13 +0300</pubDate><link>http://www.kuzeyhaber.com/yazar-yazisi/madem-basladigimiz-noktaya-gelecektik/15605</link><guid>http://www.kuzeyhaber.com/yazar-yazisi/madem-basladigimiz-noktaya-gelecektik/15605</guid><media:content url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/2_ismail-basaran_BI8N46PK.png" type="image/jpeg" lang="tr" /><media:thumbnail url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/2_ismail-basaran_BI8N46PK.png" /><enclosure url="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/2_ismail-basaran_BI8N46PK.png" length="50000" type="image/jpeg" /><description>&lt;img src="http://www.kuzeyhaber.com/KoseYazisi/Yazar/2_ismail-basaran_BI8N46PK.png" title="Madem Başladığımız Noktaya Gelecektik" alt="Madem Başladığımız Noktaya Gelecektik" style="padding:5px;" width="300" align="left" border="0"&gt;<span>Ağa atın üzerinde kâhya yayan çiftliği dolaşmaya çıkarlar. Yolda giderken bir de bakarlar ki yeni yapılmış bir inek dışkısı. <br />Ağa: Senin hiç toprağın var mı?</span>
<span>Kâhya: Yok.</span>
<span>Ağa: Şu pisliğin yarısını yersen sana 50 dönüm toprak veririm. Biliyorsun bu gözünle görebildiğin yerler hep benim. Kâhyayı alır bir düşünce; 50 dönüm toprak sahibi olmak için, şu kadar pisliğin yarısını yemekten ne çıkar ki.. Ve eğilip yarıyı mideye indirir.</span>
<span>Yola devam ederlerken ağayı alır bir düşünce; durup dururken kâhyaya 50 dönüm toprak verdim, topraklarım 50 dönüm azaldı. Ancak sesini çıkaramaz. Koca ağa sözünden dönecek değil ya. Sabahtan akşama kadar dolanırlar çiftliği. Dönüş yoluna geçerler, çiftliğe yaklaştıklarında yine o pisliğin yanına varırlar. Ağa atın üzerinde kâhya yayan. <br />Kâhya: Ağa, şu pisliğin yarısını yersen sana 50 dönüm toprak veririm.</span>
<span>Ağa bir sağına bakınır bir soluna... Bir öne bir arkaya. Kimseler yok. İner attan ve afiyetle yer pisliğin kalan bölümünü.</span>
<span>Yola çıkarlar.</span>
<span>Tam çiftliğe geldiklerinde ağa başlar konuşmaya: Kâhya, yola çıkarken senin toprağın yoktu. Yolda inek pisliğinin yarısını yedin ve 50 dönüm toprak sahibi oldun. Dönüşte ise diğer yarısını ben yedim ve toprakları aldım. Yola çıktığımız duruma geldik. Madem başladığımız noktaya gelecektik bu oku neden yedik?</span>
<span>Peki, ben bu olayı neden anlattım? Ne bileyim, aklıma geldi anlattım işte… Siz ne anlarsınız nasıl yorumlarsınız işin orasını da bilemem elbet…</span>
<span> </span>
<strong><span><br />YOLLARA BAKAN KİM?</span></strong>
<span>Samsun’da kentin çeşitli noktalarında yollarda araçlar geziyor ve özellikle de kent caddelerinde vatandaşın sıkıntısını günden güne artırıyor. Cadde ve sokaklarda araçların yollarda vatandaşı zorladığını da görüyorum. Özellikle yollarda araçların yayaları sıkıştırması karayolunu tehlikeye sokuyor bu arada da vatandaşı zor durumda bırakıyor. Yollara bakan birilerini görüyormusunuz bilmiyorum da ben göremiyorum.</span>
<strong><span> </span></strong>
<strong><span><br />GÜNÜN SÖZÜ</span></strong>
<span>Özgür bir ülkede yaygara çok ıstırap az, baskı altındaki bir ülkede ise yakınma az, keder çoktur.<strong> (Carnot)</strong></span>&lt;/span&gt;</description></item>
</channel>
</rss>