MEB'den uyarı: Tatilde ödev baskısı yapmayın
EĞİTİM // 16 Ocak 2019 Çarşamba 14:29

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, çocuklara ara tatilde ders çalışmaları konusunda baskı yapılmaması gerektiğini belirterek, "Anne babalar, ara tatilde çocuklarına ödev yapmaları ya da ders çalışmaları için baskı kurarlarsa bilin ki yeni dönem başladığında çocuğun huzursuzluğu artacak ve verimi düşecektir" dedi

MEB'den uyarı: Tatilde ödev baskısı yapmayın

Bakan Selçuk, yaptığı açıklamada, cuma günü başlayacak  yarıyıl tatiline ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İki haftalık tatil sürecinin "eğitime ara vermek" şeklinde  algılandığına ama bu dönemin eğitsel bir yanının bulunduğuna işaret eden Selçuk,  tatilin, hiçbir şey yapılmayan bir dönem olmadığını vurguladı.

"Biz teneffüsleri bile eğitimin en yüksek veriminin alındığı bir süre  ve süreç olarak görüyoruz." diyen Selçuk, çocukların teneffüs sürelerinde, aynı  zamanda davranış, iletişim, problem çözme konusunda beceriler kazandığına dikkati  çekti.

Selçuk, "Bundan dolayı tatil kavramını da aslında yeniden düşünmemizde  yarar var. Tatil, çocuğun kendisini farklı açılardan beslediği ve duygusal  dengesini biraz daha yükselttiği bir dönem olmalı. Karne meselesi de 'Aslında  karne kimin?' sorusunu gündeme getiriyor. Karne sadece çocukların karnesi mi,  öğretmenlerin, velilerin karnesi mi? Aslında bu hepimizin karnesi. Her ne kadar  karnenin üzerinde çocuğun ismi yazıyorsa da hepimizin karnesi." ifadelerini  kullandı.

Karnelerin sol ve sağ tarafı arasındaki ilişkiye de dikkat edilmesi  gerektiğini anlatan Selçuk, "Bir çocuğun başarılı ya da başarısız olduğu doğrudan  doğruya karnenin sol tarafıyla ilişkilendiriliyorsa o zaman biz öğretimin  peşindeyizdir. Ama çocuğun karnesinin sağ tarafındaki bazı davranışlar,  özellikler de dikkate alınıyor ve çocuk bütünsel olarak değerlendiriliyorsa o  zaman çocuğun bütünsel gelişimine hürmet ediyoruz, saygı gösteriyoruz demektir."  diye konuştu.


"BAŞARI KAVRAMINI GÖZDEN GEÇİRMEMİZ LAZIM"


Bakan Selçuk, çocuklar açısından "başarı" kavramının da gözden  geçirilmesi gerektiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Annemin benim için kullandığı 'Allah muvaffak etsin' ifadesini çok  seviyorum. Çünkü muvaffakiyet kelimesi etimolojik olarak içinde vakıf olmak,  vukuf sahibi olmak, içselleştirmek, kalıcı olarak bir öğrenme değeri oluşturmak  anlamına geliyor. Öğrendiğimiz bilgiler bize hayat yoldaşlığı yapıyorsa, işe  yarıyorsa ve hayatla bağlantılıysa bir anlamı oluyor. Diğer türlü sınav sonuna  kadar unutulmayan bilgi, kısıtlı bir başarıyı tanımlamaya başlıyor.

Bu anlamda başarılı ya da başarısızlık sadece karnedeki notlarla  açıklanamaz. Bundan ziyade çocuğun arkadaşlık ilişkilerindeki, problem çözmedeki,  sosyal, duygusal alandaki başarısı, öğrenmeden haz duyup duymadığı, yeni bir şey  öğrendiğinde zevk alıp almadığı gibi konularla da ilgili. Başarı aslında bütün  bunların toplamından oluşuyor. Bunu bir nota indirgediğimizde Türkiye gibi  sınavın çok baskın olduğu ülkelerde çocuklar eğitimin hizasını kaybediyorlar ve  eğitimin dengesi bozuluyor."


"ÖNEMLİ OLAN ÇOCUĞUN TALEP ETTİĞİNİ ÖĞRENMESİNİ SAĞLAMAK"


Bakan Selçuk, ebeveynlerin, çocuklarının başarı ya da başarısızlığı  konusunda sadece karneye bakarak yargıya varmaması gerektiğini vurguladı.

Tatilde ödev yapmanın, ders çalışmanın veya çalışmamanın çocuklar  açısından bütünüyle bireysel bir faktör olduğunu anlatan Selçuk, "Bir çocuk, ödev  yapmayı seviyorsa ara tatilde yapacaktır, kitap okumayı seviyorsa 'yapmayın'  deseniz de okuyacaktır. Dönem içinde ödev yapmakta güçlük çeken çocuklarımız ara  tatilde de yapmakta güçlük çekecektir." dedi

Selçuk, tatil dönemlerinde, çocuğun kendi talep ettiği öğrenmelere  yönelmesinin önemli olduğunu belirterek, "Önemli olan öğrenme hazzına hizmet  edebilecek herhangi bir şeyi öğrenmesi. Bu konuda da aşırı bir baskıyla 'şunları  oku' ya da 'şunları okuma' biçiminde yaklaşmak uygun değil. Çocuğun, merakını  yeşertecek alanlarda, ilgisinin ve yeteneğinin buluştuğu konularda okumasında  fayda var." diye konuştu.

Çocuğun ilgi duymadığı ama zorunlu olduğu bir konuda çalışmasının  kalıcı değer oluşturmayacağını vurgulayan Selçuk, "Çocuk, yeteneğinin olduğu bir  alanda ilgisi de varsa o zaman doruk noktada, çok üst seviyede bir öğrenme hazzı  yaşayacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, şöyle konuştu:

"Çok net olarak ebeveynlerin çocuklarına ara tatilde ders çalışmaları  konusunda baskı yapmamasını bekliyoruz. Anne babalar, ara tatilde çocuklarına  ödev yapmaları ya da ders çalışmaları için baskı kurarlarsa bilin ki yeni dönem  başladığında çocuğun huzursuzluğu artacak ve verimi düşecektir. Bu nedenle  fiziksel hareketin arttığı, duygusal olarak iletişimin yükseldiği, çocuğun daha  sosyal ortamlarda bulunduğu ve ilgisinin temel alındığı birtakım faaliyetlere  yöneldiği bir bakış açısına ihtiyacımız var. Anne babalar, lütfen çocuklarımızı  zorlamasınlar.

Burada 'çocuk zorlanmasın' anlamında söylemek istemiyorum. Çocuk,  hoşlanmadığı değil ama ilgili ve yetenekli olduğu bir alanda zorlanabilir. Ama  ilgisinin olmadığı, çocuğun kendisini yetenekli hissetmediği bir durum varsa da  zorlamak çok olumsuz neticelere yol açabilir. Diyelim ki çocuk enstrüman  çalmaktan hoşlanıyorsa orada biraz zorlanabilir, yani kolay bir öğrenme yok. O  sebeple çocukların sevdikleri, ilgi duydukları alanlarda zorlanması, mücadele  ruhlarının geliştirilmesi, sabırlarının artırılmasında yarar var. Bir çocuk ne  kadar sabırlı, dirayetli, azimli olursa yaşam başarısı da o kadar yüksek oluyor.  Dolayısıyla ara tatilde çocuğun sabrını, azmini ve dirayetini geliştirici doğa  etkinlikleri, sosyal faaliyetler, fiziksel bazı aktiviteler yapılabilir."


"ÇOK PARLAK BİR ÖĞRENCİLİĞİM OLMADI"


Çocukluk dönemindeki karne anılarını da paylaşan Bakan Selçuk, "Benim  aslında çok parlak bir öğrenciliğim olmadı. Okulla arası çok iyi olan bir çocuk  değildim. Benim için okul, arkadaşlıklar, sevdiğim öğretmenler ve özellikle ders  dışında futbol ve benzeri etkinliklerdi. Bu açılardan okula gitmek çok  değerliydi." diye konuştu.

Çocukluğunda okulda soba yandığını, o sıcak ortamın da kendisi için  çok önemli olduğunu anlatan Selçuk, şöyle devam etti:

"Karnemde zayıf olacağını genelde bildiğim ve bu benim için sıradan  bir olay olduğundan daha çok annem ve babamın ne düşüneceği konusuna  yoğunlaşırdım. Okula gidip de karneyi aldıktan sonra dönüş yolu genellikle çok  azap dolu bir yol olurdu. Beklenti çok önemliydi, 'Acaba her zamanki gibi belli  bir oranda mı zayıf var yoksa bu sefer artmış mı?' Zayıf sayısı biçiminde bir  karşılaştırma olduğu için çok fazla mağduriyet de yaşamazdım. Genellikle de  ikinci dönem hırs, çalışma azmi gelirdi ve ikinci dönem son anda toparlayıp belli  çalışmaları bitirmek gibi bir alışkanlığım vardı. Ama benim asıl hoşlandığım şey,  sevdiğim oyunları oynamak, çizgi romanları okumak ve arkadaşlarımla beraber  olmaktı. Bunun dışında kalan bütün eğitimsel faaliyetler, herkes yaptığı için  yaptığım davranışlardı."


"SIKINTILAR YAŞADIM"


Şimdilerde daha sakince karşılanmasına karşın geçmişte karnelerin  ağırlığının, öğretmenlerin karne üzerindeki otoritesinin daha fazla olduğunu  anlatan Selçuk, bir kere, notlarını değiştiren arkadaşlarına uyup uymamakla  ilgili, kendisine ahlak sınavı gibi gelen bir olay yaşadığını ama en sonunda  ailesine karnesini olduğu gibi götürdüğünü dile getirdi.

Bu olayı hiç unutamadığını ifade eden Selçuk, şunları kaydetti:

"Bizim aile çok kalabalıktı, 6 kardeştik. Çok sayıda karne geldiği  için karneler arada kaynardı. Karneyi bırakan ya kaçardı ya da karnesi iyi olan  ödül almak için gösterirdi. Aslolan maraton koşmak. Belirli karnelerde iyi ya da  kötü olmak değil de uzun soluklu olarak bir kişinin ne yaptığını daha çok  önemserim.

Öğrencilik dönemimde 4,5 yaşında ilkokula başlayan birisi olarak bazı  sıkıntılar yaşadım. Küçük olduğum için anlamadığım ya da henüz olgunlaşmadığım  için fark etmediğim, kavrayamadığım birçok şeyin benim zekamla ilgili olup  olmadığı konusundaki yargılar çok dikkatimi çekmiştir. Bir sınıftasınız, herkes  anlıyor ama ben anlamıyorum. Zamanı gelmediği için yapılamayan şeyleri, sanki  benim yeteneksizliğimden ya da beceriksizliğimden kaynaklanıyormuş gibi  algıladığım çok uzun yıllar oldu. Ama sonra sınıfta kalarak bunu telafi ettim ve  durum düzeldi. Sınıfta kalmak bana çok iyi geldi yani."